0
Geçtiğimiz günlerde duymaya hiç alışık olmadığımız bir olay vuku buldu. İstanbul Ataköyde cenaze namazını kılmak üzere cami avlusunda bulunan cemaatin üzerine tente çatı çöktü. Tonlarca kar ve metal iskelet profillerinin altında kalan onlarca insan can pazarındaydı. İstanbul Valiliği 1 kişinin öldüğünü 4'ü ağır olmak üzere 40 kişinin yaralandığını açıkladı.
Soruyorum, Adana Aladağ'da meydana gelen yurt yangını faciasından farkı var mı bu facianın? Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı, suçlu kim? Hiç yoktan yere ölen, ağır biçimde yaralanan, darp ve sıyrıklarla atlatan bu insanların başına gelen olayın sorumlusu kim? Baştan söyleyelim, bu olayın sorumlusu ne sağı solu telefonla arayıp sorumlu birilerini bulmaya çalışan camii imamı; ne de anonslar yaparak cemaati uyaran, güvenlik şeridi çeken zabıta.
Peki, o halde suçlu kim? Bir kere, iş yeri ve halka açık mekanlardaki fiziki çevre şartlarının güvenlik şartlarını ve denetimini yapmakla yükümlü kurum Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'dır. Şu soruların cevaplarını arayalım hep birlikte:
1- Ataköydeki faciaya ve benzerlerine sebep olan durumlarla ilgili yeterli yasal düzenlemeler mi yok?
2- Yeterli kanun ve mevzuat var da bu mevzuatı kimlerin uygulayacağı konusunda bir yetki ve sorumluluk karmaşası mı söz konusu?
3- Yetkin bir yasal düzenleme mevcut, uygulama konusunda yetki ve sorumluluklar da tam olarak belirlenmiş, ama denetleme mi yapılmıyor?
Bildiğimiz kadarıyla 6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanunu ve bununla ilgili ikincil mevzuat oldukça kapsamlı ve detaylı. Oluşturulan standartlar dünya normlarına uygun. Ancak mükemmel mevzuatlar yapmak sorunları çözmüyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının yukarıda zikrettiğimiz sorulara Ataköy faciası bağlamında izahat vermesi gerekiyor.
Bu tür faciaların önlenmesinde daha önemli bir husus ise konunun önemine ilişkin şuur ve hassasiyet sahibi olmaktır. Ülkemiz vatandaşlarının tamamı bilmeli ki o cami avlusunda hiç yoktan yere ölen insan, kaldırımda yürürken kafasına tabela düşen, merdivenlerden inerken tutunduğu trabzanın çıkmasıyla düşüp kolunu bacağını kıran insanların hepsi biziz. Aynı şey her an hepimizin başına gelebilir. "Kader böyleymiş" deyip işin içinden çıkamayız. Ayrıca "Berber doktoru", "Umumi tuvalet uzmanı" türünden istihzalarla iş güvenliği ve sağlığıyla ilgili yapılan yasal düzenlemeleri küçümseyen duyarsızlıkları birer hamakat örneği olarak görmeliyiz.
Hiç kıymet vermediğimiz, bizim başımıza gelmez dediğimiz küçük kazalar toplamda insana parmak ısırtan bir yekûna ulaşıyor. Üstelik hiç farkında olmadığımız ancak vuku bulduğunda ayırdına varabildiğimiz binlerce risk hemen yanı başımızda bir tehdit olarak duruyor. Modern hayatın bir zorunluluğu olarak karşımıza çıkarttığı "iş güvenliği" kavramı ve söz konusu alanın "İş güvenliği uzmanı" tüm bu tehditleri görüp risklerini analiz edecek eğitimlerden geçiyorlar. Yasaların çerçevesini çizdiği, standartlarını belirlediği, eğitimlerini vererek uzmanlıklarını oluşturduğu bu alanın uygulanması hayatımızı daha yaşanılabilir hale getirecektir.