
(https://twitter.com/mesutuyar10/status/861414136361607168; 30.9.2018)
IV. Ordu Kumandanı Midillili Ahmed Cemâl̃ Paşa ve maiyetindeki Erk̃ânıharbiye Reîsi Ali Fuad Bey (sağda), Filistin’in cenûbundaki harek̃ât esnâsında, Karârg̃âhda…
***
İnönü: “(Atatürk’ün yakın arkadaşı olan) Cemâl̃ Paşa, Sûriye’yi bir zâlim olarak idare etmiştir”
İnönü’nün onun hakkındaki hükmü “despot”, yânî müstebiddir ve Sûriye’de iki buçuk sene bu sıfatla hüküm sürmüştür:
“Cemal Paşa şöhret kazandıktan sonra bir numaralı despot olmuştur. Suriye’de, görülecek bir haldeydi. Nazır, Ordu Kumandanı ve Umumi Vali. Falkenhayn da bu esnada Suriye’de idi. Cemal Paşa, başta Falkenhayn olmak üzere Almanlarla uğraştı. İstanbul’da Enver Paşa ile uğraştı.
“Cemal Paşa Suriye’yi bir zalim olarak idare etmiştir. Ve Arapların üzerinde onun idaresi sebebiyle bizden kalan hatıra bu olmuştur. Ama böyle yapmasaydı, nasıl idare edebilirdi, bunu da kestiremiyorum. Cemal Paşa o kanaatte idi ki, Arap milleti ancak yüz verilmeden kuvvetli bir irade ile idare edilebilir ve her türlü menfi cereyanlar ancak bu hâkimiyetle önlenebilir.
“Cemal Paşa, Atatürk’ün yakın arkadaşıdır. Daima iyi münasebette bulundular ve Cemal Paşa Tiflis’te öldürüldüğü zaman Atatürk bunu uzun müddet mesele yaptı.” (İsmet İnönü, Hatıralar; Birinci Dünya Harbi 1999: 98)
Cemal Paşa’ya karşı duyduğu büyük hayrânlıkla berâber, Ali Fuad Erden de, Cemâl Paşa’nın “Mutlak Şef” sıfatıyle hüküm sürdüğünü têyîd ediyor
Cemal Paşa’ya karşı büyük bir hayrânlık hissi besliyen, ona birçok mezîyet atfeden ve onu minnetle yâdeden Ali Fuad Erden dahi, İnönü’nün onun hakkındaki hükmünü têyîd ediyor:
“Cemal Paşa, […] yalnız ordu kumandanı değil, Bahriye Nazırı ve Suriyenin fiilen umumî valisi idi.” (Erden, İsmet İnönü 1952: 93)
“…Ordu Kumandanı, Bahriye Nazırı, Suriye’nin fîlî Vali-i Umumisi ve diktatörü Cemal Paşa…” (Erden, İsmet İnönü 1952: 102)
“Cemal Paşa Suriye ve Garbî Arabitan’ın […] tacsız imparatoruydu.” (Emekli Orgeneral Ali Fuad Erden, Birinci Dünya Harbinde Suriye Hâtıraları, İstanbul: Halk Matbaası, 1954: 109)
Erden, Cemâl Paşa’nın gölgesi altındaki kendi statüsünü de şöyle târif ediyor:
“Dördüncü Ordu Erkânıharbiye Reisliği, fevkalâde gıptaya şayan bir görevdi. Suriye İmparatorluğunun Başvekâleti gibi bir şeydi.” (Erden, 1954: 214)
“Cemal Paşadan herkes korkardı. Kimse ondan ‘Cemal Paşa’ diye bahsetmez ve onu sadece ismiyle anmazdı. O ‘Kumandan Paşa Hazretleri’ idi ve ‘Büyük Cemal Paşa’ idi. […]
“O, resmen değil, ama fiilen Suriye ve Filistin’in Umumî Valisi ve hâkim-i mutlakı idi.
