Yirmi ikinci günün gecesi. Kadim Ortadoğu göklerinde ağır mühimmatlar kara bulutları yararak süzülüyor. Bir yanda Natanz'ın derinliklerine inen sığınak delici bombaların sardığı o ağır gümbürtü, diğer yanda Hint Okyanusu'nun ortasındaki Diego Garcia üssünün kıyılarına vuran tuzlu suyun geniz yakan kekremsi kokusu. Barut ve kanın o boğucu ağırlığı, binlerce kilometre ötede, avucumuzda titreşen o ince cam parçasının arkasında soğuk bir rakama dönüşüyor.

Bahisler kapandı.

Bir füzenin hangi koordinata düşeceği, kaç canı toprağa katacağı ve o yıkımın saat kaçta gerçekleşeceği üzerine on milyonlarca dolarlık kura çeken bir kitle var artık. Ateşin düştüğü yeri değil, sadece kendi hanesine yansıyacak bakiyeyi hesaplayan hissiz bir kalabalık. İnsanlığın en kadim trajedisi, avuç içindeki o parlak camın arkasında ucuz bir kumar pulundan ibaret.

Ölümün ihtimali satılıyor.

İhtimalleri ölçüp tartmak, kitlelerin hezeyanına kapılmadan verilerin gösterdiği güzergahtan rasyonel bir hakikat çıkarmak; devlet aklının ve serinkanlı bir zihnin en temel işlevidir. Ancak felaketin rotasından, başkasının yıkımından kendine küçük bir pay çıkarmak, o aklın çürüdüğü yerdir. Muhabirlerden biri bir isabeti yanlış aktardığında o bahsi kaybedenler, muhabire ölüm tehdidi gönderdi. Haber değil, hane farkı önemliydi onlara.

Hesap tutanlar ve hesabı ödeyen var; üçüncü bir konum mümkün mü?

Gözlerimizi o isli dumandan Asya'nın insansız üretim bantlarına çevirelim. Her üç saniyede bir yepyeni bir cihazın doğduğu, yörünge ötesindeki kayaçların parçalanarak yeryüzü bilançosuna eklendiği sarsıcı bir eşikteyiz. Orada susmak bilmeyen bir üretim hırsı, burada ise insan hayatının üzerine atılan zarlar var. İki görüntü arasındaki ortak payda şu: her ikisinde de insanın kendisi, hesabın dışında tutuluyor.

Bu yılki Nevruz, o hesabın içine düştü. Binlerce yıldır geçen yılın külünü silip yeni güne kapı açan o kadim ateş, bu kez Natanz'ın dumanı altında yandı. Cumhurbaşkanı'nın bayram mesajında dikkat çeken bir satır vardı: "Bu anlamlı günün bölgemizdeki savaşların sona ermesine vesile olmasını diliyorum." Kısa. Ölçülü. Dört bir yanı çatışmayla sarılmış bir coğrafyada huzur adası olmayı sürdürmek, ölçülülüğün altında büyük bir sabır biriktirir.

Bütün harfleri siyaha boyamak yerine, o dokunulmamış beyazlığın asaletini koruyan eski hattatların sükutunu hatırlayalım. Her şeyi öngörmeye çalışan o hesaplı düzeneklerin arasında, bizi hayatta tutacak ve insan kılacak tek bir unsur var.

Hesapların örttüğü her duvarın bir yerinde mutlaka bir gedik kalır; o gedikten sızan ışığa adını koymak gerekirse:

Merakın o yara bere içindeki cüretkar çatlağı.

Doğru soruyu sormak, nereye bomba düşeceğini tahmin etmek değil; o enkazın altından nasıl bir dünya inşa edileceğini aramaktır. Yanılgılarımızdan, hatalarımızdan ve o sarsılmaz irademizden damıtılmış hakiki bir merak. Soğuk rakamların asla kavrayamayacağı, zifiri gölgenin içinde parlayan yegane ışık budur. Bırakın hesaplar kusursuz işlesin; tarihi, o hesaba uymayan karanlık ve korkusuz soruyu soranlar yazmıştır, her zaman.