Küreselleşen dünyada Artık orduların karşı karşıya geldiği, tankların cephe hatlarını yardığı o klasik yirminci yüzyıl manzaraları, yerini daha sinsi, daha az maliyetli ama bir o kadar da yıkıcı bir yönteme bırakıyor:
Ekonomik asfiksi. Tıbbi bir terim olan asfiksi (vücudun oksijensiz kalıp boğulması) kavramının, ekonomi veya uluslararası ilişkiler alanına uyarlanmış halidir.
Yani; bir ülkenin veya ekonominin nefes alamaz hale gelmesi, ticari ve finansal faaliyetlerinin ağır baskılar, ambargolar veya krizler nedeniyle boğulması ve tıkanması.
Amerika Birleşik Devletleri’nin İran stratejisinde radikal bir makas değişikliğine giderek askeri bir sıcak çatışma yerine, Tahran’ı finansal sistemin dışına itme ve içeriden çöküşü tetikleme hamlesi, tam da bu modern doktrinin bir tezahürüdür.
Peki, fiziki bir müdahale olmaksızın, bir rejimi sadece ekonomik yaptırımlarla kendi halkının elleriyle yıkmak ne kadar mümkündür? Ve daha da önemlisi, bu strateji bölgedeki savaşın seyrini nereye sürükleyecektir?
Öncelikle bu stratejinin rasyonel zeminini anlamak gerekiyor. Washington, Irak ve Afganistan tecrübelerinden çok büyük dersler çıkardı. Fiziki bir işgalin milyarlarca dolarlık faturası, tabutlar içinde ülkeye dönen askerler ve işgal sonrasında bir türlü tesis edilemeyen istikrar, Amerikan kamuoyunda "bitmeyen savaşlar" yorgunluğu yarattı.
İran gibi coğrafi olarak engebeli, askeri kapasitesi yüksek ve ideolojik olarak kenetlenmiş bir devlete doğrudan saldırmak, Pentagon için tam bir kabus senaryosudur. Bu yüzden strateji değişti: Düşmanı cephede vurmak yerine, midesinden ve cüzdanından vurmak.
Bu stratejinin başarı şansı, İran’ın toplumsal ve ekonomik fay hatlarında gizlidir.
Yıllardır süren ambargolar nedeniyle İran riyali tarihinin en düşük seviyelerini görürken, enflasyon halkın belini bükmüş durumda. Genç işsizlik oranlarının tavan yaptığı, yolsuzluk iddialarının ayyuka çıktığı bir vasatta, halkın rejimle olan toplumsal sözleşmesi ciddi yara alıyor. Washington’ın asıl hedefi de budur. Temel ihtiyaç maddelerine ulaşamayan, geleceğe dair umudunu yitiren kitlelerin sokaklara dökülmesi, protestoların bir halk ayaklanmasına dönüşmesi ve rejimin kendi iç dinamikleriyle, adeta bir kâğıttan kaplan gibi devrilmesi bekleniyor.
Tarihte bunun örnekleri yok değildir; Sovyetler Birliği’nin çöküşü askeri bir işgalle değil, ekonomik sistemin tıkanması ve iç yapıların çürümesiyle gerçekleşmiştir.
Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. Şark coğrafyasının ve özellikle Fars devlet geleneğinin reflekslerini küçümsemek, Batı’nın en büyük yanılgısı olabilir.
Dışarıdan gelen ekonomik baskı, her zaman içeride bir isyana yol açmaz; aksine bazen "kuşatılmışlık psikolojisi" yaratarak halkı mevcut tek bir merkez etrafında toplar.
Tahran yönetimi, ülkedeki her ekonomik başarısızlığı, her yokluğu "Büyük Şeytan"ın ambargolarına fatura ederek içerideki milliyetçi ve dini duyguları konsolide etmeyi bugüne kadar başardı.
Ayrıca İran, yaptırımları delme konusunda yarım asırlık bir tecrübeye sahip. Çin ve Rusya gibi küresel aktörlerin, Washington’ın tek taraflı baskılarına karşı Tahran’a sunduğu ekonomik ve siyasi can simitleri, bu içeriden çöküş stratejisinin önündeki en büyük bariyerdir. Pekin’in petrol alımları ve Moskova ile kurulan askeri-ekonomik ortaklık, İran’ın tamamen nefessiz kalmasını engelliyor.
Bu noktadan sonra savaşın seyri ne yönde gidecektir? Askeri postalların İran toprağına basmayacak olması, bölgede kan akmayacağı anlamına gelmez. Tam aksine, ekonomik olarak köşeye sıkışan bir İran, daha hırçın ve öngörülemez bir aktöre dönüşebilir. "Eğer biz petrol satamayacaksak, bu bölgede kimse satamaz" doktriniyle hareket eden Tahran, asimetrik ve hibrit savaş yöntemlerine ağırlık verecektir.
Bu durum, Hürmüz Boğazı’nda tanker krizlerinin sıklaşması, insansız hava araçlarıyla bölgedeki petrol tesislerinin vurulması ve siber saldırıların tırmanması demektir.
Aynı zamanda vekalet savaşları yeni bir boyut kazanacaktır.
Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Husiler ve Irak ile Suriye’deki Şii milisler vasıtasıyla İran, üzerindeki ekonomik baskının acısını bölgesel müttefikleri üzerinden çıkarma yoluna gidecektir. Yani savaş, cephede değil, petrol hatlarında, dijital ağlarda ve Ortadoğu’nun vekil sahalarında çok daha karmaşık bir hal alacaktır.
Sonuç olarak, Amerika’nın ekonomik boğma ve içeriden çökertme stratejisi, kısa vadede rejimi devirmeye yetmeyebilir ancak İran’ı sürekli bir istikrarsızlık ve ekonomik kriz sarmalında tutacağı kesindir.
Bu stratejiyle sıcak bir dünya savaşının önüne geçilmiş gibi görünse de Ortadoğu’da bitmek bilmeyen, zamana yayılmış ve tüm kılcal damarlara nüfuz eden bir "yıpratma savaşı" dönemine girilmiş olacaktır.
Geleceği ise halkın açlık sınırındaki sabrı ile rejimin baskı aygıtlarının gücü arasındaki amansız yarış belirleyecektir.