0

Geçenlerde facebook'ta bir arkadaşın paylaşımı dikkatimi çekti. Sadece Kur'anın yettiğini, hadise hiç gerek kalmadığını, Buhari, Müslim gibi imamların din oluşturduğunu iddia ediyordu. Bana Hindistan merkezli Kur'aniyyun hareketini çağrıştırdı. Onları ayrı bir yazıda değerlendirmek istiyorum. Ancak Peygamber Efendimizin davranışlarının bizim için taşıdığı manayla ilgili bir ölçüyü ortaya koymanın doğru olacağını düşündüm.

Peygamber Efendimizin tüm hal ve hareketleri bizim için kesin delil, vazgeçilmez bir uygulama mıdır? Bu konuda alimlerimizin değerlendirmelerini şöyle ifade edebiliriz:

*Allah Resulü'nün bütün bir yaşamı boyunca yaptığı işler sünnettir, vahiy kaynaklıdır, Allah tarafından korunmuştur.

*Peygamber olduktan sonraki davranışları sünnettir.

*Bazı söz ve fiilleri vahye dayanır.

*Daha özel olanlarının sünnet olduğunu söylerler.

Orta yolu şöyle buluyoruz:

1-Hz. Peygamber'in sadece kendisine mahsus olan davranışları.

Dörtten fazla hanımla aynı anda birlikte yani evli olması.

Gece namazının kendisine farz olması.

Visal orucunu tutması ama bunu ashaba yasaklaması.

Zekat ve sadaka almaması.

Soğan-sarımsak gibi kötü kokulu yiyecekleri yememesi.

Miras bırakmaması.

Vefat ettikleri yere defnedilmesi.

2-Hz. Peygamber'in bir beşer olarak, akıl ve tecrübe, kişisel zevk olarak yaptığı davranışlar.

Bunlar kesin bağlayıcı değildir.

Yediği içtiği şeyler, giydiği elbisenin modeli, teknik konularda söylediği bazı söz ve uygulamalar.

Böylesi uygulamalarda bir Müslüman; "Benim peygamberimin bağlayıcı bir emri olmasa bile, neler yemiş, neler içmiş, neler giymişse ben de aynısını yapacağım, bu konularda da O'na uyacağım" demesi çok mübarek, takdir edilecek davranıştır, sünnet sevabı da alır inşallah.

Ancak kendisi bunu uygularken, diğer Müslümanları sünnete uymamakla itham etmemelidir.

Örneğin Hz. Muhammed'in kabak sevmesi, keler yememesi… Allah Resulü seviyordu diye bir Müslümanın da kabağı sevmesi, yemesi güzel bir davranıştır. Ancak herkes kabak yemeğe zorlanamaz.

O bir gurme de değildi, modelist de…

3-Hz. Muhammed'in hüküm getiren, ibadetlerle ilgili uygulamaları, bir konudaki kesin Vahye, hikmete dayanan emirleri.

Cuma namazının nasıl kılındığı, hutbenin de olması gerektiği.

Hac ibadeti esnasında farzların dışında nerelerde nelerin yapılacağı gibi konular.

Bu üçüncü gurup davranışlara uymadığı takdirde mesul olur. İşini, dinini eksik yapmış olur.

Sadece ibadetlerde değil, günlük ferdi veya toplumsal, siyasi, ekonomik bazı davranışlarda Peygamber Efendimizin bir tavsiyesi, emri var ise ona uymak, ümmetinin bir ferdi olarak bizlere düşen bir görevdir.

Çünkü "Sünnet; Kuran nurunun bir yansıması, Kur'anın hayata bir açılımı, onun yaşanmış bir tefsiri, İslam'ın pratik ve örnek bir tatbikatıdır."

Prof. Bünyamin Erul'un ifadesiyle "İslam'ın ikinci kaynağı olan sünnet; uzunluk, genişlik ve derinlik olarak insan hayatının tümünü kapsamaktadır.

Uzunlukta, insanın ceninlik döneminden ölüm sonrasına varıncaya kadar bütün hayatı; genişlikte evde, çarşıda, mescitte, yolda, iş hayatında, Allah ile insanlarla, hayvanlarla, bitkilerle olan ilişkisine varıncaya kadar hayatın her alanı; derinlikte de insan hayatının içyapısındaki vücut, akıl, ruh, zahir ve batın, söz, amel ve niyeti de içine alan bir derinlik kastedilmektedir."

Böylesi bir kaynağı yok saymak aslında Kuranı en azından eksik saymaktır.

Allah korusun.***