0
Bu ülke, 15 Temmuz gecesi taşeronluğunu FETÖ'nün yapmış oluğu bir işgal saldırısı ile karşı karşıya kaldı. Bu darbe görünümlü işgal girişimi, halkın direnişi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başarılı liderliği sayesinde önlenebildi.
241 kişinin şehit olduğu darbe görüntülü işgal girişiminde iki binin üzerinde de insanımız yaralandı. Bununla beraber, devlet aygıtı, bürokrasi ve ordu da onarılması bir hayli zor yaralar aldı. Ancak AK Parti hükümeti, bu uluslararası organizasyon ile mücadele etmeye başladı. Ordudan ve yargıdan başlayarak örgüt ile bağı olan herkes tasfiye edilmeye başlandı. Ancak tasfiye sürecinde bazı hatalar meydana geldi. Bu hatalar, ufuk kaymasına neden olmaya başladı.
Ufuk Kayması Yaşanıyor!
Ufuk kayması ile şunu kastediyorum; FETÖ mensuplarının devlet, ordu ve bürokrasiden tasfiye edilme sürecinde bazı hatalar yapıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ifadesi ile at izi ile it izi birbirine karışmaya başladı. Bu açıklama ile darbe görünümlü işgal girişiminden öte hatalardan kaynaklanan mağduriyetleri konuşmaya başladık. Peki, bu ne kadar anlamlı?
Öncelikle şunu tüm açıklığı ile ifade etmeliyiz; FETÖ, devletin kılcal damarlarına kadar sızmış kripto bir örgüttür. Devlet, bu yapı ile mücadele etmeye çalışırken bazı hatalar yapıyor. FETÖ ile yolları hiç kesişmemiş olan bazı kimselere haksızlık yapılmıyor değil. Hata payı olan bir süreç ile karşı karşıyayız.
İşgal Görünümlü Darbe Teşebbüsü…
Yapılan hatalar, yeni bir söylemin üretilmesine neden oldu… Mağduriyet söylemi… Bu söylem, işgal görünümlü darbe girişiminin önüne geçmeye başladı. Kılıçdaroğlu'nun "Yenikapı ruhu mağdur yaratmak değildir" şeklindeki açıklaması da bu söylemin üretilmesine katkıda bulundu. Ayrıca Kılıçdaroğlu'nun, 15 Temmuz ruhunun odağında yer alan FETÖ ile mücadele konseptinden de uzaklaşmaya başladığını belirtelim.
Bunun yanı sıra şunu da vurgulamalıyız; mülkün temeli olan adalet, devleti ayakta tutan temel ilkedir. Adaletten asla taviz verilmemeli... Devlet hata yaptığında geri dönmesini de bilmeli... Ömer'in adaleti, siyasetçilerin düsturu olmalıdır. Kısaca "Ömer Adaleti"ni hatırlayalım;
Ömer Öfkesini Anlamak…
Hz. Ali anlatır; "Bir gün Ömer'i, binekli olarak ve telaş içinde, hızlı hızlı bir yere doğru giderken gördüm. 'Ya Emira'l-Müminin nereye gidiyorsun?' diye sordum. 'Devlete ait develerden biri kaçmış, onu aramaya gidiyorum' diye cevap verdi. O zaman ben de; 'İnan ki, senden sonra bu milleti idare edecek olanlara ağır bir yük bırakıyorsun! Herkes senin yaptığını yapamaz!' dedim. Bunun üzerine, Müminlerin halifesi şöyle konuştu; 'Allah'a yemin ederim ki, Fırat kenarında bir kurt bir kuzuyu kapsa korkarım ki kıyamet gününde onun bile hesabı Ömer'den sorulur!'"
Adalet'in terazisi, elbette şaşmamalı. Ancak mağduriyet söylemi üzerinden de yeni adaletsizlikler üretmeyelim.