“Kuş beyinli yalancı”

“İşte Yalanmanın, bir takım ‘mış’larla ortaya attığı beş yalanından ikisinin mahiyeti, dürüst ve namuslu insanların hak ve hakikat namına yükselen seslerile efkârı umumiyeye anlatılmıştır. Ötekilere gelince, onların da bunlar gibi, kuş beyinli yalancının iftiralarından ibaret olduğunu ispat etmek, benim için işten bile değildir. Fakat mütearrız heriften, evvelâ, iddialarını ispat etmesini istemek hakkımdır. Ona, söylediklerini ispat etmek düşer; fakat yalan ispat edilemiyeceği için, bu, bana onun yalancılığını, müfteriliğini ispat etmek vesilesini ve zevkini verecektir. İlh…” (Yunus Nadi, “Müfteri, şimdi de İnkılâb ve Rejime saldırıyor”, Cumhuriyet, 26.10.1937, ss. 1 ve 3)

“Yunus Nadi’nin iş dolabları: Yuttuğu lüpü fil yutsa çatlardı!”

Yunus Nadi, yukarıdaki hakâretlerle dolu makâlesinde, Yalman’ın, siyâsî nüfûzunu kullanarak “ticârî dalaverelere” tevessül ettiğine dâir iddiâlarının “iftirâ”dan ibâret olduğunu göstermiye çalışırken, Yalman da, aynı gün, Tan’da, birinci sayfada başlayıp onuncu sayfada devâm eden uzun bir makâleyle, Nadi’nin “iş dolabları”na yeni misâller veriyordu: “Soma mâdeni, petrol ve buğday işleri”… Başlık altı: “Yuttuğu lüpü fil yutsa çatlardı!” (“Lüp”: haksız kazanc…) Kendini müdafaa sadedinde ise, “Büyük Şef” tarafından affedilmiş olmasını hatırlatıyordu. İddiâsına nazaran, “dünyânın bu en yüksek mânevî mahkemesi”, kendisininki gibi “kanâat hatâlarını” affeder, “iş dolabları”nı affetmezmiş:

“…Zavallı kültür adamı! Ortalığı gürültüye ve sise boğmak, kirli işlerinin izini gözden kaybettirmek maksadile bastığı küfürler kâfi gelmeyince ‘Nadi’ köpürüyor, perdeyi her gün biraz daha yükseltiyor. Kendi kendini teşhirden başka bir şey yapmadığını, bütün bu küfürlerin kendi üzerine düştüğünü farkedemiyor. Çünkü tehlikeye düşen kurulu dolapların tesirile gözü dönmüştür. Bunlar öyle dolaplar ki kıymetli ve hassas bir şairimize: ‘Yeter, fıkırdama rezalet turşusunun küpü, / Yuttuğun lüpü fil yutsa çatlardı!’ sözlerini ilham etmiştir.

1-223

(Akşam, 15.1.1937, s. 1)

1937 Ekim’inde Yunus Nadi’yle şedîd bir kalem münâkaşasına girişen Yalman’ın o seneye âid bir Cemal Nadir karikatürü… Yunus Nadi’nin 25 Ekim 1937 târihli Cumhuriyet’teki ifâdesiyle “bed tıynet bir adam”… Neyzen Tevfîk̆ ise, onu: “Şu bizim dönme dolab Ahmed Emîn / Dîn ve Îmânımıza çatmadadır; / Başımız ağrımaz etsek de yemîn: / Vatanı on kuruşa satmadadır!” mısrâlarıyle hicvetmişti… (Büyük Doğu, 7. yıl, 49. sayı, 23.2.1951, s. 8)

***

“Dönme” teşhîsinde bulunmak, “softa silâhı kullanmak” imiş!

“Yunus Nadi, evvelâ Sait Mollaların, Pehlivan Kadrilerin yaptığı gibi hususî menfaatlerine ait ifşaları ‘dönme’ sözile durdurmaya çalışmıştır. Memleket kendine ait bir çiftlikmiş ve istediğini asar, istediğini kesermiş gibi bir tavırla bu softa silâhını kullandıktan sonra kendini Baba Tahirin zamanında sanmış ve ilk gazetecilik üstadından öğrendiği usullerle jurnaller tertip etmiştir. Bu jurnaller 12 sene evveline aittir.

