Bazı siyasi hareketler seçim kazanmak için doğar, bazıları ise toplumun biriktirdiği itirazı, umudu ve değişim talebini tarihin önüne koymak için…
AK Parti, 14 Ağustos 2001’de yalnızca yeni bir siyasi parti olarak kurulmadı. Ekonomik krizlerle yorulmuş, vesayet düzeni altında sıkışmış, inancı ve kimliği nedeniyle örselenmiş geniş toplum kesimlerinin “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” iradesiyle doğdu. Kuruluş felsefesinin merkezinde milletle birlikte siyaset yapmak; yasakları kaldırmak, devleti toplumla barıştırmak, siyaseti belirli çevrelerin imtiyazı olmaktan çıkararak Anadolu’nun insanına açmak vardı.
Bugün, bu kutlu yürüyüşün 25. yılında, bir başka ifadeyle çeyrek asrın eşiğinde, AK Parti’nin hikâyesine yalnızca seçim sonuçları, iktidar yılları ve yapılan hizmetler üzerinden bakmak yeterli değildir. Bu hikâye aynı zamanda Türkiye’nin toplumsal dönüşümünün, devlet-millet ilişkisinin yeniden kurulmasının, kadınların ve gençlerin siyasette görünür hâle gelmesinin hikâyesidir.
Ben bu hikâyeyi uzaktan izleyenlerden değilim. Kuruluşundan itibaren bu hareketin içerisinde yer aldım; taşına, toprağına, insanına ve siyasal gerçekliğine yabancı olmadığım Mardin’de kurucu Kadın Kolları İl Başkanı olarak sorumluluk üstlendim. Dört dönem boyunca bu görevi yürütürken kadınların siyasette yalnızca seçmen veya meydanları dolduran bir güç değil, karar alan, yön veren ve temsil sorumluluğu taşıyan aktörler olması için mücadele ettim.
Mardin gibi tarihsel, kültürel ve toplumsal katmanları güçlü; siyasetin her zaman kolay yürütülemediği bir şehirde kadınlarla siyaset yapmak, yalnızca bir teşkilat faaliyeti değildi. Evlerin kapısını çalmak, görünmeyen hayatlara dokunmak, farklı kimlikleri aynı masa etrafında buluşturmak ve kadının kamusal alandaki varlığını güçlendirmekti. Bazen bir kadının ilk defa bir toplantıda söz almasına, bazen ailesinin itirazına rağmen siyasete katılmasına, bazen de kendi hayatı hakkında karar verebileceğini fark etmesine şahitlik ettik.
Bu nedenle AK Parti’nin 25 yıllık yolculuğu, benim için yalnızca siyasi bir tarihten ibaret değildir. Kendi emeğimin, inancımın, mücadelemin ve hayatımın önemli bir bölümünün de hikâyesidir.
AK Parti’yi ortaya çıkaran şartları anlamadan bugünkü dönüşümünü doğru değerlendiremeyiz.
2001 Türkiye’sinde ekonomik kriz, siyasi istikrarsızlık ve vesayet düzeni toplumun geleceğe dair ümidini zayıflatmıştı. 28 Şubat’ın baskıcı iklimi yalnızca başörtülü kadınları veya dindar kesimleri değil, demokratik siyasetin tamamını kuşatmıştı. Kürtlerin kimlik talepleri güvenlik başlığının içine hapsediliyor, toplumun farklı kesimleri devlet karşısında kendisini eşit ve özgür yurttaş olarak hissetmekte zorlanıyordu.
AK Parti böyle bir dönemde “erdemliler hareketi”, “muhafazakâr demokrasi”, ortak akıl, hizmet siyaseti ve millet iradesinin üstünlüğü kavramlarıyla yola çıktı. Kuruluş felsefesinin özü; devleti topluma karşı koruyan anlayıştan, insanı yaşatmayı devletin temel sorumluluğu kabul eden bir anlayışa geçmekti.
AK Parti’nin başarısı, millet adına konuşmakla yetinmeyip milletin içinden konuşabilmesindeydi. Köylünün, işçinin, esnafın, kadının, gencin; başörtüsü nedeniyle okul kapısından döndürülen öğrencinin, kimliği nedeniyle kendisini dışlanmış hisseden Kürt vatandaşın, devlet dairesinde muhatap bulamayan sıradan insanın sesi olabilmesindeydi.
AK Parti, merkezin çevreye açılması değil; çevrenin merkeze doğru yürümesiydi.
