Dünyada büyük bir kaos yaşanırken “rahmet ayı” Ramazan imdadımıza yetişti. Müslümanlar bu mübarek gün ve geceleri heyecan ve coşkuyla yaşıyor.
Haberlerde her gün duyuyor, görüyoruz. Dünyanın en ceberut devleti ABD’nin başındaki çılgın adam, her gün yeni tehditler savuruyor. Görünüşte İran’ı hedef almış gibi görünse de “Ben dünyanın en güçlü silahlarına sahip olan ülkeyim. İstediğim yere girer, düzenimi kurarım” demeye çalışıyor. Herkese pervasızca, küstahça meydan okuyor. Ne yazık ki günümüz hukuk anlayışında artık “haklı” olan değil, “güçlü” olan “haklı” çıkmaktadır. Bu hâl, şüphesiz insanlık vicdanını kanatan yaman bir hadise. Beşerî bir iflasa şahit oluyoruz. Uluslararası hukuk rafa kalkmış durumda. Emperyalizm ve arkasındaki sinsi canavar Siyonizm, insanlık vicdanını alçakça tehdit ediyor. Bakalım İslam âlemi ve hür dünya, bu vahim tehlikeye karşı nasıl hareket edecek? Birlik ve beraberlik ruhu içinde olup direnecekler mi? Yoksa “izzet”i terkedip “Vahşi Batı”nın şımarık ve zalim kovboyuna “rezalet”le boyun mu eğecekler?

BATI VE ABD AHLAKEN ÇÖKÜYOR
Ben ABD’nin bugünkü hâlini, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) son dönemine çok benzetiyorum. Daha düne kadar Asya’da Türk dünyasını ve dünyanın pek çok bölgesini işgal eden bir kızıl rejimin, komünizmin sahibiydi Rusya. Sonra gün geldi, devran döndü. Bu kızıl rejim paramparça oldu. Bizdeki aldatılmış hayranlarını da üzerek bu kanlı rejim çöktü. Şimdi ABD ve Avrupa çatırdıyor. Ahlaken sükût eden ABD ve Batı dünyası iğrenç dosyalarla sarsılıyor. Elbette sömürü düzeniyle ve emperyal amaçlarla Asya’da ve Afrika’da zulüm çarkını işleten bu emperyalist ve zalim güruh da çöküp gidecek. Gazze bebeklerini katleden günümüzün Firavun’u Netanyahu’nun yanında nasıl saf tuttuklarını gördük, görmeye devam ediyoruz. İman-küfür kavgası ezelden beri var, kıyamete kadar da sürecek. Bu hengâmede Müslümanlara yakışan, “Son ve Tek Hak Din” İslam’a hakkıyla sarılmak ve gereklerini yerine getirmektir. İslam’a uyulursa adalet, ahlak, insaf, merhamet, erdem, barış ve huzur, yeryüzüne elbette hâkim olacaktır.
MARAŞLI KADIN ŞAİRLER
Kahramanmaraş’ımız sanat beldesi, edebiyat ili, bilhassa “şiir şehir”dir. Haydi, Ramazan dolayısıyla bir nükte uyduralım. Türkiye’de ediplerin şairlerin yarısı Maraş ve civarında, diğer yarısı da ülkemizin 80 şehrinde yetişiyor. Bu iddia, elbette benim mübalağamdır. Ancak şaka bir yana Kahramanmaraş, hakikaten “şiir şehrimiz”dir. Suyundan mıdır, toprağından mıdır bilinmez ama bu ilimizde büyük bir edebiyat damarı vardır. Başta Şairler Sultanımızı, “Yedi Güzel Adam”ı ve Karakoç Ailesi’ndeki güçlü şairleri hatırlayalım ve hepsini rahmetle analım. Şehrimiz erkek şairler yetiştiriyor da hanım şairleri yok mu? Bunu düşünenlerin imdadına çok kıymetli bir eser yetişti. Osmanlı’dan Bugüne Maraşlı Kadın Şairler eseri, şimdi ellerde, dizlerde, kitap raflarında ve gönüllerde. Eseri, şairelerimizin hemcinsleri himmet edip hazırladılar: Doç. Dr. Ayşe Hilal Kalkandelen ve Büşra Seçen elbirliğiyle bu hayırlı hizmeti gerçekleştirdiler.