“Onun Suriye’de tesis ettiği otorite müthişti. Beyrut ve Şam seyahatlerinde şehirler ve kasabalar bayraklarla donatılırdı. Yalnız her eve ve her dükkâna değil her binanın her katına bayrak asılırdı: Cemal Paşa için şehirler ve kasabalar allara bürünürdü. Şeyh Esad’dan işittim: Ahali: ‘Ben sallanacağıma bayrak sallansın’ derlermiş.” (Erden, Birinci Dünya Harbinde Suriye Hâtıraları 1954: 107)
Erden’in, İsmet İnönü kitabındaki (1952: 96-97) bir hâtırası da, Midillili Ahmed Cemâl̃ Paşa’nın, kendisini, Sûriye ve havâlisinin “sâhibi” gibi gördüğüne dâirdir:
“Diyarbakırda İkinci Ordu Kurmay Başkanı İsmet Bey, iaşe, elbise, teçhizat, nakil vasıtası ve ikmal hususlarınca çok dar durumda bulunan İkinci Orduya, komşu Dördüncü Ordudan yardım istemek için Şam’a geldi.
“Birlikte Cemal Paşanın yanına gittik. İsmet Bey İkinci Ordunun halini tasvir etti: Ordu âdeta aç ve çıplaktı. Hastahanelerde yatak ve ilâç yoktu. İstanbul, istenilen şeyleri gönderemiyor; gönderdikleri de şimendifer istasyonunda yığılmış, cepheye nakledilemiyordu. Çaresizlik ve yokluk içinde:
‘- Bari gidip memleketin sahibine haber vereyim dedim ve geldim’ dedi.
“Memleketin sahibi! Cemal Paşa estağfurullah demedi. Bu tevcihi sükût ve zarafetle kabul etti.
“Cemal Paşanın yüzüne baktım: Sevindiği besbelliydi; duyduğu gururu güç gizliyebiliyordu. Yüzü değişmiş, âdeta parıldıyordu.
“İsmet Bey iki kelime ile Cemal Paşayı büyülemişti.
“Cemal Paşa bana emir verdi:
‘- Ne vermek mümkünse veriniz.’
“İki kelime, peri masallarında, hazineleri açan tılsımlı anahtarlar gibi İsmet Beye, Dördüncü Ordunun ve Suriyenin hazinelerini açtı; binlerce ve binlerce deve, yüzlerce araba, yüzlerce hayvan, binlerce kat elbise, kaput, çamaşır, ayakkabı, külliyetli eşya, teçhizat ve nadir erzak, hastahaneler için pek çok şilte, battaniye, malzeme ve ilâç verildi. İlh…” (Erden, İsmet İnönü 1952: 96-97)
Bu vâk’ayı İsmet İnönü de têyîd ediyor:
“4. Ordu Kumandanı Cemal Paşa, Suriye’de âdeta devlet içinde devlet gibi kudretli idi. Kurmay Başkanı, arkadaşım Ali Fuat (Erden) Bey’le beraber yanına çıktık. 2. Ordu’nun halini tasvir ettim. Hastanede hastaları yatıracak yatak, tedavi edecek ilâç bile bulunmadığını, İstanbul’dan isteklerimizi karşılayamadıklarını, gönderilebilenlerin de cepheye nakledilemediği için şimendifer istasyonunda kaldığını anlattım. Dikkatle beni dinliyordu. Sözlerimi şöyle tamamladım:
‘- Bari gidip memleketin sahibine haber vereyim, dedim ve geldim.’
“Cemal Paşa, Kurmay Başkanına emrini tebliğ etti:
‘- Ne vermek mümkünse veriniz!’
