Rabbimiz “Zinaya yaklaşmayın!” buyuruyor.

“Zina yapmayın!” değil, “yaklaşmayın!” bile!

Yasaklanan sadece zina eylemi değil, buna sebep olacak her türlü davranış, ortam ve yakınlaşma!

Uçurumun kenarında etrafı izlerken, sizi sevenler “Dikkat et, fazla yaklaşma!” derler.

Yoksa…

Ayağın kayar, başın döner, uçurumdan aşağı yuvarlanırsın Allah korusun!

*

“Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz!” denir.

Ben bu güzelliği hiç yaşamadım ama gördüğüm anneler evlâtlarının üzerine titrerler.

Yüce Allah’ın sevgi ve merhametinin yanında, okyanusta bir damla değildir bu büyüklük.

İnsanoğlu sürekli olarak nankörlük etse de, isyan etse de…

Rabbimiz, tövbe kapısını son nefese kadar açık tutar.

“Zinaya yaklaşmama” emri de, bu sonsuz merhametin eseridir.

*

Rabbimiz, “Yaklaşmayınız!” emrini sadece zina, fuhşiyat için vermiyor.

Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın!” buyuruyor.

Harama götüren bütün yollardan, birlikteliklerden, ortamlardan uzak durmak.

Tedbirli olmak.

Uçurumun kenarına yaklaşmamak!

*

İnsanoğlu, günahlarına bahane üretmekte çok mahir.

Kötü yollardan para kazananlar, bu yaptıklarına mutlaka kılıf uyduruyorlar.

İş takipçiliği yapan bir gazeteciye “Olmadık ilişkiler içindesin, çok günah!” dediğimde, “Bunca yılın birikimi var, nice tanıdık edindik. Başkalarının ulaşamadıkları yerler bana bir tuş uzaklıkta. Bu birikimin hakkı yok mu?” demişti!

Sen mesleği “ilişkiler üzerinden para kazanmak” için mi yaptın?

Menfaat elde ettiğin kişi yanlış yapsa yazabilecek misin?

Kazanacağın paralardan, elde edebileceğin başka menfaatlerden vazgeçebilecek misin?

*

Harama götüren nice tehlike var.

Günah, haram işleri olunca çok geniş davranabiliyoruz.

Kendimizi kandırmak için bin türlü gerekçe bulabiliyoruz.

Bir başka meslektaşa “Sizin patronun kumarhanesi var!” dediğimde…

“Devlet de kumardan gelir elde etmiyor mu?” karşılığını almıştım…

“İmamlar bile maaşlarını o havuzdan almıyor mu?”

Savunma mekanizması nasıl çalışıyor görüyorsunuz.

“Herkes yapıyor aslında!” diyerek kendisini kalabalıklara karıştırmaya çalışıyor uyanık!

Kendi eylemini “daha az yanlış” göstermeye çalışarak vicdanını rahatlatıyor.

Bir kişi, yaptığı işten rahatsızlık duyuyorsa ve o işin “getirilerinden” vazgeçmek istemiyorsa…

İçi sıkılır.

Bu sıkıntıdan kurtulmak için de sorumluluğu başkalarına yüklemeye çalışır.

Devlet adamlarını, cami görevlilerini öne çıkartmak, savunmanın en rahatlatıcı yoludur.

Böyle tavırlara çok denk gelmişimdir.

“Hadi camiye gidelim, bak ezan okunuyor!” dediğimde…

“Ya git işine arkadaş, bu kadar çok kötülüğün olduğu dünyada Allah bizi mi cehenneme atacak!” karşılığını verebilmişti arkadaş.

*

Kalbimizi, vicdanımızı baskı altına almasak…

“Dünyevi menfaat” odaklı düşünmesek…

Helâl olan beş liranın haram olan bin liradan çok daha büyük olduğunu anlayabilsek.

“Bereket” kelimesi üzerine, (yapay zekâya, arama motoruna, ezberlediğimiz metinlere başvurmadan) bir A-4 kağıtlık güzel bir kompozisyon yazabilecek duruma gelebilsek, uçurum kenarlarından uzak duracağız…

*

Bizler uçurumun kenarlarında dolaşıyoruz…

Daha da kötüsü başkalarını da yanımıza çağırıyoruz.

Tıpkı, uyuşturucuya bulaşanın zehiri yaymak, dolayısıyla piyasayı genişletmek istemesi gibi…

Piyasa…

Cehennemde tanıdıklardan birileri de olsun istiyoruz demek!

Belki de “Ateşin gücü çok kişiye dağılırsa bizi daha az yakar!” diye düşünüyoruzdur!