Yirmi beş yılın hakkını teslim etmek, öncelikle Türkiye’nin nereden nereye geldiğini hatırlamayı gerektirir.
Sağlık hizmetlerinden ulaşıma, savunma sanayisinden şehir hastanelerine, sosyal politikalardan enerji yatırımlarına kadar Türkiye’nin fiziki altyapısı büyük ölçüde değişti. Yollar, köprüler, havalimanları ve hastaneler yalnızca birer yapı değil, vatandaşın devletle ilişkisinin somut biçimde değişmesiydi.
Başörtüsü yasaklarının kaldırılması, kadınların eğitimden kamu görevlerine kadar hayatın her alanında özgürce var olabilmesi tarihî bir kazanımdı. Vesayet kurumlarının siyaset üzerindeki ağırlığının azaltılması, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ve millî iradenin güçlendirilmesi Türkiye’nin demokratik tarihinde önemli eşikler oluşturdu.
Kürt meselesinde inkâr ve ret politikalarının geride bırakılması; Kürtçenin kamusal görünürlüğünün artması, TRT Kurdî’nin kurulması, farklı dil ve kültürlerin meşru kabul edilmesi de devletin kendi toplumsal gerçekliğiyle yüzleşmesi bakımından değerliydi. Bu adımların her biri kolay atılmadı. Her birinin arkasında güçlü bir siyasi irade, ağır bedeller ve büyük mücadeleler vardı.
Türkiye, kendi savunma imkânlarını geliştiren, uluslararası meselelerde söz söyleyen, insani krizler karşısında kayıtsız kalmayan ve bölgesel denklemlerde belirleyici olma iddiası taşıyan bir ülkeye dönüştü. Darbe girişimleri, terör saldırıları, küresel krizler ve dış müdahaleler karşısında gösterilen direnç de bu 25 yıllık birikimin parçasıdır.
Bunları görmezden gelmek siyasi eleştiri değil, tarihî gerçekliği inkâr etmek olur.
İktidarın yükü ve samimi bir muhasebe
Ancak bir siyasi hareketi gerçekten sahiplenmek, yalnızca başarılarını anlatmak değildir. Asıl sadakat, eksikleri görebilmek ve yanlışlara karşı samimi bir muhasebe yapabilmektir.
Çeyrek asırlık iktidar, büyük bir tecrübenin yanı sıra ağır bir kurumsallaşma yükü de oluşturmuştur. Uzun süre iktidarda kalan her siyasi hareket için en büyük tehlike; toplumla arasındaki mesafenin büyümesi, eleştirinin tehdit gibi algılanması ve dava ahlakının yerini makam merkezli bir anlayışın almasıdır.
Bugün ekonomik hayatın vatandaş üzerindeki baskısı, gençlerin gelecek kaygısı, gelir dağılımındaki adaletsizlik, liyakat tartışmaları, bürokrasideki hantallık ve bazı yöneticilerin topluma yabancılaşan dili görmezden gelinemez. Teşkilatların milletin nabzını tutma kapasitesi yeniden güçlendirilmelidir. Siyaset, yalnızca kürsülerden konuşanların değil; sokakta dinleyenlerin, kapıyı çalanların ve insanın derdiyle gerçekten dertlenenlerin işi olmalıdır.
AK Parti’nin kuruluşunda bulunan tevazu, istişare, ortak akıl ve kapsayıcılık ilkeleri bugünün şartlarında yeniden hatırlanmalıdır. Çünkü bir siyasi hareketi ayakta tutan yalnızca lideri, seçim başarıları veya devlet tecrübesi değildir. Onu asıl yaşatan, kendi kuruluş ahlakıyla arasındaki bağı koruyabilmesidir.
Eleştiriyi düşmanlık, itirazı sadakatsizlik olarak gören bir siyasal dil hiçbir harekete güç kazandırmaz. Tam tersine, gerçek dostluk yanlışları örten değil, hareketin istikametini korumak için hakikati söyleme cesareti gösteren bir sorumluluktur.
AK Parti’nin yeni dönemde ihtiyacı, ilk günün ruhunu nostaljik bir hatıraya dönüştürmek değil; o ruhu bugünün toplumsal ihtiyaçlarıyla yeniden buluşturmaktır.
AK Parti’nin en güçlü toplumsal damarlarından biri kadınlardır. Kadın teşkilatları yıllarca ev ev, sokak sokak çalışmış; partinin toplumla kurduğu ilişkinin en sağlam köprülerinden biri olmuştur. Fakat 25. yılda artık kadınların yalnızca seçim zamanlarında sahaya çıkan, sosyal faaliyetlerde görev alan veya teşkilatın görünmeyen yükünü taşıyan unsurlar olarak değerlendirilmesi yeterli değildir.
