Toplumlar bir anda çökmez. Bir sabah uyanıldığında şehirler yıkılmış, kurumlar dağılmış, aileler parçalanmış olmaz. Çöküş sessiz gelir. Önce kalplerde başlar, sonra evlere girer, ardından sokaklara yayılır. En sonunda devletin duvarlarına dayanır. Bir milletin sonunu çoğu zaman düşman orduları değil; günahın normalleşmesi, adaletin kaybolması, utanma duygusunun yok olması hazırlar.

Bugün birçok insan “Neden huzur kalmadı, neden bereket azaldı, neden güven kalmadı?” diye soruyor. Cevap dışarıda değil, içeridedir. Çünkü insan bozulursa aile bozulur, aile bozulursa toplum bozulur, toplum bozulursa devlet sarsılır.

Zina sıradanlaştırıldığında ilk yıkılan kurum ailedir. Aile, toplumun direğidir. Direk kırılırsa çatı ayakta kalamaz. Sadakatin küçümsendiği, iffetin alaya alındığı, nikâhın değersiz gösterildiği yerde sevgi de güven de ölür. Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de “Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.” (İsra, 32) buyurur. Dikkat edilirse Rabbimiz sadece zinayı değil, ona götüren yolları da yasaklamıştır. Çünkü haram çoğu zaman bir anda değil, adım adım gelir. Bugün nice yuvalar aldatmalar yüzünden dağılıyor, nice çocuklar anne-baba kavgası arasında büyüyor, nice gençler sevgiyi heves zannediyor. Oysa zina sadece iki kişiyi kirletmez; nesilleri yaralar.

İçkinin yaygınlaştığı yerde ahlak çöker. Çünkü içki sadece aklı örten bir madde değildir; insanın iradesini de zayıflatır. Utancı azaltır, öfkeyi artırır, kontrolü yok eder. Kur’an-ı Kerim’de “Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları şeytan işi pisliklerdir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide, 90) buyurulmuştur. Peygamberimiz (sav) de içkiyi “bütün kötülüklerin anası” olarak nitelemiştir. Bugün nice trafik kazaları, aile içi şiddet olayları, cinayetler, küfürler ve pişmanlıklar sarhoşluğun gölgesinde yaşanmaktadır. Bir kadeh keyif diye başlayan şey, çoğu zaman bir ömürlük pişmanlığa dönüşmektedir.

Faiz yaygınlaştığında ekonomi görünüşte büyüse bile ruhen çöker. Çünkü faiz bereketi kaldırır. İnsan emeğini sömürür, borçluyu daha fazla borçlu yapar, zengini daha zengin ederken fakiri daha da ezer. Allah Teâlâ “Allah faizi mahveder, sadakaları ise bereketlendirir.” (Bakara, 276) buyurmuştur. Bir başka ayette ise faizde ısrar edenlere karşı Allah ve Resulü tarafından savaş açıldığı bildirilmiştir. Bu ifade, faizin ne kadar büyük bir zulüm olduğunu göstermeye yeter. Bugün insanlar yıllarca çalışıp sadece borç ödemeye uğraşıyor, ev almak isteyen ömrünü ipotek ediyor, gençler daha hayata başlamadan yük altında eziliyor. Sayılar büyüyor ama huzur küçülüyor.

Kumar yayıldığında nesiller çürür. Çünkü kumar emeksiz kazanç hırsıdır. Alın teri olmadan kazanma arzusu insanın karakterini bozar. Sabır yerine hırsı, çalışma yerine hayali, üretim yerine bağımlılığı koyar. Bugün eski kumarhanelerin yerini telefon ekranları aldı. Sanal bahisler, şans oyunları, dijital tuzaklar gençlerin cebini değil, geleceğini boşaltıyor. Nice aileler borç batağına düşüyor, nice gençler umutlarını kaybediyor. Kumar sadece para kaybettirmez; zaman, şahsiyet ve umut da kaybettirir.

Rüşvet yaygınlaştığında adalet mezara gömülür. Hakkın konuşması gereken yerde para konuşmaya başlar. Mazlum kapıda bekler, zalim içeride işini bitirir. Peygamberimiz (sav), rüşvet alanı da vereni de ağır şekilde uyarmıştır. Çünkü rüşvet sadece bir para alışverişi değildir; bir yetimin hakkını çalmak, bir mazlumun bedduasını almak, bir toplumun vicdanını yaralamaktır. Eğer bir ülkede işini dürüstçe yapan değil, cebinden veren kazanıyorsa orada hukuk değil menfaat hüküm sürmektedir.

Torpil yaygınlaştığında sistem çöker. Ehliyet sahibinin geri bırakıldığı, liyakatsizin öne geçirildiği toplumlarda kurumlar ayakta kalamaz. Kur’an-ı Kerim’de “Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder.” (Nisa, 58) buyurulur. Makamlar dostluğa göre dağıtılırsa iş bilmezler yönetici olur, çalışanlar küser, güven kaybolur. Bir bina çürük malzemeyle yapılırsa dışı güzel görünse de ilk sarsıntıda yıkılır. Devletler de böyledir.

Bugün birçok insan çözümü sadece ekonomide, teknolojide veya yeni projelerde arıyor. Oysa ahlak olmadan güç fayda vermez. Adalet olmadan zenginlik huzur getirmez. Aile olmadan toplum yaşayamaz. Vicdan olmadan kanunlar yeterli olmaz.

Kur’an-ı Kerim’in hükmü açıktır: “Bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Rad, 11)

Demek ki değişim önce kendimizden başlayacak. Evlerimizde doğruluk olacak. Ticaretimizde helal olacak. Dilimizde edep olacak. Görevlerde liyakat olacak. Mahkemelerde adalet olacak. Gençlerde haya olacak.

Unutulmamalıdır ki toplumlar dışarıdan yıkılmadan önce içeriden çürür. Ve yine dışarıdan değil, içeriden dirilir. Eğer yeniden ayağa kalkmak istiyorsak önce kalplerimizi, sonra evlerimizi, sonra toplumumuzu düzeltmek zorundayız. Çünkü kurtuluş bina yapmakta değil, insan yetiştirmektedir.