İnsanoğlu duygularının derinliği ölçüsünde hayatı anlamlandırır, değer katar . Onu en sessiz, en derinden üzen şey ise anlaşılamamaktır.
İnsan, anlaşılmadığı yerde yavaş yavaş eksilmeye başlar. Önce cümleleri kısalır, sonra heyecanı azalır. Bir zamanlar coşkuyla anlattığı hayallerini içine gömer, söyleyeceği sözü söylemeden yutar.
En sonunda da “Anlatmaya değmez.” diyerek sessizliğe sığınır. Sessizlik her zaman huzurun dili değildir. Kimi zaman, defalarca anlatmış olsa da , duyulmayan bir kalbin cümlesidir.
Anlaşılmak; alkış beklemek, herkesin aynı fikirde olmasını istemek de değildir. Anlaşılmak, muhatap olduğumuz insanların “Seni duyuyorum.” diyebilmesidir. Kelimelerin ardındaki beklentiyi, belki yorgunluğu, kırgınlığı ve umudu fark edebilmek ve önemsemektir. Çünkü insanı ayakta tutan şey çoğu zaman büyük çözümler değil, aynı pencereden bakabildiği tek bir gönlün varlığıdır. “Bir dağ başı yalnızlığı istiyorum “diyen insanlar da anlaşılamamanın acısı çeker. Bir tükeniş sonucu kurduğu bu cümleyle kendini korumak ister.
Yaşadığımız alan yalnızlığı her zaman azaltmaz. İnsan bazen de kalabalıkların arasında kendini kimsesiz hisseder. Konuşur ama sesi karşı kıyıya ulaşmaz. Gülümser ama içindeki hüzün kimsenin dikkatini çekmez.
Yalnızlık, bizi anlayacak bir yüreğin eksikliğidir.
Hüzün derinleştikçe insan kendi içine çekilir. Yaralarını kendi elleriyle sarmayı öğrenir. Dışarıdan güçlü görünür ama içinde sessiz bir mücadele sürer. Ve zamanla anlaşılmayan insanlar daha çok susar. Sürekli yanlış anlaşılan bir kalp, kendine akıl verilmesinden de bıkar, kendini anlatmaktan vazgeçer.
Artık ispatlamaz, tartışmaz, uzun cümleler kurmaz. yalnızca susar.
Suskunluk çoğu zaman soğukluk zannedilir. Aslında hakikat başkadır. İnsan konuşmadığı için değil, konuşmasının hiçbir yere ulaşmadığını düşündüğü için sessizleşir. Sessizlik o vakit, incinmiş bir ruhun kendini koruma biçimi olur
Hayatın en büyük nimetlerinden biri de sizi sizden önce anlayabilen bir insana rastlamaktır. Aynı yağmurun kokusunu hisseden, aynı manzarada aynı ayrıntıyı gören, sizin sustuğunuz yerde bile yüreğinizden geçenleri sezebilen biri…
Mesela ben edebiyatın, sanatın iyileştirici gücünü anlayan insanlarla bir araya geldiğimde bunu çok yakinen hissediyorum. Toplumsal işlere yönelik oturumlar saatler sürsün istiyorum. Derdinizi davanızı anlayan insanlarla saatin nasıl geçtiğini de anlamazsınız.
Böyle insanlar, kalbin yükünü azaltır. Yanlarında çokça rahatsınızdır. Olduğunuz hâlinizle kabul edilirsiniz, sözler askıda kalmaz . Gerçek huzur biraz da budur.
Aile ortamı için de bu çok önemlidir.
Aileyi yuva yapan, dostluğu ömürlük kılandır. Doğru iletişim dinleyerek , çözümsel cevaplar vermek ve en mühimi anlamak içindir.
Bir insanın yalnız cümlelerini değil, susuşlarını da duyabilmek çok önemlidir … Anlamak cümlelere sadece onay vererek değil, sabırla açılmış bir gönülce deva olmaktır. .
Bugün birçok insanın yorgunluğu da çalışmaktan öte , kendini sürekli anlatmak zorunda kalmasından geliyor. Her gün biraz daha eksilen şey zamanı değil; anlaşılma umudu oluyor.
Anlaşılmak , insanın içine yeniden baharı getirebilir. Yeniden konuşturur, yeniden güldürür, yeniden umut ettirir.
Anlaşılmadığımız yerden de şartlara göre, değerimiz eksilmeden gidebiliriz . Her tohum her toprağa filiz vermez. Mesele senin ışığının sönmesi de değildir, bulunduğun yerin o ışığı görecek pencereye sahip olmamasıdır. Kalbimiz o zaman perdelerini çekmek isteyebilir. Gerçekten anlayan bir gönül, bütün bir ömrün yükünü hafifletmeye yeter.
İnsan, anlaşıldığı yerde çoğalır, anlaşılmadığı yerde sessizleşir, bazen de hırçınlaşır. O derin sessizlikler, mücadeleci ruhlara hayata dair nice güzel cümleyi söyletir vesselam...