Atam, biz senin ilkelerine ve fikirlerine biat ettik!”

• 10 Kasım 2024 târihli Sözcü’nün manşeti: “Ulu Önderimizi vefatının 86. yılında özlemle anıyoruz… Herkese Atatürk tablosu… Ressam Nevzat Çevik’in fırçasından, çift taraflı, pırıl pırıl kuşe kağıda basılı… Alın evinize, işyerinize asın… Bugün Sözcü ile bedava… Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, vefatının 86. yılında özlem, sevgi, minnetle anıyoruz. Ve bu gerçeği haykırıyoruz: Hür, şanlı ve şerefli vatanımızı Atam sana borçluyuz… Atam, rahat uyu, ruhun şad olsun. Vatan sana ebediyen minnettar…” Rahmi Turan’ın fıkrası: “Atatürk’ü sevmek, ibadettir…”

• 11 Kasım 2024 târihli Sözcü’nün manşeti: “Atam, biz senin ilkelerine ve fikirlerine biat ettik… Bedel ödedikçe daha çok sarılıyoruz sana… İnsanlık tarihi Mustafa Kemal Atatürk kadar sevilen başka lider görmedi… ‘Ölümsüzlük nedir? Görmek isteyen buraya gelsin!’ cümlesi dillerdeydi… Tüm yıpratma çabalarına rağmen cumhuriyetin temeli sağlam, yetiştirdiği nesiller dirençli çıktı. Atatürk dün yine özlem, minnet ve bağlılıkla anıldı… Yurdun dört bir köşesinde sirenler çaldı, hayat durdu… İBB Başkanı, Sözcü TV’de Atatürk’ü böyle tanımladı: ‘Çağlar ötesi duruşu olan büyük devrimci…’ Ekrem İmamoğlu, Büyük Önder’in demokratik, ilerici, aydınlanmacı karakterine de dikkat çekti. ‘O bizim çok kıymetli ışığımızdır’ dedi. Erdoğan, anma töreninde şaşırttı: ‘Gazi, 10 yıl daha yaşasaydı, başka bir Türkiye olurdu… Gazi’nin vefatıyla fırsat kaçtı. Kalkınma yarışında geride kaldık.’ dedi.”

Mütehakkim Zümrenin Sözcü’sünün, -fikrî acz eseri- tahrîkk̃âr, seviyesiz, tedhîşçi neşriyâtı

Türkiye’nin en Kemâlperest gazetesi, Mütehakkim Zümrenin Sözcü’sü, bütün sene, her fırsatta insanlarımıza “Ataputçuluk” aşılamıya çalışıyor, Kemâlperest iddiâlarını, delîlsiz, vesîkasız, birer dogma hâlinde âvâz âvâz bağırıyor, ne kadar bağırsa onların hakîkatine o kadar inandırabileceğini düşünüyor… Alabildiğine dogmatik, fanatik, şirret ve aynı zamânda tedhîşçi bir neşriyât siyâseti! Hakîkatperverleri sindirmek için mütemâdiyen bir tahrîk̃ât fırsatı kolluyor! Bunlardan en câlib-i dikkat olanı, herhâlde eski Refâh Parti Millet Vekîli Şevki Yılmaz’ı bahâne ederek kopardığı yaygaradır:

1-163

(Sözcü, 21.2.2024, s. 1)

Mütehakkim Zümrenin mûtâd tedhîşçi neşriyâtından bir nümûne…

***

“Atatürk’e soysuz-dönme diyen serbest, şeriata laf söyleyene hemen gözaltı… Atatürk’e hakaret ve beddua eden eski RP’li Şevki Yılmaz için yargının harekete geçmemesi, adaletteki ‘çifte standardı’ bir kez daha gösterdi… Eski RP’li vekil Şevki Yılmaz, Osmanlı torununun nikahında Atatürk için ‘Soysuz’ dedi. Yetmedi bir videosunda Atatürk’e ‘Selanik’ten gelen dönme’ dediği ortaya çıktı. Ancak ne hikmetse yargı bu ve bunun gibi tipler için harekete geçmiyor…” (Sözcü, 21.2.2024)

Evet, îtiyâdları vechiyle, muârızı, tedhîşle, hapis tehdîdiyle yıldırma siyâseti! Hattâ, ellerinden gelirse, onun tamâmen sesini kesmek!

