“Stalin’in yardımıyle Türkiye emperyalist esâretten kurtulacaktır!”
İkinci kaynak, Yalman’ın Vatan gazetesinin yine 30 Haziran 1951 târihli nüshası:
“Nâzım Hikmet Moskovada hezeyan ediyor…
“Türk halkının esir olduğunu söyliyen N. Hikmet kurtuluş için çalışacakmış…
“Moskova, 29 (Radyo) – Geçenlerde Türkiyeden Romanyaya kaçmış olan şair Nâzım Hikmet, bugün Moskovaya uçakla inmiştir. Nâzım Hikmet hava meydanında yüksek rütbeli Sovyet memurları tarafından karşılanmış ve kendisi için hususî bir merasim tertip edilmiştir. En kısa zaman içinde Stalinle görüşeceği bildirilen Nâzım Hikmet’in uçaktan indiği sırada filmi çekilmiş ve verdiği bir beyanat da plâğa alınmıştır. Moskova radyosu tarafından yayınlanmış olan bu plâkta komünist şair şunları söylemiştir:
’13 yıl Faşist Türk hükûmetinin hapishanelerinde kaldıktan sonra nihayet kurtularak Moskovaya gelmiş olmaktan dolayı bahtiyarım. Emperyalist Amerikalılar tarafından desteklenmekte olan kodamanlar tarafından ezilen Türk halkı hürriyeti uğrunda yüce başbuğ Stalinle beraber çarpışmak için can atmaktadır. Esir olarak yaşadığım kendi yurdumdan kurtularak sulh içinde Moskovaya varmış olmaktan dolayı derin bir huzur içindeyim. Halen, Türk halkı da esaretten kurtulabilmek için çarpışmaktadır. Dünyanın en büyük sulh adamı Stalinin idaresindeki bir memlekette hürriyet havasını teneffüs ediyorum. Zorla esarete ve ölüme sevkedilen Türk halkının kurtulması için çalışacağım. Barışsever Stalin ve onun memleketi Rusyanın yardımile Türkiye emperyalist esaretten elbette kurtulacaktır.’
“Nâzım Hikmetin kendi sesile söylenmiş olan bu sözler sık sık alkışlarla kesilmiştir. Komünist şairin Moskovada yerleşerek çalışmalarına orada devam edeceği kaydedilmektedir.” (Vatan, 30.6.1951, ss. 1 ve 4)

Yalman’ın, “vatanperverliği, yüksek insânî meziyetleri, mâsûmiyeti, v.s.” hakkında kendisine kefil olduğu Stalinperest Nâzım Hikmet, bütün bir Mütehakkim Zümrenin seferber olmasıyle netîcede hapishâneden tahliye olduktan bir sene kadar sonra, evvelâ Romanya’ya kaçtı, sonra Stalin’e ilticâ etti… Moskova Hava Meydanı’na iner inmez verdiği ilk beyânât şu oldu: “Beni Stalin yarattı! Vatanım Rusya’dır!”
***
Nâzım Hikmet’in iddiâsı: “Türkiye, Amerika’ya satılmıştır!”
Üçüncü kaynak, 1 Temmuz 1951 târihli Milliyet gazetesi:
“Vatansız kızıl şair N. Hikmet…
“Kızıl Şair’in hezeyanları…
“Moskova’ya giden Nazım Hikmet, Türkiyenin Amerikaya satıldığını söyledi…
“Moskova, 30 (AP) [30 Haziran 1951, Asosciated Press] – Sovyet basını bugün demir perde gerisine kaçan müfrit solcu Türk şairi Nazım Hikmet’in Moskovaya varışını büyük tezahürlerle karşılamıştır. Nazım Hikmet az evvel memleketinden Romanyaya kaçmıştı. Bugün uçakla Budapeşte’den buraya gelmiştir.
“Sovyet hükûmetinin resmî organı Pravda pek nadir bir jestte bulunmuş ve Nazım Hikmet’in Moskova hava alanında çekilen fotoğrafını baş sahifesinde basmıştır. Resimde solcu şairin etrafında, Sovyet ‘Barış Partizanlarının’ şefi Nikolai Tikhonov ve yazar Konstantin Mimonov dahil, ileri gelen Sovyet idarecileri görülmektedir.
