“Dans ederken Fransız Sefîrinin kızına yapılan muâmele” (?)

“(31 Ekim 1925) (Akşam) sofranın başında Atatürk, sağında Saadet, solunda Afet ve S. Hanımlar… Bana da Saadet Hanımın solunda yer ayırmış. Tevfik, Rasim Ferit Beylerden başka kimse yok. Mutad veçhile içiliyor… […]

“Başvekil geldi. (Onu) sol yanına aldı. (İnönü) Bayram gecesi, baloda, Fransız Sefiri olayını iyi bir sonuca bağladığını anlattı. Dans ederken kızına yapılan muamelenin fena maksatla olmayıp takdir maksadı ile olduğunu, iyi bir şekilde tefsir edildiğini izah etti… (Altay 1970: 415)

Râfet Süreyyâ yine akşam sofrasında

“(1 Kasım 1925) Bu gece Atatürk'ün sofrasında İnönü ile Bakanlardan […] (ve) artist Refet Süreyya Hanım vardı. Şarkılar söylendi, şiirler okundu, edebiyat bahisleri oldu. […] Saadet Hanımın Konya'ya, mektebine iadesini emretti…

“Çok tatlı sohbet devam ederken vakit geceyarısını geçeli iki saatten fazla olmuştu ki ancak misafirlere izin verdi. Onları uğurladıktan sonra ben de elini öperek veda etmek istedim, o boynuma sarılarak beni öptü ve tekrar beklediğini söylemek lûtfunda bulundu. Ertesi sabah saat 8’de bir yaver beni istasyona götürdü. Orada birçok zevat ve mızıka ile askerî bir kıtanın selâm ve uğurlamasıyla trene binerek Konya ya gittim.” (Altay 1970: 416)

1-186

Beylerbeyi Sarayı’ndaki Havuzlu Salon’da, “Mutlak Şef”, Îrân Şâhı’nın şerefine, havuzda “çıplak artistlerin” gösteriler yaptığı bir “eğlence” tertîb etmişti… Şâh’ın Mihmandârı Org. Altay, o geceyi hasretle anıyor: “Binbir gece masallarını bin ikinci gece yapamadık vesselâm!”

***

Beylerbeyi Sarayı'nda “çıplak artistlerle” âlem

Haziran 1934'te Îrân Şâhı Rızâ Pehlevî Türkiye'ye resmî bir ziyârette bulunmuş, “Büyük Şef”e yakınlığı sebebiyle, Orgeneral Fahrettin Altay, Şâh'a Mihmandâr tâyîn edilmişti. Şâh ve “Büyük Şef”, her iki tarafın resmî ricâliyle berâber Ankara, Çanakkale, Balıkesir gibi şehirleri ziyâret ettikden sonra İstanbul'a vâsıl olmuşlardı. Buradaki ziyâretleri esnâsında, bir gece, “Büyük Şef”, Şâh için bir “eğlence” tertîb ediyor. Altay'ın hasretle andığı o gece, (yine Altay'ın tâbiriyle) “Binbir Gece Masalları'ndan bir sahne” gibidir:

“Atatürk’le beraber İstanbul’da gezerken Suadiye plâjına gittik. Orası daha yeni yapılmış güzelce bir yerdi. Deniz kenarında boylu boslu genç ve güzel bir kadın mayo ile dikilmiş duruyordu. Kendisine yaklaşıldığı sırada güzel bir atlayışla denize daldı, yüzmeye başladı.

“Kadınlarımız henüz erkeklerle bir arada denize girmeye yeni başlamışlardı. Bunun bir türk kızı olduğunu öğrenen Şah, Atatürk e:

‘- Maşallah ne güzel yüzüyor, hanımlarınız yeniliği çok çabuk kabullenmiş görünüyor…’

gibi ifadelerde bulundu.

