0
"Bu da nereden çıktı?" dediğinizi duyar gibi oluyorum. Bu ikisinin birbiriyle alakası var mı gerçekten? Öncelikle Efendimizin ruhaniyetinden hicap duyarak bu satırları yazdığımı belirtmek isterim. Ancak son zamanlarda gerek sosyal medyada gerekse sohbet meclislerinde dolaşan bir konuşma, dile getirilen bir iki rivayet bizi buna zorladı.
Sevgi fıtrî bir duygudur. Tüm sevgilerin başı Allah'adır. Tüm sevgiler bizi Allah'a götürmelidir. Ve Allah Resulü (sav) bizim canımızdan, malımızdan, çocuklarımızdan, anne babamızdan, dünya adına, sahip olduklarımız ve olmak istediklerimiz, kısaca yaratılmışlar adına ne varsa hepsinden çok sevmemiz gereken yüce bir şahsiyettir.
"De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, zarara uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler, size Allah'tan, Resulünden ve Allah yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez." (Tevbe 9/24)
Demek ki Efendimizi (as) sevmek Allah'ın emridir.
Peygamberimizin (sav) özel arzusudur.
Mümin olmanın bir gereğidir.
Çünkü O; bizleri küfrün karanlığından İslam'ın aydınlığına çıkarmaya vesile olan zattır.
Ayet gayet açık. Bu dediklerimize hiçbir Müslümanın itirazı da olamaz zaten.
Ancak Allah Resulünü sevmenin göstergesi nedir?
Onu sevmek demek idrarını veya kanını mı içmek demektir. Veya sahabenin O'na olan sevgisini anlatırken, iki sahabenin yaşadığı olayı mı ölçü ve örnek almalıyız?
Su zannederek Resulullah'ın idrarını içen, hacamat sonrası kanını içen bir sahabenin bu tavrı günümüz Müslümanları için niçin ve nasıl örnek olsun? Rivayetlerin doğru olduğunu kabul etsek bile o sahabilerin yaptığı doğru mudur? Resulullah (sav) etrafındaki insanlara (haşa) idrar ve kanını mı veriyordu içmeleri için? Sahabenin Peygamber sevgisini anlatırken bu rivayetleri sunmanın ne anlamı var? Başka binlerce örnek, olay varken bunları aktarmak, haince bir niyet mi ahmakça bir ifade midir?
Hz. Muhammed'i (sav) seven ne yapar? Sahabe ne yaptı?
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz'den gelen bütün bilgileri kabul edip inanır. Allah Resulünden ulaşan Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Nebevinin hak ve doğru olduğunu kabul eder.
O'nun hayatını, mücadelesini, en geniş anlamıyla öğrenerek, ders ve ibretler çıkarır.
O'nun eşsiz yaşam biçimini, sünneti seniyyelerini, kendi hayatına tatbik etmenin azami gayreti içinde olur. Çünkü O, bizim en güzel örneğimizdir. Ancak O'na mal edilen uydurmalardan da kaçınır.
Âlimlerin titiz araştırmaları ve süzmeleri sonucu elde edilen, kayıtlara geçen sahih hadis-i şerifleri okur, arkadaşlarıyla bir araya geldiğinde mütalaa eder, kavramaya çalışır.
Allah Resulüyle ilgili iki zıt ve yanlış anlatıştan kaçınmaya çalışır. O'nu, ne Allah ile kulları arsında sıradan bir aracı, postacı olarak görür, ne de, hayatını ve mücadelesini olağanüstü ilahi vasıflarla yüklü olarak görür. Yani Efendimiz, haşa sıradan bir insan da değildi ama Hıristiyanların inandığı gibi bir ilahi varlık da değildir. Bu yüzden, Yüce Allah'ın Kur'an'da ve Efendimiz'in (sav) hadislerde belirttiği ölçü ve kıvam üzerinde bir bağlılık içinde olur.
Efendimiz (sav)'e bol bol salat-ü selam getirir, dua eder, şefaatini talep eder.
"De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın." (Ali İmran 3/31)
Rabbim bizleri her türlü aşırılıklardan muhafaza eylesin.