“Moskovanın ‘Edebî’ gazetesi Hikmet’e hattâ Pravda’dan bile fazla yer ayırmış ve komünist şairin ‘Türkiyede Amerikalılar’ başlıklı bir makalesini yayınlamıştır. Nazım Hikmet bu yazısında ‘Türk burjuva sınıfının her türlü hicap hissini kaybettiğini ve burjuvaların Türkiyeyi Birleşik Amerikaya sattıklarını’ ileri sürmüş ve Türkiyede Sovyetler Birliğine karşı harp için hummalı hazırlıklar yapıldığını iddia etmiştir.” (Milliyet, 1.7.1951, ss. 1 ve 3)
Rahmetli Bâkiler’in Nâzım Hikmet hakkındaki teşhîsi: “Çok kötü bir koca, çok kötü bir baba, çok kötü bir insan, çok kötü bir vatandaş, korkak, korkak, korkak bir adamdır!”
Daha yakınlarda Rabb’imizin huzûruna uğurladığımız, nâdir yetişen kıymetlerimizden rahmetli Yavuz Bülent Bâkiler (Sivas, 23.4.1936 – İstanbul, 28.9.2025, Sivas Yukarı Tekke Mez.), bütün bir ömrünü canla başla Milletimize hizmetle geçirmiş müstesnâ bir şahsıyettir; ihlâsıyle, ahl̃âkıyle, mücâdelesiyle hepimiz için örnek bir insandır, bir mânevî kuvvet kaynağıdır. San’ati de bu mezîyetleriyle yoğrulmuştur ve büyük bir feyz menbâıdır. Şiirleri, nesirleri Türkcemizin âbideleridir. Onun manzûm, mensûr bütün metinleri, Türkcemizi san’atkârâne veyâ en azından doğru kullanmayı öğrenmek istiyenler için üzerinde çalışılacak pek güzel nümûnelerdir.
Bâkiler Üstâd, kalemini büyük bir hassâsiyet ve vukûfla kullanır, millî bünyemize kasdeden her kim olursa onları tek tek teşhîr etmekden, onlarla mücâdele etmekden çekinmezdi. Milletimize samîmiyetle hizmet etmiye çalışanlardan ise takdîrle, muhabbetle bahseder, onları öylece tanıtmıya çalışır, kendilerinin Milletimiz nezdinde dahi öylece kabûl̃ görmelerini arzû ederdi. Gönlümdekiler ve Ötekiler, Unutamadıklarım, Tabuları Yıkmak gibi kitabları onun bu anlayış ve tavrının mahsûl̃leridir.
Bunlardan Tabuları Yıkmak içinde bir “bahis” de (2011: 167-182), Nâzım Hikmet’e ayrılmıştır: “Tartışılan Şair? Kim bu Nâzım?” Bu “bahis”de, delîl göstererek, Nâzım Hikmet hakkında şu teşhîsde bulunuyor:
“Nâzım Hikmet’in karakter çizgisinde, insanı şaşırtan dehşetli çarpıklıklar var. Evvelâ Nâzım Hikmet, hatırı sayılır derecede yalancı bir adam. Rusya dışına çıktığı zaman, etrafını çeviren gençlere, kuyruklu kulaklı yalanlar söylüyor: ‘Rusya’da her işçinin bir arabası var! Seneye ekmek de parasız verilecek’ diye Bulgaristan’ın Kırcaali şehrinde, Türkiye aleyhinde soydaşlarımıza söylediği yalanlar, kendi boyundan daha fazladır. Nâzım Hikmet çok korkak, korkak, korkak bir adamdır. […]
“Bir Japon kızının bile ölümüne ağıtlar yazmış, ama Sovyetler’de milyonlarca Türk katledildiği halde onlar için tek cümle söyleyememiştir. Anlatsam kırk sayfa ister: Nazım Hikmet çok kötü bir koca, çok kötü bir baba, çok kötü bir insan, çok kötü bir vatandaştır da…” (2011: 170-171)
“Sovyetler’de milyonlarca Türk katledildiği hâlde onlar için tek cümle söyliyememiştir!”
