Bayram; şu acılar mahşerinde, bir yudum su gibi soğutur bağrımızı bir an için de olsa… Bir vahanın serinliği gibi sarıp sarmalar çöl ortasında yanıp kavrulmuş, dudakları susuzluktan şerha şerha bölünmüş kalplerimizi…

Bayram; zalim elinde yanıp yakılan, her an ölümün nefesini arkasında hisseden mazlumların çizgi çizgi bir efkârla döşeli hallerini, uzak diyarlarda onlar için üzülenlere her zamankinden farklı bir şekilde duyurup, gönül tellerinden yükselen nağme eşliğinde ağlatan, dua ettiren ve yaralarına bir nebze olsun derman olma adına, düşündürüp, harekete geçirendir.

Göğümüz, gönlümüz şenlenir, kıvanç duyarız her şeye rağmen bayramda… Bir yanı acı ve mahrumiyetle iliklerine varıncaya kadar titreyen, bir yanı ümitle sevinip paylaşmakla çoğalan dünya; ses verir, renk değiştirir, sızıların gergefinde yeni bir nakış daha dokur her bayramda... Öyle bir nakış ki; nankörlüğün, bozgunculuğun, ihanetin, vefasızlığın şifreleri gizlidir o nakışta… Ve onun dilinden anlayanlar için; seyredilen manzarada bin bir melal vardır ve bayramlarda; sevinçlerimizi tarumar eden bu hissediş ellerimizi yanlara düşürmektedir. Çünkü şairin(Arif Nihat Asya) “Naat”ında söylediği gibi; “Ne doğruluk, ne doğru;/ Ne iyilik, ne iyi…/ Bahçende en güzel dal,/ Unuttu yemiş vermeyi… / Günahın kursağında/ Haramların peteği!

Şairin; “Bir şadırvan ki ses verir, ses alır / Ve suyundan melekler, aptes alır.” diyerek resmettiği şadırvanda şakırdayan su gibi; ruhlarımızı inciten kederlerden, derin fikirlerden neşet eden bir manzaranın içimize gömdüğü matemlerden arta kalan yalnızlığı, yoksulluğu, mutsuzluğu bir müddet içine alıp, gözlerden nihan eden bayram; kaybettiklerimizi karşılamasa da korkuların esiri zihinlerimize, umutlanmak için hâlen daha bir şeylerin olduğunu sezdirir.

Sabahın serininde Lala Paşa devrinden kalma şaheser caminin önündeki asırlık ağacın gölgelendirdiği oturma yerinde, daha önceden tanışılmayan kişilerle, şurdan burdan yapılan, hiçbir hesaba dayanmayan muhabbetle süslenen zamandan; yürekten kopup gelen bir aşkla, geçmişin yurduna selâm göndermektir bayram…

İlahi güzelliklerin derinlere ta derinlere kök salmış etkileri ışıklı bir devirden yüzlerimize yansıdıkça; bundan pay almak ve nasiplenmek için çabalamak; dilindekinin ve gönlündekinin münasebetini kurmak, muhasebesini yapmaktır bayram…

Her gün yeni bir olumsuz haberle sarsılan; sefaletin, vatanından sürgün olmanın, evsiz, barksız, milletsiz ve milliyetsiz kalmanın, ölmekten beter duruma düşüp, aşağılanmanın, nazlı nazlı dalgalanan bayrak altında bir kere daha toplanabilme ihtimalinden giderek uzaklaşmanın korkunç ıstırabıyla, içinin yangınlarında kendini eritmektir bayram…

Bunların; yani vatanın, yani toprağın, yani bayrağın ne kadar önemli olduğunun, iş işten geçmeden öğrenilip, o ana kadar sahip olunan her şeyin, ancak bunlar varsa bir değerinin olduğunun daha çok farkına varılmasıdır bayram…

Zulmün arşa dayandığı, hiç kimsenin kimseye çare olmadığı, sinelerin büyük bir hicranla kan ağladığı, mazlumların hayat karşısında tutunacak dallarının kalmadığı bir anda; ilahi rahmetin bütün bir kâinatı kuşatıp, bütün bu seslere cevap vereceği, ellerinden tutup kaldıracağı, zalimleri “Kahhar” ismiyle kahredip, iyilerin galip geleceği kutsi zamanların öncüsüdür bayram…

