“Tenbellik ve ten-perverlik yerine vazifedârlık, kudsî ve her saati bir gün ibâdet hükmüne geçecek kıymette olduğuna şübhe edilmemek lâzım gelen Kur'ânî hizmetine vakit bırakmayacak hâllere karşı, bu hizmetin ulviyetini düşünerek elden çıkmazdan evvel gözü dört açmayı, yani ölmezden evvel hayatın kadrini bilmek gibi, kat'î bir lisânla âhirete îmânı delâleten, remzen, işâreten, sarâhaten ders veriyorsunuz ve îkaz lütfunda bulunuyorsunuz.” — Barla Lâhikası

Barla Lâhikası’ndan tam bu kısmı okurken birden ödüm kopar gibi oldu. Çünkü imana ve Kur’an’a hizmet etmek öyle büyük bir lütuf ki... İnsanın insan olarak yaratılması nasıl mahlukat içerisinde en büyük ikramsa; Allah öyle dilemiş, öyle murad etmiş ve bizi eşref-i mahlukat olarak yeryüzüne göndermişse, insana Allah yolunda hizmet etme fırsatının verilmesi de aynen böyledir.

Dolayısıyla eğer biz bunun farkında olmazsak; tembellik, rahatımıza düşkünlük, yeme-içme ve kendi zevklerimizin peşine düşmek yüzünden bu nimetten uzaklaşabiliriz. “Ben çok yoruldum, fırsat bulamıyorum” diyerek hizmette gevşeklik göstermek, ilk başta küçük bir bahaneyle başlar. Fakat zamanla büyür, büyür ve insanı tamamen hizmetten uzaklaştırabilir. Allah muhafaza!

Biz kıymetini bilmezsek, Allah böyle bir hizmet nasibini elimizden alabilir. Sonrasında insan öyle bir mahrumiyet yaşar ki; hiçbir eğlence, hiçbir maddî kazanç ve hiçbir koşuşturma ruhundaki o mahrumiyetin verdiği eleme çare olamaz. Kazancı katbekat artmış olsa bile durum değişmez.

Hatta tam tersine, lüzumsuz bir koşuşturmaca ve israf başlar. Adeta insan, “Madem sen Kur’an ve iman hizmetkârı olmadın; nefsinin arzularına, heveslerine koş da layığını bul!” dercesine lüzumlu-lüzumsuz işlerin peşinde savrulur. Günün birinde ise, “Eyvah! Nelere koşmuşum... Koştuğum o şeyler yüzünden asıl koşmam gereken şeyden mahrum kalmışım; elimden alınmış!” diyerek Bediüzzaman’ın şu feryadıyla baş başa kalır:

“Eyvah, malımız harap olup sa’yimiz hebâ oldu. Şu güzel ve geniş dünyadan gidip dar bir toprağa girdik.”

Öyleyse henüz vakit varken, henüz elimizde fırsat varken ve hizmet kapısı açıkken gözü dört açmalı. Çünkü bazı nimetlerin kıymeti, ancak elimizden çıktıktan sonra anlaşılır. İnsanın en büyük “eyvah”larından biri de kendisine verilen kudsî hizmet nasibini kendi tembelliğiyle kaybettiğini anlamasıdır.

Kıymetini bilmediğimiz nimet, yoksa elimizden alınır!