HATIRALARIN IŞIĞINDA
Edebiyatçılarımıza samimiyetle sahip çıkan Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, “Kelimelerin ve Hatıraların Işığında: Maraşlı Kadın Şairler” başlıklı takdiminde “Kahramanmaraş, tarih boyunca edebiyatın, şiirin ve söz sanatlarının kök saldığı, kültürel üretkenliğiyle öne çıkan müstesna şehirlerimizden biridir. Bu kadim şehir; türkülerin nağmesinde, ağıtların sessizliğinde ve koşmaların coşkusunda dile gelmiş; edebiyatımızın zengin hafızasında seçkin bir yer edinmiştir.” diyor. Elhak doğrudur. Başkanımız devam ediyor: “Maraşlı kadın şairler, asırlardır yaşadıkları dönemin tanıkları ve toplumun vicdanı olarak; bireysel duygularını, toplumsal meseleleri ve millî değerleri estetik bir üslupla dizelerine aktırmışlardır. Kimi zaman anneliğin şefkatini, kimi zaman gençliğin umutlarını, kimi zaman da vatan savunusunun kararlılığını şiirlerinde işlemiş; eserleriyle edebiyatımızda silinmez izler bırakmışlardır.” Kıymetli eserin büyük emektarları Kalkandelen ve Seçen, “Ön Söz”de “Zengin kültür ve edebiyat birikimiyle Kahramanmaraş, Türk edebiyatında önemli bir yer tutsa da yapılan incelemelerde kadın şairlerin hak ettikleri değeri görmedikleri anlaşılmıştır.” tesbitini yapıyorlar; sonra söz konusu kadın şairlerimizin şiiri bir sanat dalı olmaktan ziyade hayatın ta kendisi olarak gördüklerini tespit ve ilan ediyorlar. Tafsilatlı “Giriş”ten sonra “Maraş Coğrafyası ve Tarihi” ile “Maraş’ta Edebiyat” başlıklı makaleleri okuyoruz. Mükemmel bir inceleme yapılmış. “Osmanlı’dan Bugüne Maraşlı Kadın Şairler” belirlenirken biyografileri de tespit edilmiş. Bu hayat hikâyelerinde kadınlarımızın onları şiire yükselten ruh hâllerine de tanık oluyoruz. Hanım şairlerimiz arasında Hasibe Hanım, Mahsuse Hanım, Kul Latife, Fatma Dal Güler, Fadime Demirci Sarı, Âdile Necla Kandeğer, Elif Çomruk, Yeter Yıldırım, Güllü Gözükara, Fatma Türkşen Nakiboğlu Yenel ve daha birçok isim var. Şiir okyanusunda hanım şairlerimizin gücünü görebiliyoruz. Mesela Fatma Hatun’un “Hep buralar benim yurdum/Yine tazelendi derdim/Dünyada her şeyi gördüm/Sabreyle gönül sabreyle” dörtlüğü ne kadar düşündürücü ama aynı zamanda ne kadar duyguludur. Bu seçkin güldesteye 1835 doğumlu Hasibe Hanım ile başlanıyor, 2001 doğumlu Naime Nur Gümüştoka’ya kadar geliniyor. Tabii şiirlerinin altında isimlerini belirtmeyen veya müstear isimlerle yazanlar da var. Biyografileri bilinmeyen şairelerimiz hakkında da bulunabilen bilgeler ekleniyor. Ve eserin sonunda “Maraşlı Kadın Şairlerin Şiirlerinin Değerlendirilmesi” bölümü okunuyor. Peşinden zengin bir “Kaynakça” geliyor. İnanıyorum ki, her yıl ödül veren kurumlar bu kutlu gayreti, bu üstün çabayı göz ardı etmeyeceklerdir. Şiirle ilgilenenler, şairler, bilhassa günümüzün şaireleri alın size gümrah bir kaynak eser! Severek, bazen hüzünle bazen de sevinçle okuyacaksınız.
