İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı bir "merkez"de minicik çocuğun darp ve stismara uğradığına dair iddialar gündemde.

İddialar korkunç.

Yargı neye karar verirse o doğrudur.

Biz, yargının yetki alanına girmeyelim.

Süreci takip edelim.

Ve fırsattan istifade, “çocukların kreşlere, dedelerle ninelerin ise huzurevlerine bırakılması” üzerinde duralım.

*

Kreş, “hayvan yemliği” anlamına geliyor bildiğiniz gibi.

Hayvanların beslendiği yer.

Bu isimlendirme beni rahatsız ediyor, onun için, anaokulu, çocuk yuvası, çocuk bakımevi, bebek bakımevi demek istiyorum ama bunlar da içime sinmiyor.

Bir vakitler, bakacak kimsesi kalmamış çocuklar için kurulan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu vardı.

Yetkileri Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne devredildi.

Korunmaya muhtaç çocuklar için çocuk evleri, sevgi evleri var.

Anne-baba yoksa, ailede çocuğa bakmak isteyen birileri yoksa çocuk güvenilir bir ortamda değilse elbette sahip çıkılacak…

Ben…

Hem o çocuklar için hem de anneleri babaları olduğu halde “yuva”lara bırakılan bebeler için çok üzülüyorum.

Ben de onlardan biriyim de bundan dolayı hassasım belki de…

Benimkisi “istisnai” bir durum, işkence görmüşüm oralarda.

Çoğu yer böyle değil tabii, çocuklara büyük hassasiyetle bakmaya çalışan yerleri biliyorum.

Yine de annesi babası olduğu halde, 2-3 yaş arası çocukların hatta 18-24 aylık bebeklerin kreşlere- gündüz bakımevlerine bırakılmasını çok yadırgıyorum.

Anne baba çalışınca, bakacak bir aile büyüğü de olmayınca “mecburen” buralara “bırakılıyor” çocuklar, bebekler…

Hiç kimse çocuğunu, bebeğini “bıraktığını” kabul etmez tabii, bunu söylemek zor gelir.

Onun için de, bebelerin buralarda geliştiği, sosyalleştiği filan söylenir.

Bu doğru mu?

Ben istisnayım.

Bizim zamanımızda, bebelere anneleri, ablaları, nineleri bakardı.

O zamanların bebeleri hiç de asosyal filan değildi, hatta şimdikilerden çok daha sosyal, çok daha girişkendi.

Şimdi ise çoğunun bakımı gün boyu “kreş anneleri”ne, “kreş ablaları”na emanet ediliyor.

Kimileri de, eve “bakıcı anne” tutuyor.

Ve bebeler de o kadar sosyal olmuyor, büyümüşlerinin çoğu da topluluk önünde konuşmaktan çekiniyor.

Bebelerin bakımı paylaşmak kapitalizmin yol açtığı vaziyet.

Kadın istihdam oranının arttıkça artması hedefleniyor ve bu oran arttıkça, çocuk sayısı azalıyor, her şeye rağmen dünyaya getirilenlerin bakımı da paylaşılıyor.

Ben ev hanımı oranının arttığı bir toplumdan yanayım.

Kadın elbette çalışabilir, bazı alanlarda mutlaka çalışmalıdır ama “kadın istihdamını” arttırmak gibi bir hedef olmamalıdır.

*

Bizde “çalışan kadın”ın “güçlü kadın” olduğu söylense de rakamlar böyle demiyor…

Zira, çalışan kadınların yüzde 60’ı asgari ücrete talim ediyor.

Bu oran erkeklerde yüzde 40.

Demek oluyor ki “kadın” çalıştırmak, patronajın işine geliyor!

Asgari ücretle çalışan, çalışmak mecburiyetinde bırakılan kadınların 3’te biri İstanbul, Ankara ve İstanbul’da yaşıyor.

İstanbul için düşünün; hanımefendi sabahın köründe yollara dökülecek, insanların sırt sırta dizildiği otobüslerle işine ulaşacak…

Akşam, yine aynı çileyi çekerek evine dönecek…

Gidiş iki saat, dönüş iki saat dört saat yollara, sekiz saat çalışmaya…

Etti 12 saat.

Sekiz saat uyku…

Yirmi saat.

Yemek, ev işi derken…

Ne kalacak geriye?

Araya bir de bebeyi, bebeleri kreşe bırakma ve kreşten çocuk alma fasıllarını girin…

Bunu da anne baba bölüşecek mecburen.

Bir formül bulanacak…

Sabah kreşe bıraktın, akşam kreşten aldın bebeyi…

Koştur, koştur…

Eve yorgun argın geldin.

Bebeyle, bebelerle ne zaman ilgileneceksin?

*

Eskiden büyük aileler çoğunluktaydı.

Anne, baba çalışsa bile çocuklara nineler, dedeler bakardı.

Şimdi o ailelerden pek kalmadı.

Yeni 2 +1, 1+1 ağırlıklı ev modelleri de buna müsait değil zaten.

Yaşlıların çoğu çoluk çocuklarından, torunlarından ayrı yaşıyor.

Beyini, hanımını kaybeden yaşlı yapayalnız kalıyor.

Onlar için de “huzurevi”, “yaşlı bakım ve rehabilitasyon merkezi” denilen yerler var.

Batı, huzurevini icat etmiş ki…

Gençler yaşlılara bakmak için işlerinden olmasın, özellikle “çalışan kadın oranı” azalmasın!

Kapitalizm böyle bir şey…

Varsa yoksa sömürü!

*

Biz buna mahkûm muyuz değil miyiz?

Mahkûmsak kendimizi hiç üzmeyelim, iddialı konuşmalar yapmayalım.

Değilsek…

Olmadığımızı gösterelim!

Mesela…

Ev hanımlığını kıymetlendirecek adımları atalım.