“Seviyorsanız birlikte olun.” Ne kadar kolay söyleniyor, değil mi? Sanki sevmek, bütün engelleri ortadan kaldırmaya yetermiş gibi. Sanki iki insan birbirini seviyorsa geriye yalnızca el ele tutuşup yürümek kalırmış gibi…

Oysa insan bazen en çok sevdiği kişiden uzak kalmak zorunda kalabiliyor. Çünkü hayat, her zaman gönlümüzden geçene göre şekillenmiyor. Bazen şartlar, bazen sorumluluklar, bazen de iki insanın aynı sevgiyi taşımasına rağmen aynı yolda yürüyememesi çıkıyor karşımıza.

Birini sevmekle onunla bir hayat kurabilmek aynı şey değilmiş meğer. İnsan bunu anlamak için belki de başkasının hikâyesini dinlemeye değil, kendi kalbinin içinden geçmeye ihtiyaç duyuyor.

Severek ayrılmak diye bir şey varmış gerçekten. Ne sevgisizlikten biten bir hikâye ne de kolayca vazgeçilen bir insan… İçinde hâlâ güzel hatıralar taşıdığın, adını duyunca bir an duraksadığın ama artık hayatında tutamadığın biri…

Belki de en zor vedalar, birbirinden vazgeçenlerin değil, birbirini sevmekten vazgeçmediği hâlde yollarını ayıranların vedalarıdır.

Attilâ İlhan’ın dediği gibi, ayrılık da sevdaya dahildir. Belki de biz sevgiyi hep kavuşmakla tamamlanan bir hikâye sandık. Oysa ayrılık da o hikâyenin bir parçasıymış. Bazen birini sevmek, onunla kalabilmekte; bazen de bütün kalma isteğine rağmen gidebilmekte saklıymış. İnsan bunu kabullenmekte zorlanıyor, çünkü kalbin bildiğiyle hayatın izin verdiği her zaman aynı olmuyor.

Yine de insan zamanla şunu öğreniyor: Her sevgi kavuşmakla sonuçlanmak zorunda değil. Bazı insanlar hayatımızda kalıcı olmak için değil, bize bir şey öğretmek, içimizde bir yeri değiştirmek için bulunuyor. Bu, yaşananların kıymetini azaltmıyor; yalnızca her güzel şeyin bizimle sonuna kadar kalamayacağını hatırlatıyor.

Ve belki de artık “Seviyorsanız birlikte olun.” cümlesini biraz daha dikkatli kurmak gerekiyor. Çünkü bazen sevgi vardır ama imkân yoktur. Bazen iki kalp birbirine yakınken hayat onları uzak düşürür.

İnsan en çok da bunu kabullenirken büyüyormuş: Çok istemenin her zaman yetmediğini, sevmenin her zaman sahip olmak anlamına gelmediğini ve bazı hikâyelerin, bütün güzelliğine rağmen, tamamlanmadan kalabildiğini…