Dünyanın doğusunu, çocukluğun doğduğu yer yani çocukluğun doğuşu; dünyanın batısını da çocukluğun battığı yer yani çocukluğun batışı olarak ifade etsek sanırım isabetli bir benzetme yapmış oluruz. İnsanlık tarihi boyunca çağlar değişti ama bir şey hep aynı kaldı. Binlerce yıllık zaman döngüsünde en fazla mağdur edilenler ne yazık ki hep çocuklar oldu. Üstelik bugünde değişen pek bir şey yok.
Medeni dünyanın ve özgürlüğün başkenti olarak kabul edilen Amerika’da, bir adada yaşanan ve kız çocuklarına yönelik fuhuş, genetik deneyler, adrenokrom ve cinayet iddiaları gibi detayların olduğu çok gizli dosyalar dünya kamuoyuyla paylaşıldı. Bazı fotoğraflar ve videolarda sosyal medyada çokça yer aldı. Ve insanın merhametsizliği karşısında bir kez daha ürperdik.
Aslına bakarsanız bu utanç vesikaları, batılı toplumların özellikle Avrupalı milletlerin kültürel ve tarihsel kodlarını bilenler için çok şaşılacak şeyler değil. Çocuğu; günahkâr, suçlu, Tanrı’nın insanları cezalandırmak için yarattığı bir varlık olarak gören Avrupa’nın, çocuğa bakışı son iki yüzyılda kısmen değişti. Üstelik bu değişim sadece kendi çocuklarına yani batılı çocuğa özgü. Avrupa’nın ve Amerika’nın tarihi, çocukların sayısız trajedileriyle dolu.
Mesela antik çağda, babalar çocuklarını köle olarak satabilme ve hatta öldürebilme hakkına sahiptiler. Çocukları günahkâr ve suçlu bireyler, yetişkinlerin küçük bir minyatürü olarak görenler, çocukları madenlerde çalıştırdılar, gelişen sanayileri için ucuz işgücü kaynağı olarak gördüler. Hatta bazen de timsah yemi olarak kullandılar. Belçika’nın sömürgesi olan Kongo’da, Kral II. Leopold tarafından binlerce çocuğun elleri ve bacakları çapraz şekilde kesildi. Gerekçe, çocukların yeteri miktarda pamuk, kauçuk vb. toplayamamasıydı. Henüz 1950’lere kadar, Avrupa’nın başkentlerinde “insanat bahçeleri” vardı ve bu bahçelerde Afrika’lı çocuklar ve yetişkinler sergileniyordu.
Doğu toplumlarında çocuk kuşkusuz çok daha değerliydi. Özellikle İslamiyet’le birlikte çocuklar Allah’ın bir emaneti olarak görülmeye başlanmış ve çocuğun korunmasına özen gösterilmiştir. Sevgili Peygamberimiz, kız çocuklarının öldürülmesini yasaklamıştır. Bu dünyanın ilk evrensel çocuk hakları bildirgesidir. Dünyada modern anaokullarının ilk örneği olarak kabul edilen “sıbyan mektepleri” Fatih Sultan Mehmet Han zamanında kurulmuş ve daha 15. yüzyılda henüz dört yaşından itibaren çocuklara eğitim olanağı sunulmuştur. Okula başlayan çocuklar için “Âmin Alayı” “Dua Alayı” gibi törenler düzenlenmiştir. Avrupa’da ilk anaokulu (kindergarten) ise bundan dört yüzyıl sonra 1837’de Almanya’da, Friedrich Wilhelm August Fröbel tarafından kurulmuştur.
Dünyanın bütün milletleri bugün çocukların canına, kanına ve yaşamına tasallut olmuş bir vahşet şebekesiyle karşı karşıya. Bu sadece Müslümanların veya Hristiyanların değil bütün insanlığın meselesi. Dün Gazze’de günahsız masum yavruları bombalarla katledenlerle, Amerika’daki utanç adasında çocuklara tasallut olanlar aynı kişiler. Katili hepimiz biliyoruz. Geride bıraktığımız iki yüzyıldaki bütün vahşet manzaralarında aynı habis ruhun eli var. Kaostan, kandan, cinayetten ve katliamdan beslenen sapkın bir ideoloji. Sadece kendini seçilmiş ve kutsal gören hasta bir ruh.
İnsanlığın bu derin uykudan uyanması ve bu ölüm sessizliğinden kurutulması için daha başka ne olması lazım. Şayet Allah’ın bir kurtarıcı daha göndermesini bekliyorsak, o kurtarıcı bir daha gelmeyecek. Bugün yek vücut halinde, dünyanın tüm çocuklarını, masumlarını ve mazlumlarını savunmazsak, yarın belki bize başka bir fırsat daha verilmeyecek…
Vesselam…