0

Rüyası olanın geleceği de olur. Rüyadan yoksun, hayallerden yoksun olanın da ne geleceği, ne de özgür dünyası olabilir.

İnsanoğlunun cürmü düşüncesi kadardır. Ufku kadardır. Ufuk ötesini aşamayan düşünceler gerçekliğe bürünemez.

Arayış içinde olan, varoluşun sınırlarını varlık sancısı ile keşfedebilen, sınır ötesini rüyalarıyla süsleyebilenler bir gün gelir rüyaların gerçekleşmiş olduğunu görerek yeni rüyaları düşler, niyetlerini yepyeni rüyalarla anlamlandırırlar.

İnsan bir başka ifade ile himmeti kadardı. Yada aradığı, peşine düştüğü rüyası kadardır.

Türk'ün rüyası olmasaydı, sevdası olmasaydı şu anda üzerinde yaşadığımız mekanlar Türk yurdu, Müslüman yurdu olarak adlandırılamazdı. Orta Asya'nın siteplerinden bir rüya, bir sevda aşkına ta Viyana içlerine kadar gittik. Yıllarca karabasanlar tarafından inkıtaya uğrayan rüyalarımızı şimdi yeniden görmeye başlamamız birilerini tedirgin edebilir. Varsın onlar tedirgin olsunlar.

Yapılması gereken öncelikle kendimize düşler kurmak. Bu kurulan düşlerin gerçekleşebileceğine olan inancımızı kuvvetlendirip var gücümüzle bu düşlerin, rüyaların gerçekleşmesi için mücadeleye girmek.

İnanın işte o zaman bütün kainatın gizli orduları, bu düşlerin gerçekleşmesi için yardıma koşacaklardır. Yeter ki düşlerimizin bir gün gerçekleşeceğine olan inancımızda samimi olalım.

Hedeflerimizin, bir başka ifade ile, niyetlerimizin gerçekleşip gerçekleşmemesi inancımızın netliğine bağlıdır. Ne kadar samimiyet o kadar gerçeklik.

Utanç Duvarı diye bilinen Berlin Duvarı, Doğu Almanya vatandaşlarının Batı Almanya'ya kaçmalarını önlemek için 13 Ağustos 1961 yılında yapımına başlanmış ve iki dardeş toplumu 46 kmlik bir beton duvarla birbirlerinden ayırmıştı. Tam 28 yıl aradan sonra 09 Kasım 1989 da iki kardeş toplumun birlikte yaşama düşleri bu beton duvarları yok etmeye yetmişti.

Bugünlerde büyük gösterilerle bu Utanç Duvarı'nın yıkılışının yıldönümü kutlamaları yapılıyor.

Almanya'nın II. Dünya Savaşı'nda büyük bir yenilgi yaşamasından sonra Berlin ,Amerika, İngiltere, Fıransa ve Rusya kuvvetlerince işgal edilmiş ve dört parçaya bölünmüştü. Suni olarak örülen bu duvarlar zamanla halkın içinde büyüyen birlik ve beraberlik umuduna karşı koyamayarak yıkılmak zorunda kalmıştı.

Aynı Utanç Duvarı Osmanlı bakiyesi ülkeler arasında da var. Her ne kadar bu duvarlar fiziki bir duvar olmasa da, dikta yönetimler tarafından uydurulmuş görünmez çelik duvarlar bunlar. Bu duvarların da artık kaldırılmasının zamanı çoktan geldi. Asırlarca birlikte yaşayan, birlikte sevinen, birlikte ağlayan, birlikte savaşan bu kardeş toplumlar yeniden bir olmak zorunda. Berlin Utanç Duvarı nasıl yıkıldı ise Osmanlı bakiyesi ülkeler arasına örülen suni duvarlar da kaldırılmalıdır. Güçlü olabilmek ve güçlü kalabilmek için bir olmak zorundayız.

Batılılar sorunlarını aklı selimle çözmede mahir olurken biz neden olamıyoruz? Avrupa'nın herbir ülkesi birbirine kanlı bıçaklı düşman iken, aralarında ortak birliktelikler kurabilirlerken, biz özbeöz kardeşler iken neden rüyalarımızın gerçekleşmesi adına canla başla çalışmayalım? Kıralım artık esaret zincirlerini, bir olabilmenin özgürlüğünü tadalım artık.

Yeni Türkiye, adına layık varlık kazanabilmesi için eski Türkiye'de yaşanılan sıkıntıları, algıları, toplumu geren ırkçılığı ve suni anlayışları göz önünde bulundurup geniş çaplı bir yenileşme çalışmasına girmelidir. Eğitimden, soysal kurumlara, ekonomiden, dış politikaya, siyasi oluşumlardan askeri yapılanmalara kadar yep yeni bir anlayış getirilmelidir. Başkanlık sistemi de bu anlamda vazgeçilmez olarak önümüzde duruyor.

Bu anlamda öncelikle yapılması gereken zihnimize yerleşmiş yanlış algıların ve anlayışların değiştirilmesi ile başlanılmalı. AK SARAY, Yeni Türkiye'nin beyni olacak. Rüyaların gerçekleştirileceği idari merkez olacak. Dünya'nın AK SARAY'dan idare edildiğini hep birlikte göreceğiz. Bu konuda kafamıza yerleştirilmek istenen suni prangalardan kurtulmak zorundayız. TOPKAPI nasıl ki asırlarca dünyanın idare merkezi idiyse, AK SARAY da gelecek yüzyılların idari merkezi olacak.

Lakin, AK SARAY'dan yönetilirken bu mefhuma layık olmayan, dünya devleti olma vizyonundan yoksun; kafa yapısı hala 1990'larda takılı kalmışların ivedilikle hassas noktalardan arındırılması gerekir. Yeni Türkiye vizyonsuz, misyonsuz, rüyasız, düşsüzlerin eleştirilerine kulak asmadan yoluna devam etmelidir.

Güç ve buna bağlı olarak başarı, ne maddi değerlerin çokluğunda ne de elde olan imkanların kullanılmasındadır. Güç ve başarı Kanuni İlahiye'ye uygun şartları yerine getirme azmindedir.

Cennet mekan Fatih Sultan Mehmet de bu gerçeği bildiği için öncelikle toplumun eğitilmesine önem vererek, bilfiil bu işe kendisinden başladı. Fenden, edebiyata, lisan'dan siyasete her sahada saygın hocalardan aldığı derslerle zirve yaptı. Rüyasını gerçekleştirmek için azmetti, mücadele etti. Liderlik ettiği toplumu da aynı kendisi gibi yetiştirip bütün insanlığa unutulmaz misyon ve vizyonlar bıraktı.

Yeni Türkiye son dönemlerde dış düşmanlardan ve onların işbirlikçileri olan münafıklar ve haşhaşilerden tarihinde görmediği ihanetlerle yüzleşti. Bir çok çalkantılardan, krizlerden, ateş çemberlerinden kurtulmasını başardı.

Şimdi suni duvarların yıkılmasına sıra gelmeli. Artık kardeş toplumları ayıran bu sahte duvarlar, sınırlar kaldırılmalıdır.

AK SARAY da bu konuda üzerine düşeni yapacaktır. Korkmaya gerek yok. AK SARAY'a bu denli hücum edilmesinin nedeni artık gizli devlet sırlarımızın dış mihraklara işbirlikçiler tarafından servis edilebilme olasılığının yok edilmiş olmadından kaynaklanmaktadır.

Bırakın cami duvarına işemeye devam etsinler.

Doç Dr. Saim KAYADİBİ

[email protected]