Bugün Ankara'da gerçekleştirilecek olan NATO Zirvesi, küresel siyasetin nabzının attığı en önemli merkezlerden biri olacak. NATO'nun 32 üye ülkesinin devlet ve hükümet başkanları, tarihin en kritik güvenlik zirvelerinden biri için Türkiye'de bir araya geliyor. Ukrayna-Rusya Savaşı'nın üçüncü yılına girdiği, Orta Doğu'nun yeniden şekillendiği, Çin'in ekonomik ve teknolojik yükselişini sürdürdüğü günümüzde, Ankara'da alınacak kararlar, dünyanın diğer başkentlerinde merakla bekleniyor.
Ankara'da liderler yalnızca bugünü konuşmayacak; yarının dünyasını da şekillendirecek. Zirvenin özünde ise tek bir soru var: Dünya yeni bir güvenlik ve silahlanma konseptinin eşiğinde mi? Son yıllarda dünyada ve özellikle yakın coğrafyamızda yaşanan savaşlar ve çatışmalar, bu sorunun artık bir ihtimal değil, ciddi bir gerçeklik olarak tartışılmasına neden oluyor.
Ankara Zirvesi'nin bir başka önemli gündem maddesi ise Avrupa'nın güvenlik yükünü yeniden paylaşması olacak. ABD Başkanı Trump uzun süredir, Avrupa ülkelerinin güvenlik konusunda Washington'a fazla bağımlı olduğunu savunuyor. Bu nedenle müttefiklerinden savunma harcamalarını gayrisafi yurt içi hasılalarının yüzde 5'i seviyesine çıkaracak somut taahhütler bekliyor.
ABD basınındaki değerlendirmeler de bu tabloyu doğruluyor. The Washington Postta yayınlanan bir makalede, Avrupa’nın artık yalnızca Rusya'yı değil, Washington'ın NATO'ya uzun vadeli bağlılığını da hesap etmek zorunda kaldığını belirtiyor. Yazar Lee Hockstader'e göre; Ankara Zirvesi'nin en önemli amacı, transatlantik ilişkilerde güveni yeniden güçlendirmek ve ittifakın birlik görüntüsünü korumaktır. Çünkü güçlü bir NATO'nun temelinde yalnızca askerî kapasite değil, siyasi dayanışma da bulunuyor.
The New York Times'ın dış politika yazarı Thomas L. Friedman ise uzun süredir dünyanın ağırlık merkezinin Avrupa'dan Asya-Pasifik'e kaydığına dikkat çekiyor. Friedman'a göre; ABD'nin önündeki en büyük stratejik rakip artık Rusya değil, Çin'dir. Yapay zekâdan yarı iletken teknolojilerine, kritik minerallerden deniz ticaret yollarına kadar yaşanan rekabet, gelecek on yılların güç dengesini belirleyecek. Washington'ın Avrupa'dan daha fazla savunma sorumluluğu istemesinin temel nedeni de budur. ABD, Avrupa’nın kendi güvenliğinde daha fazla sorumluluk üstlenmesini sağlayarak dikkatini Hint-Pasifik bölgesine çevirmeyi hedefliyor.
Ankara'da konuşulacak ancak resmî gündem maddeleri arasında açık şekilde yer almayan önemli konulardan biri de Orta Doğu'dur. Gazze'de yaşanan ağır insani kriz, İsrail'in askerî operasyonları, İran ile yaşanan gerilim ve enerji güvenliği Avrupa'nın güvenliğini doğrudan etkileyen başlıklar hâline geldi.
NATO bu konularda doğrudan karar almasa da liderlerin ikili görüşmelerinde bu konuların yer alması bekleniyor. Çünkü düzensiz göç, enerji arz güvenliği ve bölgesel istikrarsızlık artık Avrupa'nın iç güvenliğiyle doğrudan bağlantılı görülüyor.
Türkiye açısından bu zirve önemli bir stratejik fırsattır. Çünkü NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye; Karadeniz, Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'in kesişim noktasında yer alıyor.
Son yıllarda savunma sanayisinde elde ettiği başarılar, kriz bölgelerinde yürüttüğü etkin diplomasi ve sahip olduğu jeopolitik konum, Türkiye'yi NATO açısından vazgeçilmez bir stratejik aktör hâline getirdi.
Ankara'daki zirvede Türkiye'nin; terörle mücadelede daha güçlü dayanışma, savunma sanayisindeki kısıtlamaların kaldırılması, F-35 lerin çözüme kavuşturulması ve ileri teknoloji paylaşımının artırılmasını gündeme taşıması bekleniyor.
Sonuç olarak, Ankara'da gerçekleştirilecek bu zirve yalnızca diplomatik bir toplantı olmayacaktır. Zirve; ABD'nin Avrupa'ya yönelik yük paylaşımı çağrısını, NATO'nun Rusya'ya karşı caydırıcılık stratejisini, Çin'in yükselişi karşısında yeni küresel güvenlik anlayışını ve Türkiye'nin giderek artan jeopolitik önemini tescilleyecektir. Zirvenin ardından yayımlanacak sonuç bildirgesi ise yalnızca NATO başkentlerinde değil, Moskova'dan Pekin'e, Brüksel'den Washington'a kadar dünyanın dört bir yanında dikkatle okunacak ve analiz edilecektir.