Değerli okurlarım tapınakçılar Gazze’de başlattıkları katliamlara zinde dünyanın gözü önünde ateşkese rağmen yenilerini ekleyerek Gazze hem de Batı Şeria’yı daha yaşanmaz hale getirmek için gecesini gündüzüne katmış var güçleri ile çalışıyorlar.

Gazze ateşkes süreci iki yüz günü aşkındır devam ediyor. Gazze halkı açlığa susuzluğa mahkum sözde süreç işlerken, İsrail Lübnan’ı da işgal ederek acımasız katliamları ile yerli halkı taciz edip işgal hareketini tüm dünyanın gözü önünde sürdürüyor.

Siyonist kasap, sapık inancını yaymak için sarı gavuru da önüne katıp evanjelistlerle birlikte tüm bölgede işgal hareketini sürdürmeye devam ederken İran saldırısı ile bir taşla üç kuş vurduğu hezeyanı içinde.

Körfezin yapay devletlerini esir almışlığın rahatlığı ile başlattığı İran saldırısında çamura batacağını düşünmek şöyle dursun,6 saatte teslim alır ve Venezüella’da yaptığı gibi petrole çökerim hayali aynı zamanda Trump gavurunun kâbusu oldu ve olmaya da devam ediyor.

1979’daki rehine krizinin fiyasko ile sonuçlanması nasıl Jimmy Carter’ın sonu olduysa, İran’a saldırı sadece sarı gavurun değil aynı zamanda ABD’nin de sonunun başlangıcı olacağı ümidi içindeyim.

Narsist, psikopat ve sapık sarı gavur eline tutuşturulan ipin sağlamlığına güvenerek İran gibi kökü sağlam bir devlete korsanca saldırıp dini liderleri ile beraber 185 minik öğrenciyi hunharca katletmesi ve her gün savurduğu içi boş tehditler hem kendi sonunu hem de ABD’nin sonunu başlattı.

Bu gelişmelere tek tük çatlak sesler dışında tüm dünyadan ortak bir ses var ve arşa yükseldi. Mazlum halkların âhı insanlık vicdanında mâkes buldu.

Hem Trump hem Netanyahu sadece itibar kaybetmediler aynı zamanda tarihin karanlık sayfalarına isimleri lanetli yazılacak.

Birleşik Arap Emirlikleri ve terörist kürt gruplarına güvenerek bölgeyi savaş alanına çevirerek geriden film seyretme sevdası da boşa çıkacak ve İran ABD’yi er yada geç dize getirecek.

Geçen hafta ikincisine şahit olduğunuz Sumud hareketinin üçüncüsünün ve hatta diğerlerinin de yolda olması Gazzeli mazlumların yeni umudu ve amaç her ne şartta olursa olsun öncelikle ablukayı delmek ve mazlum halkla direkt temas kurmak ve farkındalık oluşturarak insanlığa yeni çağrılar yaparak zalimin zulmünü sonlandırmaktır.

Bu hareket aynı zamanda dünyamızın duyarlı halklarının kıyamı için bir motivasyon aracı ve Kasap Netanyahu’nun da sonunu hazırlayan omurgalı insani bir duruş.

Farklı dil, din ve milletten binlerce gönüllünün filoya katılmak için sıra bekliyor olması onur verici, zalime korku salma adına da umut verici .

Sumud Umudu tesadüfi bir umut değildir. Felaket ortasında bile ağaç diken Filistinli çiftçinin, evi yıkıldığı halde anahtarını saklaması, okulu bombalanan çocuğun defterine yarın yazmasının umududur. Bu umut, sonuca değil, eylemin kendisine dayanır.

Çünkü sumud varlığını inatla sürdürme umuduyla yaşıyor ve daha uzun sürede yaşayacak. Yok edilmeye çalışılan bir halk için her sabah uyanmak, inatla zeytin ağacı dikmek başlı başına bir direniş ve başlı başına bir umuttur.

Bu umut, iyimserliğin ötesinde ahlaki ve manevi bir duruştur. Bitecek olsa bile ben buradayım, diyen iradenin ta kendisidir.

Sumud umudu, bir son beklentisi değil, bir anlam üretme biçimidir. Yıkımın ortasında var olmayı seçmenin, köklerin kesilse bile toprağa yeniden tutunmanın adıdır.

Gazze kıyamı ile zalime karşı direnen halkın dik duruşu siyonizmin sonunu getirmesi babından çok değerli. İsrail vatandaşı olmak büyük cesaret istiyor artık. Zaten aklı başında Yahudiler de ülkelerinden kaçmanın yollarını arıyorlar. Bu gerçeklik giderek tüm dünyada hissedilir oldu.

Böyle giderse Amerika rüyası da çökecek ve aynı akıbeti Amerika vatandaşları da yaşayacak umudum giderek yeşeriyor.

Gönül coğrafyamızı ateş topuna çeviren İsrail ve ABD ülkemizi de bu topun içine çekmek için var gücüyle mücadele ediyor.

Devletimizin dik ve dirayetli duruşu sayesinde ülke topraklarımız adeta vahayı andıran bir sükunet içerisinde.

Sağlık ve mutluluk dileklerimle.