“Dünyânın en yüksek mânevî mahkemesi”, yânî “Büyük Şef” tarafından affedilmek, “iâde-i îtibâr” için k̃âfî imiş!

“Zavallı adam şurasını bilmiyor ki Atatürk, velev yanlış ta olsa kanaat meselelerinden ileri gelen, şahsî bir menfaate taallûk etmiyen kanaat hatalarını daima affeder. Fakat benim ‘Nadi’ hakkında teşhir etmekte olduğum hafif menfaat davaları esasen kemalizmin ahlâk ve fazilet ananelerile tabantabana zıttır. Atatürkün böyle bir hareketi affetmesine ihtimal tasavvur edilemez.

“Benim, eski sevdiğim mesleğime avdetimi muvafık gördüğü sırada ben dünyanın en yüksek saydığım manevî mahkemesinin huzurunda muhakeme oldum. Eski günlere ait görüş hatalarım bulunduğunu, fakat bu hataları yaparken en saf memleket endişelerinden başka bir saike tâbi olmadığımı arzettim. İnkılâbı yaratan ve yürüten, uzak ve geniş görüşlü Büyük Şef: ‘Buna kani olmasaydım sana söz söyler miydim?’ dediler. Demek ki ortada dünyanın en yüksek mahkemesinin huzurunda tamamile tasfiye edilmiş bir mazi vardır.

“Nadi, ‘Gazetemde yerin her vak̆it hazırdır’ dediğini de ink̃âr ediyor!”

“Bugün de ‘Nadi’ kendi hareketlerinin müdafaa kabul eder tarafı olmadığını bildiği için Baba Tahirin vasıtalarına başvurmak ihtiyacını duyuyor. Neticede şunu ifade etmiş oluyor:

‘- İş hayatım ağıza alınmıyacak şekildedir. Esrar perdesi altında saklı sandığım hareketlerimi müdafaadan âcizim.’

“ ‘Nadi’ bana: ‘Gazetemde yerin her vakit hazırdır.’ dediğini de inkâr ediyor. Hayret etmiyorum. Çünkü bunu itiraf ederse küfür ve tecavüze dayanan hücum sistemi kökünden yıkılmış olacaktır. Teklif Ankarapalas barında olmuştur.

Yunus Nadi’nin daha başka “iş dolabları”

“Nadinin dolaplarından birkaçını dünkü sayımızda işaret ettik. Fakat bunlar ancak birkaç misalden ibarettir. Bunları yazdıktan sonra buğday işleri hakkında ve köylüye yardım perdesi altında ‘Cumhuriyet’ gazetesinde yapılan neşriyata dikkatimizi celbettiler. Bu dolabın verdiği mahsulün de çok zengin olduğu söyleniyor.

“Soma linyit madeni diye Nadinin diğer geniş bir işi var. Senede birkaç yüz bin lira varidat bıraktığı söylenen bu işin teferruatını bilmiyoruz. […]

“Boyâbat petrol işinden ancak ‘Nadi’nin iktisadî alâkalarının genişliğine bir misal diye bahsedeceğiz.

“Beykozda Serviburnundaki gaz depoları bundan birkaç sene evvel esrarengiz surette yanmıştır. Tahkikat bu yangının kasten yapıldığını meydana çıkarmıştı. Öğrendiğimize göre bu gaz depolarında Nadinin bir Musevi vatandaşıyla ortak olarak petrol işi yaptıkları anlaşılmış(tır). […]

“Nadinin bir de dillerde dolaşan Rusyaya ihracatın vesikaya tâbi olduğu zamanlarda yaptığı bir vesika ticareti vardır. Bu vesika ticaretinden Nadinin yüz bin liralık bir komisyon aldığını söyliyenler vardır. [Tekrâr Habip Edip’ten de bahsettikten sonra:]

“Pek iyi tahmin edileceği üzere, liste bununla tamam olmaktan uzaktır. Çünkü ‘Nadi’nin FİL İŞTİHASINI tatmin etmek basit bir iş değildir. İlh…” (Ahmet Emin Yalman, “Yunus Nadi’nin İş Dolaplarından Birkaç Misal Daha”, Tan, 26.10.1937, s. 1 ve 10)

