0
Malcolm X ismi ile ilk defa Konya'nın Bedesten içinde Sungur Çarşı'nın en üst katında merkezleşmiş Hakyol Vakfı'nın kütüphanesinde karşılaşmıştım. Küçükçe bir kitaptı. Hafızamda yer ettiği kadarıyla siyah kapaklı bir kitabın üzerinde bembeyaz nur saçan bir siyahi yüz, 1986'lı yıllardı.
Hayatını, işini, ruhunu ve kalbini genç yetiştirmeye adamış bir avuç dava ehli abilerin çay içme bahanesiyle çağırdıkları, o hiçbir zaman unutamayacağım çay ocağı başı ekmek, peynir muhabbetlerinin arasında başlamıştı Malcom X'li günler.
Ruhumuzun yücelmeye, şahsiyetimizin şekillenmeye başladığı günlerdi.
Salim Erkeç vardı mesela, özveriyle gece gündüz demeden genç kazanma yarışına girmişlerdi Ahmet Zekai Yahşi ile birlikte. Sonra beyin takımı İsmail Tosun, İsmail Budak. Camialtı vardı mesela, kendi marangozluk işini bir kenara bırakıp her hafta Çarşamba günleri okul çıkışı derslerle bizi meşgul edip her daim yanımızdan ayrılmayan Ali Ekinalan. Daha niceleri. Hepsi yangından mal kaçırırcasına bir mücadeleyle gençliği kurtların elinden kurtarmaya adamışlardı kendilerini.
Fikir kitaplarını okumaya, "haftada en az bir kitap bitireceksiniz" diye teşfik edildiği, ekmek gibi su gibi bir müminin hayatında yeretmesi gereken okuma alışkanlığımızın aşılandığı günlerdeydi. Hikayelerle, romanlarla başlamıştık çok zaman önce. Yayınevlerinden yeni bir kitap çıkacak diye dört gözle beklediğimiz günlerdeydi.
İşte o zaman Malcolm X ile tanışmış, bir solukta okuyarak, damarlarımda zaten var olan haksızlıklara karşı mücadele etme kanım kaynar kazana dönmüş, çok geçmeden kendi başımıza bir gazete bile çıkarma heyecanına kapılmıştık.
Küçük adamlardık, ama yüreği dünyaları kuşatacak kadar dava şuuruyla besleniyorduk... Malcom X bize yeni bir yanardağı olmuştu, bizi volkanlar gibi alev alev kaynattıkça kaynatıyor, dağımıza sığmaz hale geliyorduk.
Sonra o yaşımızda bizim alt devremiz olan gençlere de aynı şuuru verelim diye sohbetler yapıyor, mübalağasız konferanslar bile veriyorduk Fatih Kuran Kursunda.
Hiçbir ferdin kendini hafife almaması gerektiği gerçeğini bu yüce dava adamının hayatını okuyunca daha iyi anlamıştık. "Eğer uğrunda ölmeye hazır değilseniz, "özgürlük" kelimesini lûgatınızdan çıkarın" diyordu. Bizi cuşe getirip durmak yok diyordu: "İster mermi kullansın, ister oy pusulası, insan iyi nişan almalı. Kuklayı değil, kuklacıyı vurmalı."
"Eğer, dikkatli olmazsanız, gazeteler, mazlumlardan nefret etmenizi, zalimleri ise çok sevmenizi sağlar" diyerek de Kiritik ve Analitik düşünmeye teşvik ediyordu.
Tekbaşına bir ordu gibi mücadele eden Necip Fazıl Kısakürek'in bize aşıladığı dava şuurunu aynı şevkle Malcolm X'te bulmuş olmanın heyecanı ile dört katlı Konya Merkez İmam Hatip Lisesi'nin her bir katındaki sınıfları her tenefüste Ahmet Altıkulaç, Tahir Saraç, Şükrü Uyar, Bahattin Eryiğit, Mehmet Doğan'la defalarca ziyaret eder olmuştuk.
Yerimizde duramaz olmuş, yüreğimizde kaynayan volkanları söndürmekten ziyade, aşkla kavurma sevdasına düşmüştük.
Kendimizi hafife almamamız gerektiğini bu yüce dava adamının hayatını okuyunca daha da iyi anlamıştık.
Hıristiyan bir babanın oğlu olan Malcolm, Amerika'da ırkçılık zulmünde boğuşurken, demiryolları işçiliği, hırsızlık, sokak çeteciliği, uyuşturucu kullanıcılığından hapse düşer, düşünce dünyasını tamamen değiştiren Medresei Yusufiyye'den çıkar çıkmaz, Amerikalı Müslümanların sembol ismi haline gelir. Bu sembol isim, uyuyanları uyandırma mücadelesinde şehit düşer.
Öldürmek din düşmanlarının kanlarında vardır. Zannediyorlar ki öldürerek, zulmederek bu davayı yok edebilecekler, İslam'ın nurunu söndürebilecekler. Habil ve Kabil ile başlayan bu mücadele kıyamete kadar iyiler ve kötülerin savaşı ile devam edip gidecektir. Asla unutmayalım ki, Şeytan'ın insana dost olması nasıl mümkün değilse, şu din düşmanlarının, Batılı emperyalistlerin de bize dost olması mümkün değildir.
Bu hakikati unuttuğumuz zaman kaybetmeye, köleleştirilmeye başlarız. "Demokrasi ikiyüzlülüktür;" diyerek batının sahtekarlığını yüzlerine haykırmış, ve sonra "Zaman şehitlik zamanıdır, ve ben bir şehit olacaksam, bu kardeşlik uğruna olacaktır. Bu ülkeyi kurtaracak tek şey budur" diyerek ebedi kurtuluşa ermiş, "Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter" sözü ile bütün uyuyanları uyandırmıştı.
Aradan tam 51 yıl geçti şimdi yeniden uyayanları uyandırma vaktidir.