“Dönüşümüzde Atatürk beni çağırıp:

‘- Bu gece Beylerbeyi Sarayında Şehinşah’a hususî bir ziyafet veriyoruz. Hariçten kimse bulunmayacaktır. Kendileri mihmandarlardan yalnız senden başka kimsenin bulunmasını istemiyorlar. O da yalnız bir nedimini getirecektir. Ali Sait Paşa’ya haber gönderdim. Şehinşahın bütün maiyeti ile mihmandarlara ve hariciye memurlarına Park Otelde bir yemek verecektir. Sen oraya gitme, bizimle gel ve kimseye de bir şey söyleme.’ buyurdular.

“Gece, motorla, Dolmabahçe Sarayından Beylerbeyi Sarayına geçtik. Başbakan [İnönü] ile Meclis Reîsi de [Kâzım Özalp] vardı. Sarayın kapısında, gayet güzel ve ağır giyinmiş on beş kadar kadın bizi karşılıyordu ki bunlar o zamân İstanbul un saz, şarkı ve dans artistleri idi. Başlarında da Suadiye’de plâjda gördüğümüz C. Hanım bulunuyordu. Hepsi diz çöküp hükümdarları selâmladılar ve Şâh’a takdim olundular. O da gülerek iltifatlarda bulundu.

“Saray içinde güzel bir mermer havuz vardır. Sular şıkırdıyor, gerilerde bir orkestra ve mükemmel bir büfe... Saray kısaca gezildi. Üst kat tamir ediliyor ve Şehinşah ın geceyi orada geçirmeleri ihtimaline karşı fevkalâde yatak odaları hazırlanmış bulunuyordu.

“Binbir gece masallarını bin ikinci gece yapamadık vesselâm!”

“Havuzun başına bir masa ve koltuklar o şekilde konulmuşlardı ki büfe ve orkestra, burayı göremiyordu. Şah’a ikramlarda bulunuldu. Kendisi bir kadeh şarap alarak önüne koydu. Bu sırada artistler güzel şarkılar okumaya ve gösteriler yapmaya koyuldular. Şah meclisin sıcaklığını bozmamak için arada bir yudum alıyordu. Numaralar gittikçe açılıyor ve serbestleşiyor, Şah bunları gülümseyerek seyrediyor, fakat ciddiyetini hiçbir şekilde bozmuyor. İki genç kız havuza atladılar, sularla oynamaya ve dans etmeye başladılar. Bu arada, ‘Ş'. adında çıplak genç artis, Şah’ın önüne yaklaştı, elleri önünde, başı eğik, havuzun kenarında ve ayakta dikildi… Şehinşah kızın başını okşayarak,

‘- Çok maharetlisiniz, genç ve güzelsiniz, Allah bağışlasın, haydi kızım içeri girin de giyinin, üşürsünüz…’ [dedi.]

“Şehinşah’ın o geceki durumu, ağırlığı, meclisin neşesini bozmaksızın hiçbir hafiflik göstermemesi dikkati çekiyordu. Gece yarısına doğru Dolmabahçe’ye dönmek arzusunda bulundular. Hep birlikte kalktık, gene motora binerek saraya gittik. Binbir gece masallarını bin ikinci gece yapamadık vesselâm…” (Altay 1970: 464-466) (Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi; Yeni Söz, 17-20.3.2019/177-180)

Dînimize dahleden, bize Müslümanlığı öğretmiye kalkan ikiyüzlüler bunlardır!

2-118

Org. Fahrettin Altay’ın ve Fanatik Kemalistlerin kara mizâhı…

***

Mustafa Kemâl’in kapatması: Râfet Süreyyâ

Org. Altay'ın Çankaya Köşkü'ndeki on bir günlük misâfirliğine dâir hâtıralarında, çıplak danslarla “Büyük Şef”i ve misâfirlerini eğlendiren bir kadından bahsediliyordu. Hattâ, bu dansöz, 29 Ekim 1925 Balosu’nda “Kemalist Rejim Bayramını çıplak dansla tes'îd ink̆ilâbı” yapmıştı. Râfet Süreyyâ isimli bu kadın kimdi ve Köşk’de ne kadar kaldı?