“4. Ordu’dan, 2. Ordu’ya binlerce deve, yüzlerce araba, yüzlerce hayvan, binlerce kat elbise, kaput, çamaşır, ayakkabı, külliyetli eşya, teçhizat, çokça erzak, hastaneler için pek çok şilte, battaniye, malzeme ilâç verildi.” (İsmet İnönü, Hatıralar; Birinci Dünya Harbi 1999: 37)
Bahriye Nâzırı Midillili Ahmed Cemâl̃ Paşa, “zâlim” olduğunu bizzât ifâde ediyormuş
Erden, “Cemal Paşa merhameti zaaf sayardı.” tesbîtinde bulunduktan sonra (1954: 108), onun, hattâ, “zâlim” olduğunu bizzât ifâde ettiğini de rivâyet ediyor:
“Cemal Paşa, kendisine zalimlik izafe etmişti ve görünüşe göre bu izafe ediş pek de haksız değildi. Bana yazdığı 14 Mart 1332 [27 Mart 1916] tarihli bir mektupta:
‘Siz de inşallah kariben Ordu Kumandanlığını deruhte edersiniz de bizim zâlimane ve kahirane idaremiz yerine güller ve yaseminler tevzi eden lâtif bir tarz-ı idare ikame edersiniz’ demişti. Başka bir gün de bana: ‘Benim gibi bir zalimin yanında senin gibi bir adam lâzımdır’ demişti. ‘Senin gibi’ den; ‘yumuşatıcı, tâdil edici, hafifleştirici’ yi kasdediyordu. Bu ‘adam’ ı kendisi istemişti ve kendisi tutmakta idi.” (Erden, Birinci Dünya Harbinde Suriye Hâtıraları 1954: 108)
“Sûriye’nin sâhibi” Cemâl Paşa’nın mezâlimi, Sûriye eşrâfından bir kısmını, isbât edilmemiş “ayrılıkçılık” iddiâsıyle îdâm ettirmesiyle de tezâhür etmişti. Onun Erk̃ânıharbiye Reîsinin Hâtırât’ında, bu vak’a da bahis mevzûu ediliyor. Ali Fuad Bey’in bu esnâda bütün çabası, bu haksız îdâmları durdurmak için değil, İsmet İnönü’nün uzaktan bir akrabâsı olan ve onların içine katılmış bulunan Baytar Ali Efendi ismindeki şahsı kurtarmaktır… Hâtırâtın bu kısmını atlayıp dîğer mazl̃ûmların îdâmıyle alâkalı satırları ik̆tibâs ediyoruz:
“Şam’da, Ordu Karargâhındaki odama, bir gün, Âliye Divan-ı Harb-i Örfisi Reisi Süvarı binbaşısı Şükrü Bey geldi. Suçluların yargılanması bitmiş, karar verilmek üzere imiş. Suçlular yirmi kişiydi. İçlerinde âyan âzası, mebuslar, memurlar, kurmay subayları, gazeteciler vardı.
“Divan-ı Harp heyeti bunlardan âzamî üçüne idam hükmü verilebileceği, diğerlerinin müebbet veya muvakkat kalebentlik veya kürek cezalariyle cezalandırılması kanaatinde imiş.
“Reis [Süvâri Binbaşısı Şükrü Bey], Cemal Paşaya arz ve istizan için gelmiş… [“İstîzân için”: Bahis mevzûu karârı Diktatöre tasdîk̆ ettirmek ve öylece tatbîki için ondan izin almak için…]
“Beş dakika sonra Şükrü Bey geri geldi. Benzi sapsarı olmuştu… Ve titriyordu…
“Suçluların hepsi idam edileceklerdi. […]
“İdamlarda bulundum… Siyaset yerine en son getirilen Refik Selim adında bir hıristiyan genç yedek subayı: ‘Esselâmüaleyküm yâ meşnaka’ diyerek, beyaz hayaletler sarkan darağaçlarını ve maslupları selâmladı… Ve öldü. [“Yâ meşnaka”: ey darağacı! “Maslûb”: sal̃bedilmiş, asılmış…]
“Ortalığı derin bir sükût kapladı… Darağaçlarının arkasında, tanyeri ağarmağa başlayordu.
“Bu ağartıdan ürktüm.
“İdamlardan sonra Cemal Paşa bir kitap -kırmızı kitap- neşretti. Bu kitabın müteaddit lisanlara tercümesi de aynı zamanda basıldı. Kitabı, Cemal Paşa, Falih Rıfkı [Atay] Efendiye dikte etmiş; Falih Rıfkı Efendi üslûbunu ve kitabetini düzeltmişti. Ordu kumandanı kitabı bastırmak için Falih Rıfkı Efendiyi, Başkumandanlık Vekâletine yazılan tahriratla İstanbula gönderdi. İlh…” (Erden, İsmet İnönü 1952: 90, 92)