Bir kerre, yaptıkları neşriyâtta muârıza atfettikleri sözlerin onun tarafından sarfedildiğine dâir delîl yok! Haydi “Dönme” dediği isbât edildi, buna hakâretle, muârızı hapse attırmıya çalışmakla mı mukâbele edilmeli? Evvelâ, muârızınızdan iddiâsının delîlini taleb edin! Sonra da, siz, mukâbil delîlle aksini isbât edin! Medenî insanlara, hakîkî Cumhûriyetcilere yakışan tavır budur! Lâkin sizin bütün dâvânız efsâneler, kuru iddiâlar, tahrîfler, yalanlar üzerine kuruludur! Âvâz âvâz feryâd ederek muârızlarınızı tehdîd etmeniz bu yüzdendir!

Bu sefer de öyle yaptınız! Kendi yazdıklarınız az geldi; sütûnlarınızı sizinle aynı telden çalan bir siyâsetciye açtınız. Delîl yok, vesîka yok, fikir yok! Bu siyâsetci de, hemşehrîsine dil uzatıldığı iddiâsıyle en galîz hakâretleri savuruyor! Gazetenin birinci sayfasına iri puntolarla dercedilen hakâretnâmesi, seviyeleri için esâslı bir mîyârdır:

“Muharrem İnce’den Atatürk düşmanlarına şiirli cevap

“Atatürk’e soysuz demiş itin birisi…

Soysuz kimmiş babana sor hele…

Arı, namusu çatlamış ayı irisi…

Sen bizim köylerden geç hele…

Bu herifin önü sonu ayandır…

Anlayana benim sözüm beyandır…

Seni adam yerine koyan hayvan oğlu hayvandır…

Gel de o sözü burada söyle hele…”

Mütehakkim Zümre mensûbu olmak işte böyle bir şey!

Türkiye’de “10 Kasım”lar 87 senedir bu minvâl üzere sürüp gidiyor… Bütün sene, bütün günler “Ebedî Şef”i zikrederek geçiyor… Bütün bir millet, bin bir vâsıtayle ona taabbüde teşvîk̆ ediliyor, zorlanıyor… Bakalım daha ne zamâna kadar?

“EBEDÎ ŞEF”E ÎMÂN VE SADÂKAT̃ İK̆RÂRININ VE HESÂB VERMENİN VÂSITASI: “ANITKABİR DEFTERİ”

Bir kerre daha tekrâr edelim:

Ahmet Emin Yalman’ın 10 Mayıs 1960 târihli Vatan’daki “Yaşayan Kuvvet” başlıklı başmakâlesinde açıkça beyân ettiği anlayışa nazaran, onun ve Cemâatinin nazarında, Anıtkabir, “Ebedî Şef’in Ebedî Karârgâhı”dır ve o, “Karârgâh”ından Memleketi idâreye devâm etmekte, îcâbında ihtilâller, darbelerle onun rotasını tekrâr Kemalizm istikâmetinde düzeltmektedir…

Yalman ve Cemâatinin bu anlayışı, Rejime de mâl̃ olmuştur: Bütün Devlet ricâli ve muhtelif sivil teşekkül temsîlcileri, muhtelif vesîlelerle Anıtkabr’e gidiyor, “Ebedî Şef”le -görünüşe göre- “telepati”ye benzer bir hâlle “irtibât kuruyor”, huşû içinde, icrâatları ve müstakbel projeleri hakkında ona rapor veriyor, dîğer taraftan ebedî sadâkat̃ ik̆rârında bulunuyorlar… Bütün bunlar “Anıtkabir Defteri”ne yazılarak “Lâyemût Şef”in ıttıl̃âına arzediliyor… Rejimin bu menâsiki böylece devâm edip gidiyor ve hiçbir resmî şahsıyet bundan müstağnî kalamıyor… Hattâ birçok sâde vatandaş da bu kervana katılıyor…