Kadının emeği, karar gücüne dönüşmelidir.
Kadınlar il başkanlıklarında, belediyelerde, milletvekilliğinde, genel merkez yönetiminde ve kamu bürokrasisinde daha güçlü biçimde yer almalıdır. Çünkü temsil yalnızca sayısal bir mesele değildir; siyasal aklı, dili ve öncelikleri değiştiren bir etkidir.
Mardin’de yıllar önce verdiğimiz mücadele tam olarak buydu. Kadının siyasette bulunmasını değil, siyasete yön verebilmesini savunduk. Bugün de aynı düşüncedeyim: Kadının olmadığı bir gelecek tasavvuru eksiktir. Kadının yalnızca emeğine başvurup iradesine yeterince alan açmayan hiçbir siyasal yapı, toplumsal dönüşümünü tamamlayamaz.
2071’e yürüyen bir Türkiye, kadınlarını yolun kenarında bırakarak ilerleyemez.
AK Parti’nin geleceğini belirleyecek en önemli meselelerden biri de gençlerle kuracağı ilişkidir. Bugünün gençleri 2001’in şartlarını yaşamadı. Yasakların, ekonomik çöküşün, askerî vesayetin ve siyasi istikrarsızlığın nasıl bir Türkiye meydana getirdiğini çoğu zaman ailelerinden veya tarih kitaplarından öğreniyor.
Bu nedenle gençlerden geçmişin kazanımları üzerinden sürekli bir siyasi bağlılık beklemek gerçekçi değildir. Gençler bugünün adaletine, özgürlüğüne, eğitim sistemine, iş imkânlarına ve gelecek vadeden bir ülke idealine bakıyor.
Onlara yalnızca geçmişte ne yaptığımızı anlatmak yetmez; yarın onlar için ne kuracağımızı göstermek zorundayız.
Gençlerin soru sormasından, eleştirmesinden ve farklı düşünmesinden korkmayan; başarıyı yakınlıkla değil emek ve liyakatle ilişkilendiren yeni bir siyasal iklime ihtiyaç vardır. 2071 vizyonunun gerçek sahipleri bugünün gençleridir. Dolayısıyla bu vizyon, onlar adına hazırlanmış bir gelecek değil, onlarla birlikte kurulmuş bir gelecek olmak zorundadır.
2071 yalnızca bir tarih değildir
2071 hedefi, Malazgirt Zaferi’nin bininci yılına yapılan tarihî bir göndermeden ibaret kalmamalıdır. Bir tarih, içi somut hedeflerle doldurulmadığında yalnızca bir slogana dönüşür.
Ben bu 25 yıllık yürüyüşün içinde bir kadın, bir anne, bir siyasetçi ve bu toprakların bir evladı olarak yer aldım. Zor zamanları, büyük sevinçleri, mücadeleleri, hayal kırıklıklarını ve kazanımları birlikte yaşadım. Verilen emeğin, kurulan hayallerin ve milletle kurulan gönül bağının şahidiyim.
Bugün geriye baktığımda gurur duyduğum büyük bir dönüşüm görüyorum. Fakat geleceğe baktığımda daha fazla adalet, daha güçlü bir istişare, daha sahici bir tevazu ve daha kapsayıcı bir siyaset ihtiyacı da görüyorum.
AK Parti’nin 25. yılı yalnızca bir kutlama değil, aynı zamanda bir muhasebe eşiğidir.
Bizler bu davaya makamların geçiciliği için değil, milletin kalıcı iyiliğine hizmet etmek için inandık. Bundan sonra da görevimiz; geçmişin birikimini korurken yanlışları cesaretle düzeltmek, Türkiye’nin bütün kimliklerini ortak bir gelecek idealinde buluşturmaktır.
Çünkü AK Parti’nin gerçek gücü hiçbir zaman yalnızca aldığı oyda olmadı. Onun gerçek gücü; milletin umudu, değişim iradesi ve kendi içinden çıkardığı yenilenme cesaretiydi.
Çeyrek asırlık bu büyük yürüyüşün 25. yılı kutlu olsun.
İlk günkü heyecanı kaybetmeden, geçmişin tecrübesini geleceğin cesaretiyle buluşturmak dileğiyle…
Nice yıllara AK Parti.
Nice güçlü, adil, özgür ve müreffeh yarınlara Türkiye.