0
Geçen haftaki Endonezya ziyaretimiz bize bir gerçeği daha hatırlattı. Ümmetin dertleri ile dertlenen, ümmetin geleceğine kafa ve gönül yoran, ümmet için var olup ümmet için yok olma mücadelesi içinde olanlar zaten o ağır yükü de çoktan omuzlamışlardır.
Bir çok üniversite, okul ve geleneksel tabirle Pondok (Medrese) ziyaretinde bulunduk. Vakıf geleneğini tam olarak çalışmalarında uygulayan örnek olacak okulları ve Türkiye hayranı, Erdoğan aşkı ile dopdolu, Davutoğlu vizyonunu içselleştirme gayretinde olan onbinlerce gençlerin heyecan ve hayran bakışlarına şahit olduk.
Hele lise talebesi öğrencilerin çıkardığı bir gazetede bir öğrencinin yazdığı makaleyi görünce sorumluluğumuzun ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha hatırladık. Erdoğan gibi örnek bir şahsiyet olmak istiyoruz anlamına gelen makalenin başlığı şöyleydi: "Meneladani Sosok Erdogan."
Endonezyalı bir hocanın heyecanla makaleyi bize tercüme etmesiyle sevinçten gözlerimizden gelen yaşları gizleyemedik.
Fakat, Endonezya'da "Fetullah Gülen ve Paralel Yapı" büyük yatırımlar yaparak halkı ve kanaat önderlerini zehirlemeye çalışmışlar, eğitim adı altında gizli emellerine hizmet eden ciddi ortak çalışmalar ve faaliyetler yapmaktalar. Buna rağmen Erdoğan ve Davutoğlu hayranlığını yok edememişler. Kimle konuşursak konuşalım, yeterli doğru bilginin kendilerine ulaştırılamamasından dolayı, Paralel Yapı ve onun başkanı ile iyi ilişkiler içinde olduklarını ortak çalışmalar yaptıklarını anlatıyorlardı.
Anlaşılan Endonezya'daki Türk Büyükelçiliğinde çalışanlar yatıyorlar, sağlıklı bilgileri ulaştırmada ihmalkar davranıyorlar.
Buna rağmen, sürekli Recep Tayyip Erdoğan'ın İslam Alemi'nin lideri ve Müslümanlar'ın kurtuluş umudu olduğunu dile getirmeleri, Davutoğlu'nun girişimlerini saymaları bizi çok mutlu ediyordu. Hernekadar birileri zehirlemek için bütün imkanlarını kullansalar da güneşi balçıkla sıvamaya güçleri yetmiyordu. Bunu açık bir şekilde gördük.
Erdoğan bir liderdi, Davutoğlu bir vizyonerdi, bu gerçeği dünya müslümanları görmüş, bizlerin de görmesi gerekiyor.
Elbette bizim devlet ahlakı anlayışına göre isimlerden ziyade dava ön planda olmalıdır. Ama iyice düşünürsek davayı omuzlayanlar da sonunda isimlerden oluşur. O davayı omuzlama özgüvenini ve fedakarlığını gösterenler hernekadar isimlerinin ön plana çıkmasını istemeseler de Sünnetullah gereği o isimler doğal olarak yücelir, gök ehli de yer ehli de o isimlerin varlığı ile varlık kazanır, şan ve şereflere kavuşurlar.
Ümmet bilinci, ümmetin derdi ile dertlenme sızısı insanı yerinde durduramaz. İşte o bilinç ve sızı isimleri isim yapar, ölümsüz kahramanları da iyiler arasında tarihe yazdırır.
Şimdi de savaş ve mücadele yöntemleri değişmiş olduğundan ümmetin derdi ile dertlenme metodlarını değişimle beraber yeniden düşünmeliyiz.
Hernedense Türkiye'mizde Erdoğan'ın rolü tam olarak görülemese de Endonezyalılar'ın kalbinde ve aklında "Başkan" olarak seçilmiş, hayran olunan bir kahraman "Hero" olarak çoktan kabul edilmiş, rüyalarını ve hayallerini süsleyen gerçek anlamda ümmetin bir lideri olmuş.
Recep Tayyip Erdoğan'ın, Ahmet Davutoğlu ve ekibinin durmadan, özveriyle dünyanın dörtbir köşesine günümüz metodları ile seferler düzenlediklerini, çıkarmalar yaptıklarını ümmetin en küçük ferdine kadar herkes biliyor ve görüyor.
Filistin'i canları pahasına da olsa feda etmediklerini, kendilerini ateşe atma pahasına komşu ülkelerdeki ümmetin evlatlarını ihmal etmediklerini, Filipinler'de, Miyanmar'da Somali'de, Suriye'de, Bayırbucak'ta zulme uğrayan müminleri yalnız bırakmadıklarını, dünyanın öbür ucu Şili, Peru, Ekvador'da İslam'ın izlerini diriltmek için gece gündüz seferde olduklarını biliyorlar. İşte bu yüzden gençlerin kalbinde Erdoğan ve ekibi "Hero" olarak ve kafalarında da olunması gereken ideal bir isim olarak yer etmiş.
İşte bunları görünce hala başkanlık tartışmasının yapılıyor olması nekadar acı. Keşke ülkemizdeki kafası ve gönlü satılmışlar da dünya müslümanlarının gördüklerini görebilselerdi.
Kötüler ve iyilerin kıyamete kadar, Adem ve Şeytan mücadelesinde olduğu gibi sürekli savaş içinde olacağı gerçeğini bildiğimizden sabırla yola devam edilmesinin zaruretiyle işimize bakmamız gerekiyor.
Herkeste aynı göz yoktur elbette, öyle olsaydı Ebu Cehil ile Ömer aynı şeyi görürdü. Aynı vücutta biri aşağılık toprağı, diğeri can nuru güneşi görmüştü. Yarasa güneşten kaçar, doğan kuşu güneşe aşıktır.