0

Şükürler olsun, nereden nereye gelindi. İslam Birliği düşüncesinin bile imkansız olduğu dönemlerden, İslam Birliği'nin fiili olarak gerçekleştirileceği günlere gelindi.

Bu zorlu sürecin aşılmasında hiç şüphesiz basiretli idarecilerin, hikmet sahibi mürşitlerin, derin anlayışla toplumun fikir dünyasını zenginleştiren ilim ehlinin, entelektüel beyinlerin çok büyük payı vardır.

İstanbul'da gerçekleştirilen İslam İşbirliği Teşkilatı'nın (İİT) 13'üncü genel zirvesi (OIC Istanbul Summit) paradigmaları yerle bir eden çok farklı bir zirve oldu.

Tarihinde görülmemiş bir ilgi ile Hilafetin merkezinde toplantı.

Ümmetin acılardan kurtulabilmesi, İslam Birliği'nin gerçekleşmesine bağlıdır. Bu amacın fiili gerçekleşmesine yönelik bu tarihi zirvede ortak ticaret merkezi, güvenlik gücü, istihbarat, Ordu, sosyal kurumlar gibi birçok hayati kararlar alındı.

En önemlisi, bu kararların güvencesi için bir Ordu gündeme geldi.

Bir devleti var kılan, güçlü donanımlı bir Ordusudur. Ordusu olmayan hiçbir güç varlık kazanamaz.

Batı dünyası kendi varlığını kurmuş olduğu askeri güçlere borçludur. Gizli örgütlerin, taşeronların bütün istihbaratları buradan yapılmaktadır.

Donanımlı bir Ordusu olmayan hiçbir birlikteliğin yaptırım gücü de olamaz.

Bugüne kadar da İİT'nn kısık sesli olması, varlığı ile yokluğu arasında hiçbir farkının olmaması, bir Ordusunun olmamasından kaynaklanıyordu.

"Adalet ve Barış İçin Birlik ve Dayanışma" söyleminin gerçekleşmesi ortak bir Ordunun kurulmasına, Küresel ekonominin işleyişinin İslam İşbirliği Teşkilatı'nın kontrolünde olmasına bağlıdır özetle.

Eğer bu şart hayata geçirilmez ise zirvede alınan kararların hiçbir anlamı olmayacaktır.

Şimdi gelelim varmak istediğimiz meseleye.

Hatırlanırsa 1931'de İslam Birliği Genel Kongresi toplanmış, bu kongrede alınan kararların, körüklenmekte olan mezhep gerginliğinin engellenmesinde çok etkili olacağına vurgu yapılmıştı. 2012 yılında Sağduyulu İttifak Çağrısı ile bu kararlar yeniden hatırlatılmıştı.

O günlerde temeli atılan birlik arayışı durmamış bugüne kadar evirilerek gelmiştir. Derdi olanların, dermanın da nereden geleceğini görmüşler, devlet otoritesinin başında bulunan basiretli idareciler de konuyu tam zamanında gündeme getirip, çözümün ümmetin birliğinde olabileceğini görmüşlerdir.

Özellikle ümmetin birliğe ihtiyaç duyduğu, fitnelere fırsatın verilmemesi gerektiği şu günlerde, Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği şu çağrıyı doğru anlamamız gerekiyor: "Müslümanlar olarak üstesinden gelmemiz gereken sorunların başında mezhepçilik, ırkçılık fitnesi geliyor. Benim dinim Sünnilik de değildir, Şiilik de değildir. Benim dinim İslam'dır."

Yani birlik ve beraberliğimizi farklı mezhepleri takip etmemiz engelleyemez. Mezhepçiliği ortaya atarak birleşmemizi kimse engelleyemez. Biz farklılık içinde biriz.

Mezhebi farklılıklarımızın din düşmanlarınca ayrılık sebebi olarak kullanılmasına fırsat vermemeliyiz.

Bizi bir araya getiren inandığımız dinimizdir. Mezhep farklılığını gündeme getirerek bizi ayırmaya çalışanların aynı şekilde bizi bir zamanlar Türk, Kürt, Arap, gibi ayrımcılığa çekip ayıranlardan hiçbir farklarının olmadığını görebilmeliyiz.

Öncelikle farklılığın bir zenginlik olduğunu bilerek "bir" olmanın, tek yürek olmanın gücünü fark edeceğiz. Bir birimize müsamaha gösterip, düşmana karşı tek güç olacağız.

Avrupa birliği kendi bünyesinde sayısız mezheplerden oluşmaktadır. Mezhebi farklılıklarını ayrılık sebebi görüp, birlik ve beraberliklerinin bozulmasına asla müsaade etmediklerini biliyoruz.

Hal böyle iken, neden biz farklılık içinde bir olamayalım! "Hep birlikte Allah'ın ipine sarılın ve ayrılığa düşmeyin" ayetini nasıl bir kenara atalım? Artık uyanma vaktidir. İçimize fitne sokanları ayıklama vaktidir. Bütün mezheplerimizle birlikte bir olma vaktidir.

Cumhurbaşkanımızın da bu hakikatten başka bir söylem içerisinde olduğunu hiçbir feraset sahibi kimse söyleyemez.

Sahih İslam anlayışımız, Ehli Sünnet değerlerimiz, bir devlet gücüyle korunarak günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Selçuklu, Osmanlı buna örnektir. Devlet otoritesi sayesinde bizim Ehli Sünnet geleneğimiz tarih boyunca karşılaştığı fırtınalara, saldırılara, gizli tezgahlara karşı mücadele ederek üstesinden gelmeyi başarabilmiştir.

Korkmaya gerek yok. Kimse bu feraset ve sağduyu sahibi toplumu, Ehli Sünnet anlayışından kopartamaz. Şimdi birleşme, bir olma, düşmanın mezhepçilik oyununu fark etme zamanıdır. Ümmetin birlik meselesi mezhepçiliğe kurban edilemez.

Vakit "Hep birlikte Allah'ın ipine sarılın ve ayrılığa düşmeyin" vaktidir.