Râfet Süreyyâ'nın hikâyesi

Org. Fahrettin Altay’dan öğrendiğimize göre, Mustafa Kemâl, bu genc kadına, iki def'a çıplak dans yaptırmıştı: Birincisi, 28 Ekim 1925 gecesi, Köşk’de misâfirlerinin önünde, ikincisi de, 29 Ekim 1925 gecesi, Kemalist Rejimin Fresko Gazinosu’ndaki 29 Ekim Balosu’nda… Altay, onu, bir de (misâfirliğinin son günü olan) 1 Kasım 1925 gecesindeki sofrada gördüğünü kaydediyor…

Şâyed gözde gazeteci (ve bilâhare gazete idârecisi) Neyyire Özkan, 1991 senesinde bu hanımı İstanbul’daki evinde ziyâret edip onunla mülâkat yapmasaydı, hiç şüphesiz, Râfet Süreyyâ ve Mustafa Kemâl’in şahsıyetinin mühim bir cephesi karanlıkta kalacaktı…

3-48

Neyyire Özkan, Hürriyet, Doğuş Dergi Grupu, Cumhuriyet ve tekrâr Hürriyet'te gazetecilik ve idârecilik yapan gözde bir gazetecidir. Râfet Süreyyâ ile târihî ehemmiyeti hâiz röportajı ona medyûnuz. Röportajında tek üzücü taraf, onun bâzı sözlerini sansür etmiş olmasıdır. Bunları da ifşâ etmesi, târihe büyük hizmet olacaktır…

***

Neyyire Özkan'ın röportajı, Aktüel mecmûasının 19 Eylûl 1991 târihli 11. sayısında neşredilmiştir. Aktüel mecmûası, hâlen, (Sabah ve Takvim gibi gazetelerin, birçok mecmûanın, atv, ahbr gibi TV kanallarının dâhil olduğu büyük matbûât tröstü) Turkuvaz Medya Grupu tarafından neşrediliyor ve bu mecmûanın İnternet Sitesinden röportajın tamâmına erişilebiliyor. (https://www.sabah.com.tr/aktuel/2013/10/10/ataturkun-mechul-sevgilisi; 14.10.2025)

Org. Altay ile Süreyyâ Hn.'ın şahâdetleri arasındaki tenâkuzlar

Râfet Süreyyâ ile Mustafa Kemâl'in ilk def'a nasıl görüştükleri hakkında Org. Altay'ın Hâtırât'ına kaydettikleri ile Süreyyâ Hanım'ın bu husûsta anlattıkları arasında tenâkuz var. Altay’a göre, Süreyyâ Hanım'ı ilk def'a, Mason olduğunu ifâde ettiği Rasim Ferit Bey, Köşk'e getirip tanıştırmış. Süreyyâ Hanım ise, Almanya'dan bir grup talebeyle Maârif Vekîlinden yardım istemek için geldiği Ankara'da, arkadaşlarıyle kaldığı otelden dışarı çıktığı esnâda, TBMM binâsına doğru yürümekte olan Mustafa Kemâl’le karşılaşıp kendisine onun resmini imzâlattığını, ilk görüşmelerinin böyle tesâdüfî olduğunu îzâh ediyor. Kendisinde, o esnâda çekilmiş ve bu ifâdesini têyîd eden kırık bir fotoğraf var. Bâzı Kemalist İnternet Sitelerinde bu ilk karşılaşma ânını tesbît eden ve zarâr görmemiş iki fotoğrafa rastladık. Bunlar, Süreyyâ Hanım’ın rivâyetini têyîd ediyor…

İki şahâdet arasındaki bir başka tenâkuz da, verdikleri farklı târihlerdir. Süreyyâ Hanım, karşılaşmalarının 1926'da olduğunu ve Mustafa Kemâl'le 1927'ye kadar bir sene zarfında nikâhsız berâberlik yaşadıklarını beyân ediyor. Hâlbuki Org. Altay'ın Köşk'teki on bir günlük hâtıraları, Ekim 1925'e âiddir. Târih husûsunda herhâlde Org. Altay’a îtibâr etmek daha isâbetli olur; hâfızası, röportaj esnâsında 90 yaşında olan Süreyyâ Hanım’ı bir parça yanıltmış olacak…