Esef ederek, “Sovyetler’de milyonlarca Türk katledildiği halde onlar için tek cümle söyleyememiştir!” şeklindeki tesbîtini yaparken Âzerî kardeşlerimizi konuşturuyor:
“1980 yılından itibaren, yeni Türk Cumhuriyetlerine on defa gidip geldim. O Cumhuriyetleri anlatan yüz bir TV programı hazırladım ve sundum. Oralarda, soyumuzun şairleriyle, yazarlarıyla, fikir ve sanat adamlarıyla Nâzım Hikmet’i de konuştum.
“Âzerbaycan’da bana dediler ki:
‘Nâzım, yedi yaşında öldürülen bir Japon kızına şiir yazdı. Onun ağzıyla dünyaya seslendi. İyi mi etti? Elbette iyi etti. Ama buraya geldiği zaman, biz ona anlattık ki, Lenin ve Stalin de 140 bin Âzerbaycan Türkü’nün öldürülmesine göz yumdular, emir verdiler, üzerimize Ermenileri ve Rus ordularını saldılar. Bizim nice şairlerimiz, yazarlarımız, âlimlerimiz Stalin’in zulmüne uğradı. Bunları bir bir Nâzım’a anlattık. Ama o, bizim büyük felâketimiz için değil bir şiir, bir mısra bile yazamadı. Niçin? Çünkü Japon kızını Amerikalılar, bizim 140 bin canımızı da Ruslar öldürdüler. Nâzım Hikmet Rus’un kanlı zulmüne çıt çıkaramadı.
‘Moskova bir gecede bir milyon Ahıska Türküyle Kırım Türkünü yerlerinden yurtlarından etti. 500 bin Özbek kardeşimizi katletti. Nâzım bu cinayetler karşısında ağzını açamadı. Çünkü çok korkaktı. O Türkiye’de 12 yıl hapis yattı. Burada da 13 yıl göz hapsinde yaşadı. Sonunda ‘Ben eşeklik etmişim’ dedi ama iş işten geçtikten sonra…
‘Nâzım milletimizin, dilimizin, dinimizin, vatanımızın en kanlı düşmanı Stalin’e secde etti. Stalin de onu adam yerine koymadı. Nâzım’ı, evinin içinde bile göz hapsinde tuttu. Bize karşı kullandı.’ ” (Bâkiler 2011: 179-180)
Nâzım Hikmet, Komünizm propagandasının bir âletidir
Rahmetli Bâkiler’in, Nâzım Hikmet’le al̃âkalı çok isâbetli bir tesbîti de, onun bunca büyütülmesinin esâs sebebinin, Komünist İhtilâl Hareketinin propagandasında bir âlet vazîfesi görmesidir:
“Bütün Türkiyeli komünistler de, çağımızın en az yüz yıl gerisinde kalan, örümcek kafalı zavallı mahlûklardır. Onların kursaklarındaki heves, gençlerimize Nâzım Hikmet’i sevdirerek Türkiye’de, komünizm için bir vasat hazırlamaktır. Komünizm bize işçi hareketleriyle gelmedi, gelmiyor. Şiirle, hikâyeyle, romanla, tiyatroyla, sinemayla içimize sokulmak isteniyor. Türkiyeli komünistlerin esas maksatları Nâzım’ın şiiri değildir. Kızıl şairi, çok sevdirerek, arkasından onun büyük bir Marksist olduğunu belirterek, kalpleri komünizme ısındırmak gayretindedirler…” (2011: 174)
Kezâ:
“Nâzım Hikmet üzerinde büyük oyunlar oynanıyor. Oyuncuların maksatları şiir değildir, edebiyat değildir. Maksatları, Nâzım Hikmet vesilesiyle, gençlerimizi Komünizm çıkmazına çekmektir. Türkiye’yi yeni baştan 1980 öncesine sürüklemektir. Yeniden beş bin gencimizin kanına girmektir.” (Bâkiler 2011: 180)