Yalman, yukarıda naklettiğimiz iki makâlesinde, ısrârla, geçmişte Yunus Nadi ile aralarında yakın dostluk olduğunu ve onun, “Mutlak Şef” tarafından gazetecilikden uzaklaştırıldığı devrede (1925 – 1935), kendisine Cumhuriyet’te çalışmasını teklîf ettiğini kaydediyor. Daha yukarıda naklettiğimiz gibi, o, uzun seneler sonra, Hâtırât’ında da bu iddiâsını tekrâr edecekdir:

“Gazeteciliğin bana yasak olduğu yıllarda, Yunus Nadi Bey, Cumhuriyet yazı heyetine o zamanlar için iyi sayılan dörtyüz lira maaşla girmem için teklif yaptı. [1930 senesinde olsa gerek…] Nadi Bey, mesleğime dönmem için Ankara'dan izin sağlamağı üzerine alıyordu. Yüreğim oynamadı değil… Fakat şirket [Tatko A.Ş.] zor durumdayken bırakıp ayrılmama imkân yoktu.” (Yalman 1970: III/212)

27 Ekim 1937: “Zirve”den gelen emirle münâkaşa kesiliyor!

Tan ile Cumhuriyet arasında Goebbels’in Nürnberg Nutkunun Türkiye’yle alâkalı kısmı hakkında başlıyan, giderek şahsıyâta dökülen ve en sak̆îl ifâdelerle hakâretleşme mâhiyeti kazanan kalem münâkaşasının son makâleleri, her iki gazetede de, 27 Ekim 1937’de neşredildi.

Münâkaşanın böyle bir ânda kesilmesinin başlıca sebebi, “Büyük Şef”ten gelen tâlimâttı. “Büyük Şef”in müdâhalesinin bir tezâhürü, İstanbul Basın Kurumu Haysiyet Dîvânı’nın 26 Ekim 1937’de toplanarak, her iki taraftan, “meslek âdâb ve nezâhatine uymıyan” bu münâkaşanın kesilmesini istemesi oldu. Mehmet Asım Us, Muharrem Feyzi, Burhan Cahit, Neşet Halil Atay, Refik Ahmet Sevengil’den terekküb eden Haysiyet Dîvânı (Kurun, 26.10.1937, s. 1), aşağıdaki karârı ittihâz edip hem taraflara, hem matbûâta teblîğ etti:

“İstanbul Basın Kurumu Haysiyet Divanı, Cumhuriyet ve Tan gazeteleri arasında bir müddettenberi devam etmekte olan neşriyatı Kurum nizamnamesinin 54 üncü maddesinin ikinci fıkrasına temas eder mahiyette görmüş ve 26.10.937 tarihli toplantısında bu meseleyi tetkik etmiştir. Divan, mevzuubahis neşriyatın tarz ve ifadesinin okuyucuları ranatsız ettiği ve meslek âdâb ve nezahatine uygun olmadığı neticesine varılmıştır [varmıştır]. Bu itibarla iki tarafa müracaat edilerek bu neşriyatın tarz ve ifadesinin meslek âdâb ve nezahatine uygun şekilde tahfif edilmesinin ve hattâ büsbütün kesilmesinin istenilmesine karar vermiştir. Haysiyet Divanı, arkadaşlarımızın bu ricayı kabul ederek meslek âdâb ve nezahatine uygun olmayan neşriyattan tevakki edeceklerini ümit eder.” (Kurun, 27.10.1937, ss. 1 ve 10)

Yunus Nadi’nin bu mes’eleye dâir son makâlesindeki şu ifâdeden de anlaşılacağı vechiyle, “Hükûmet”, binâeanelyh bizzât “Büyük Şef”, hâdiseye müdâhil olarak münâkaşanın kesilmesini “emretmiştir”:

“…Bugün efkârı umumiyemize karşı beslediğim derin bir saygı ile bitmesini muvafık bulduğum son münakaşalarda asıl prensip meseleleri hal ve intac edilememiş ve hükûmetimizin emrile onlar üzerinde ısrar olunmaktan tevakki kılınmıştır.” (Yunus Nadi, “Efkârı umumiye hükmünü vermiştir”, Cumhuriyet, 27.10.1937, s. 1)