2-96

(https://www.kitantik.com/product/Askeri-Heyetin-Anitkabir-Ziyareti-1966_0z8kgltjm1fnzdv1fpv?srsltid=AfmBOoonUAMXM2UuYvKLB6g0oplFxYAFroEOAhtumcVtYe35zVag0h4r; 10.9.2025)

“6.4.1966: Askerî Yargıtay’ın kuruluş gününde Anıt Kabir’i ziyâret…” Neredeyse her fırsatta “Ebedî Karârgâh”a koşuluyor, “Ebedî Başkumandan”a arz-ı ubûdiyet ediliyor, ondan kuvvet ve “ilhâmî tâlimât” alınarak yola devâm ediliyor… Şahısperestilk böyle bir şey!

***

Çalışmamızın evvelki kısımlarında, yeri geldikçe, Devlet adamlarının Anıtkabir Defteri’ne yazdıklarından bâzı nümûneler arzetmiştik. Bunlardan en câlib-i dikkat bir tânesi 12 Eylûl 1980 Cuntacılarının, hemen darbe yaptıkları gün, “Ebedî Karârgâh”a koşup Darbelerinin meşrûiyetini “Ebedî Başkumandan”larına tasdîk ettirmeleriydi:

“Ulu önder Atatürk, kurduğun Cumhuriyet’in, kazıdığın ilkelerin sadık ve yılmaz bekçileri olan ve her zaman güvendiğin Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin, rejimi ve ilkelerini koruyamayan ve millî birlik ve beraberlik içinde bıraktığın güçlü Türk devletini her geçen gün biraz daha karanlığa ve acze itenlere dur demek, ilkelerine ve demokrasiye yeniden işlerlik kazandırmak için ülke yönetimine el koyma zorunda kaldığı bugün, seni minnet ve şükranla bir kere daha anıyoruz ve huzurunda saygı ile eğiliyoruz.” (Milliyet, 13.9.1980, s. 6)

Buna göre, Darbenin başlıca esbâbımûcibesi, Hükûmetin ve muhtelif resmî müesseselerin Kemalizmin muhâfazasında zaafa düşmeleridir. Böylece Kemalizm, Milletin irâdesinin üstünde tutuluyor, Millet tarafından seçilmiş bir Hükûmet ve Parlamento onun nâmına alaşağı edildiği gibi Esâsiye de l̃ağvediliyor. Hâlbuki, o gün, devrilenlere de Anıtkabir Defteri’ne düşüncelerini yazma imk̃ânı verilseydi, orada, herhâlde, Cuntacıların iddiâlarının reddedildiğini ve ik̆tidâr gâsıblığıyle ithâm edildiklerini okuyacaktık… Öyleyse bu Kemalist Totaliter Rejimde, kimin haklı olduğu nasıl tâyîn ediliyor? Âşikâr ki kuvvetin üstünlüğüyle: Kim daha kuvvetli ise, haklı da odur!

Nitekim, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, seneler sonra, Memlekette kuvvet dengesinin çok değiştiği bir zamânda, 18 Haziran 2014’te, Ankara 10. Ağır Cezâ Mahkemesi tarafından müebbed hapis ve rütbelerinin sökülmesi cezâlarına çarptırılmışlardır. (https://t24.com.tr/haber/12-eylul-davasinda-savci-kenan-evren-ve-sahinkaya-icin-muebbet-istedi,261560; 5.9.2025)

Velhâsıl, farklı kanâat̃ ve menfâatlerdeki insanlar, Anıtkabir Defteri’ne, kendilerini haklı gösteren bir şeyler yazıyor, hepsi de Kemalizme sadâkat ve hizmet yemîni yapıyor, “Ölümsüz Ölü”yle kendilerince derdleşiyorlar; fakat “Ebedî Şef”in kimin tarafını tuttuğu, kime nasıl yardım ettiği yâhud ne tâlimât verdiği bir türlü anlaşılamıyor!

Müsbet İlim ve Yüksek Tefekkür çağında “Kemalist Türkiye” bu hâldedir!

Anıtkabir Defteri’ne yazılanlardan, 12 Eylûl 1980 Cuntacılarından başlıyarak, birkaç nümûne daha arzedelim.