Ramazanlarda, kandillerde, cenazelerde ve çeşitli vesilelerle Kur’an okuyan milyonlarca insan var. Dudaklarımız ayetlerle hareket ediyor, evlerimizde Kur’an sesleri yankılanıyor. Ancak kendimize sormamız gereken çok önemli bir soru var: Okuduğumuz Kur’an’ın bize ne söylediğini gerçekten biliyor muyuz?
Kur’an’ı anlamadan okumak, bal kavanozunu dışarıdan yalamaya benzer. Kavanozun üzerinde balın kokusunu hissedersiniz, tatlılığını hayal edersiniz; fakat kapağını açıp içindeki bala ulaşmadığınız sürece gerçek lezzeti tadamazsınız. Kur’an da böyledir. Harflerini okumak sevaptır, sesini dinlemek gönüllere huzur verir; fakat onun asıl şifası, asıl bereketi ve asıl hidayeti anlamında gizlidir.
Allah Teâlâ Kur’an’ı sadece güzel seslerle okunup raflara kaldırılması için indirmedi. Kur’an, hayatı değiştirmek, insanı karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gönderildi. Nitekim Rabbimiz şöyle buyuruyor:
"Bu Kur’an, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır." (Sâd, 29)
Dikkat edelim; ayette "okunsunlar" değil, "düşünsünler" buyuruluyor. Çünkü düşünülmeyen, anlaşılmayan ve yaşanmayan bir Kur’an, hayatın merkezine yerleşemez.
Bugün birçok Müslüman Kur’an’a saygı gösteriyor ama onun emirlerini öğrenmeye vakit ayırmıyor. Saatlerce sosyal medyada dolaşan insanlar, Allah’ın kendilerine gönderdiği mesajın mealini okumaya birkaç dakika bile ayıramıyor. Oysa Rabbimiz kıyamet gününde Peygamber Efendimizin şu şikâyetini haber veriyor:
"Peygamber dedi ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’an’ı terk edilmiş bıraktı." (Furkan, 30)
Kur’an’ı terk etmek yalnızca onu hiç okumamak değildir. Onu anlamaya çalışmamak, hükümlerini öğrenmemek ve hayatımıza taşımamak da bir terk ediş biçimidir.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir."
Kur’an’ı öğrenmek sadece harflerini öğrenmek değil, onun ne dediğini anlamaya çalışmak ve hayatı ona göre inşa etmektir. Çünkü Kur’an, mezarlıklarda okunacak bir kitap değil; yaşayan insanlara yol göstermek için gönderilmiş bir hayat rehberidir.
Bugün İslam dünyasının yaşadığı birçok sıkıntının temelinde Kur’an’dan uzaklaşmak yatmaktadır. Kur’an okuyan çok, fakat Kur’an’ı anlayan ve yaşayan azdır. Diller Kur’an okurken hayatlar başka kitapların, başka ideolojilerin ve başka arzuların peşinden gitmektedir.
Geliniz, Kur’an’ı sadece seslendiren değil, anlayan bir ümmet olalım. Ayetleri sadece gözlerimizle değil, kalplerimizle de okuyalım. Çünkü Kur’an’ın nuru gözlere değil, kalplere inmiştir.
Bal kavanozunun dışını yalayarak balın lezzetine ulaşılamadığı gibi, Kur’an’ın manasına nüfuz etmeden de onun hidayetine tam anlamıyla erişilemez. Kapağı açalım, manasına yönelip ayetler üzerinde tefekkür edelim. İşte o zaman Kur’an sadece okunan bir kitap olmaktan çıkacak, yaşayan bir rehber hâline gelecektir.
Unutmayalım: Kur’an’ın amacı kulaklarımızı meşgul etmek değil, kalplerimizi değiştirmektir.