Bütün dünyanın çektiği ortak bir sıkıntıdan kurtulmak ve gittikçe mutsuzlaşan sokakların, caddelerin yeniden mutlu insan sesleriyle dolması, eskiden gözümüzde çok sıradan olan bazı nimetlere kavuşmak için, arınmış yüreklerle, yaşla dolmuş ve yıkanmış gözlerle Ulu Mevla’ya yakarmak, O’nun sonsuz kudretine sığınmaktır bayram…

“Kimsesiz hiç kimse yok herkesin var kimsesi / Kimsesiz kaldım yetiş ey kimsesizler kimsesi” (Ruşenî) diye yalvaranların seslerinin; muhatabınca değerlendirilip, gereğinin yapılması için ilgili yere sevkedildiği ve yardıma koşmaları için sebepler dairesi içerisinde birilerinin görevlendirildiği; yoksulun, mağdurun ve mazlumun darına hızla yetişildiği günlerdir bayram…

Eski mahallelerin, şimdi artık çoğu viran olmuş sokaklarında, mazinin güleç yüzünden devşirdiklerini yoldaş ederek kendine, hatıralar eşliğinde dolaşırken; çocuklukta, gençlikte yaşananların; sevincin, saflığın ve tozpembe anların, köşeden bucaktan çıkarak birden karşına dikilmesidir bayram…

Giderek boşalan ve karmaşanın hâkim olduğu; tanıdıkların azalıp, tanımadıkların çoğaldığı, kendinizi el gibi sanmaya başladığınız, eskiden yanınızdan yörenizden geçen birçok kişiyle selamlaştığınız, şimdi ise çoğunu tanımakta zorlandığınız şehirde, işte bu duygu ve düşüncelerle gezerken; bir köşeyi döndüğünüzde ya da bir mekânın girişinde ta eskilerden bir dostla karşılaşıp, sarılıp, hasret gidermektir bayram…

Doğrunun, iyinin, güzelin; sevginin, aşkın, dostluğun; mağdurun, mazlumun, masumun yanında olmak; yanlışın, kötünün, çirkinin, sevgiyi bilmeyenin, tanımayanın, önemsemeyenin, şefkate ve merhamete kalbinde yer vermeyip, insanı ve insanlığı kullanmak için türlü yola başvuranın; inanca, düşünceye saygı duymayanın; her hâliyle kibri çağrıştıranın yanında olmamak ve hatta böylelerinden uzak durmayı başarabilmektir bayram…

Ecdat yadigârı bir mabette, fanilik hissinin yorgun düşürdüğü, günah, hata ve isyana bulanmış bir bedenle, içten gelen bir samimiyetle,”nasuh bir tövbeyle” ve “hulusu kalple” Yaradan’a sığınmak ve bütün hüzün bulutları tepesinde birikmişçesine, göz pınarları dolu dolu, pişmanlığını duya duya, af dileye dileye, büyük bir mahcubiyetle, büyük bir aşkla dua etmek, yaşın yaşın ağlamaktır bayram… Ve yine şairin bir duasında dediği gibi:

Yarının yollarında yılları da / Ramazansız bırakma Allah’ım

Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız/ Ve vatansız bırakma Allah’ım

(…) Müslümanlıkla yoğrulan yurdu / Müslümansız bırakma, Allah’ım

Kısacası; hüzünlü de olsa, eski Ramazanlardaki gibi camileri, meydanları, çarşıları, pazarları mecburiyetten dolduramamış olsak da yine de bir Ramazan ayını daha emredildiği şekilde geçirmeye çalışmak ve kurtuluşa ermeyi murat etmektir bayram... Yine şairin dediği gibi; tanıdıklar, dostlar, onları da bulamaz isek, ağaçlar, kuşlar, yuvalar, sularla bir araya gelmek, yaklaşmak ve sarılıp ağlamaktır bayram:

Bayram dediler… biz ağladık, ağlaştık…

Lâkin, tanıdıklar bularak, yaklaştık…

Öptük şu asırlık çınarın yaprağını…

Kuşlar, yuvalar, sularla bayramlaştık.”

Bayramınız mübarek ola!