HÜSNÜ ŞEHADET
Medeniyetimizin, ilim, fikir ve sanat dünyamızın büyük kahramanları vardır. Çoğunu yeni yeni keşfediyoruz. Bu mümtaz isimler arasında merhum Rahmi Eray da bulunuyor. Yaşadığı dönem içinde nesilleri güçlü bir şekilde etkilemiş olan bu mütefekkirimiz hakkında Dergâh Yayınları’nın kurucusu Ezel Erverdi ağabeyimiz kıymetli eserler neşretmişti. Şimdi o eserlere bir kitap daha eklendi. Araştırmacı yazar dostum Hüseyin Yorulmaz da yeni yazıları ekleyerek, Hüsnü Şehadet – Rahmi Eray İçin adında bir eseri kültürümüze kazandırdı. Fırat Görgel “Rahmi Eray: Bir Neslin Sessiz Mimarı” başlıklı takdiminde, “Kısa ömrüne rağmen sabrı, tevazuu, ahlâkı ve hizmet anlayışıyla çevresinde derin izler bırakmış; dostlarının dilinde ‘ağabey’ unvanıyla anılmış, bir neslin ahlâkî ve fikrî gelişimine yön vermiştir.” diyor. Nurettin Topçu, Orhan Okay, Ergun Göze, Ezel Erverdi, Ayhan Yücel ve diğer şahsiyetlerin ortak beyanıyla Eray’ın “döneminin ortak vicdanı ve manevi rehberi” olduğu belirtiliyor. Hüseyin Yorulmaz, “Ön Söz”de bereketli ve velut şehrimizin yetiştirdiklerine temas ediyor. Ezel Erverdi, kitaptaki “Rahmi Eray’ı Anlamak ve Onun Yolu” başlıklı ilk yazısına merhumun, “Düğümler kördüğüm olmadan çözülmeli.” vecizesiyle başlıyor. Eray ile tanışmanın, buluşmanın ve yolculuğun destansı hikâyesi… Uzun süren bir hastalıkla imtihan olunan Rahmi Eray’ın zorluklara rağmen metaneti, sabrı ve müsamahası hakikaten yüksek bir imanı gösteriyor ve olağanüstüdür. Erverdi, “Dikkate şayandır ki, bu hastalık Rahmi Eray’a âdeta ilahî bir tesir icra etti. Kendisini öğrendi. Manasız gurur ve kibirlerinden sıyrıldı. Onu insan-ı kâmil yaptı. Nurettin Topçu’nun Eray için “Tesbihi çok, ibadeti bol değildi, lakin her hâli dua, her sözü teşbih oldu.” derken Ferruh Bozbeyli de “Öğütlerini örnekleriyle yaşayan insandı.” diyor.

DEVAMLI İYİLİK
“Son fayda” teorisini “tüketim toplumu”na öğretmeye çalışan Rahmi Eray’dan Ayhan Yücel çok önemli sözler ve düsturlar naklediyor. İşte onlardan biri: “İnsanlar iyiliği çabuk unuturlar. Unutturmamak için ne yapmalı? Unutulan bir insana yardım nasıl olur? Unutturmamakla olur. O hâlde devamlı iyilik yapmalı, unutmamak araya girmesin.” Yani dinimizin emri: “Emr-i bil Maruf”. Rahmi Eray’ın ruhunu yoğuran, aklını aydınlatan ve kalbini temizleyen Abdülaziz Bekkine Hazretleri’dir. Bu şuurla yaşadı ve çok sevdiği aziz milletine, kutlu ümmetine hizmet etti. Parolası şuydu: “Yaşamak, hizmet etmek ve af dilemek için bir mühlettir.” Nurettin Topçu, kendisi amansız bir hastalığa düçar olsa da Rahmi Eray’ın manevi hastalara deva olduğunu belirtiyor ve şu tespiti yapıyor: “Bu insanlığı tedavi zevki, onda bir tabii yapı, bir ihtiras, kendinden geçilme bir iptilâ hâlinde idi. İnsanlar hakkında yaptığı, üzerinde bir lâtif iksir serili sert tenkitlerine rağmen insanın yaradılışına meftundu. Bu yaradılış hakkında hiçbir zaman insafsız olmadı. Hem de çok merhametli idi.”
