İnsan, sahip olmadığı şeylerin hayalini kurarken elindekilerin kıymetini ne kadar fark ediyor?
Bir şeyi isteriz, ona ulaşmak için çabalarız. Sahip olduğumuzda ise bir süre sonra alışır, gözümüzü başka bir şeye çeviririz. Daha iyi bir telefon, daha güzel bir ev, daha fazla para, daha büyük bir başarı…
Sanki mutluluk hep biraz daha ileridedir.
Oysa dün sahip olmak için dua ettiğimiz şey, bugün hayatımızın sıradan bir parçasına dönüşebiliyor. Sağlığımız yerindeyken nefes almanın, sevdiklerimiz yanımızdayken onların varlığının kıymetini çoğu zaman fark etmiyoruz. Ta ki bir şey eksilene kadar…
Belki de insanın en büyük yanılgısı, sahip olduklarını nimet olarak görmek yerine hayatın doğal bir parçası sanmasıdır.
Daha fazlasını istemek elbette kötü değildir. İnsan gelişmek, üretmek ve hedeflerine ulaşmak isteyebilir. Fakat mesele, daha fazlasını isterken elindekini değersizleştirmemektir.
Bugün sosyal medya da sürekli bir kıyas hâli oluşturuyor. Başkasının hayatından birkaç saniyelik bir görüntüye bakıp kendi hayatımızı eksik görüyoruz. Oysa belki de eksik olan hayatımız değil, bakışımızdır.
Kanaat, hiçbir şey istememek değildir. Elindekinin kıymetini bilerek daha iyisini istemektir.
Belki de huzur, her istediğimize sahip olduğumuz gün değil; sahip olduklarımızın aslında ne kadar kıymetli olduğunu fark ettiğimiz gündür.
Şükretmek için gerçekten kaybetmemiz gerekiyor mu?