GAYRA HİZMET ETMEK
O da ayrı bir derya olan Topçu Hoca’nın şu sözlerini kulaklarımıza küpe etmeliyiz: “İnsanlarla mukavelesi bir taraflı olup, başkalarından hiç alacak iddia etmeyerek, yalnız kendinden verme mecburiyetini kabullenmiş hizmet ehli insandı. O belki de kendi kendine, yapayalnız yaşayabilirdi. Lakin bunu isteyemezdi. Kendi kendine yaşamak kolay, gayra hizmet etmeden yaşamak ona güç gelse gerekti. Fedakârlık ve hizmet duyguları, ondaki ilâhî içgüdülerdi. Kendini çeviren insanların iç âleminde karanlıksız, berrak bir akış arıyordu.” Kitapta çok kıymetli hocalarımızın müstesna yazıları var. Onlardan biri de Orhan Okay’a ait. “Bir sevgi ve merhamet abidesi” olarak gördüğü Rahmi Eray’ı tatlı diliyle mükemmel anlatıyor, onunla tanışmasının hikâyesini dile getiriyor. Fethi Gemuhluoğlu ile Rahmi Eray arasındaki münasebetlerden bahsediyor. Okay, hocası Topçu’nun Rahmi Eray’ın Rahmet-i Rahmana kavuşmasından sonra yolladığı mektubu da yazısına almış. Topçu, talebesine şöyle diyor: “Sana yüreğini sızlatacak bir haber vereceğim. Rahmi Eray’ı kaybettik. Ani olarak bir kalp damarının tıkanmasıyla vefat etti. Yüreğimiz yandı… Şu vefasız hayatta yeisin, derdin, cefanın da sefası yok. Hem Allah’tan başkasının gerçek var olmadığı bu âlemde neye küsüp neye yanalım?” Ustam rahmetli Ergun Göze, Rahmi Eray’ı Gökhan Evliyaoğlu ile birlikte ziyaret edişlerinin hatırasını naklediyor. Göze, “Gaslinde hazır bulunduğu tek insan” olan Rahmi Bey’in büyük bir kalabalık tarafından ahiret yurduna uğurlandığını belirtikten sonra biraz da sitemkâr olarak şöyle diyor: “Sanırım, hanımı onun ne kadar sevilen bir insan olduğunu cenazesine gösterilen alâka ile anladı. Ve şaşırdı. Zaten milletimiz hiç olmazsa öldükten sonra kıymetlerine sahip çıkar.” Cenazesini Bekkine Hoca’nın yerine geçen Mehmed Zahid Kotku Hazretleri Göztepe’deki camide kıldırıyor ve merhum Karacaahmet’te defnediliyor. Ergun ağabeyin “Millî Bakkal” olarak tanınan Mehmet Emin Alpkan’dan naklettiği şu hüsn-ü şehadet de çok önemlidir: “Rahmi Eray’ın ahlâkı ‘veli ahlâkı’ idi.” Kitapta Rahmi Eray hakkında kaleme alınmış pek çok yazı var. Keşke bu ve diğer biyografi kitaplarından yola çıkılarak bir “Rahmi Eray Belgeseli” hazırlansa ve milletimize ekranlardan gösterilse. Kahramanlarımızı tanımaya mecbur ve muhtacız. Yüce Mevla, gani gani rahmet eyleye.
MARAŞ KİTAPLIĞI
Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi hakikaten çok kıymetli eserleri büyük bir gayretle, aşk ve şevkle neşrediyor, bu kültür hazinelerini cemiyetimize armağan ediyor. “Asrın Felâketi”ni yaşayan şehrimiz, bu yayın faaliyetiyle ayakta durduğunu gösteriyor ve diğer bütün şehirlerimize örnek oluyor. Daha önce yayımlanan kitaplarla birlikte bir “Kahramanmaraş Kütüphanesi” oluşuyor. Bahsettiğim bu eserler Kahramanmaraş Belediyesi tarafından irfanımıza hediye edildi. Ama bunların yanı sıra bahsedilmeyi ziyadesiyle hak eden başka eserler de var. Onları da en azından şimdilik okuyucularımıza isimleriyle ve yazarlarıyla duyuralım. Maraş Vakıfları Dulkadirli ve Osmanlı Dönemi (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Rahmi Tekin, Prof. Dr. Yaşar Baş), Kahramanmaraşlı Bir Mimardan Edebiyat ve Sanata Açılan Bir kalem Kadir Tanır (Prof. Dr. Kemal Timur, Zübeyde Tanırlı), Yokuş Sokak (Yunus Develi). Kahramanmaraş’ın muhteşem ve ışıltılı millî mirasını günümüze taşıyanlara binlerce teşekkürler. Sağ olsunlar, var olsunlar. Nice hizmetlere, nice eserlere inşallah…