Her çağ kendi karakteriyle anılıyor. Yani her dönemin bir karakteri var. İyilerin ve iyiliğin, kötülerin ve kötülüğün hüküm sürdüğü zamanlar gibi.

Bak işte!

Yine aynı hikaye. Türkiye, uğraştığı halde bir türlü çözmeye güç yetiremediği işler. Kutuplaşmak, istismarcılık, kirli saklı işler!

Kutuplaşmış, ideolojik çevrelerden bazı kimseler fırsatını bulduklarında şahsi çıkar ve menfaat sağlayabiliyorlar. Yasal ve helal olmayan işler olabiliyor. Yani her dönemde

AHBAB türü ilişkiler var. Dün vardı, bugün de var. Yarın da olacaktır. İnsan, kirlendikçe elinin dokunduğu her şeyi kirletiyor. Bozuldukça bozuyor.

Bir soru:

Dünyadaki en büyük kötülükleri yapanlar kimler, sadece kötüler mi? Değil. Normal görünen insanlar. Hatta normalin ötesinde görünen ve öyle izlenim veren istismarcı ve çıkarcılar. AHBAB olayına ben böyle bakıyorum.

Bağışlanan milyarlarca TL kişisel menfaatler için kullanılmış. Kumar masalarında harcanmış. Bahis oynanmış. Bir soru, ahlak biterse ne olur? AHBAB’ın yaptığı şey olur. Yolsuzluk olur, hırsızlık olur.

Bizim değerlerimize göre yolsuzluk ve hırsızlık haramdır ve yiyeni iflah etmez. Bir gerçek daha; işlenen her kötülük önü alınmazsa kabul görür, zamanla meşrulaşır. Toplumda güven duygusu zedelenir, yardımlaşma ve toplumsal dayanışmaya zarar görür. Ben AHBAB olayına bir de bu açıdan bakıyorum.

AHBAB olayında da yine aynı şey oldu. İdeolojik kılıçlar çekildi. “Benim hırsızım haklıdır” savunması yapıldı. Oysa kim yaparsa yapsın, hırsız kimden olursa olsun savulmamalı. Hırsız, hırsızdır, net. Şüphe götürmez. Kim hırsıza ve arsıza sahip çıkarsa onun suç ortağı olmuş olur.

Bu konuda bizim tavrımız net, inancımızın söylediği yönündedir. Aldatan, çalan çırpan, emanete hıyanet eden bizden değildir. Hz. Peygamber buyuruyor:

-“Aldatan benden değildir" (Müslim, İman 43)

- "Emanete hıyanet eden, bizden değildir" (Ebû Dâvûd)

-“Göz göre göre bir malı gasb eden bizden değildir" (Ebû Dâvûd)

Haluk Levent'in yakın arkadaşlarından olan Mahsun Kırmızıgül’ün AHBAB konusunda söyledikleri seküler çevreden “benim hırsızım ve arsızım haklıdır” anlayışında olan kör gözlerin ve tıkanmış kulakların umarım açılmasına sebep olur:

“Milyonlarca insan sana ışık yaktı ama sen o aydınlığı göremedin. Birkaç dakikalık bir heyecan uğruna, bunca sevgiye, güvene ve emeğe sırt çevirdin... Keşke ellerin kırılsaydı! Değer miydi?” Bu sitem dolu sözler yapılan bir ahlaksızlığın ifşasıdır.

Çok önemli bir uyarıda bulunmak istiyoruz. Tarih şunu söylüyor: Helak olan bütün kavimlerin, milletlerin, Ad ve Lut kavminin helak sebebi ekonomi değil, ahlaksızlıktır. Ahlak gibi başat değerler biterse eğer, deniz bitmiş demektir.

Bu ülke “tek parti” diktatörlük dönemini yaşamış bir ülke. Milletimiz çok çetin ve zor imtihanlardan geçti. Yıllarca insan haklarından, inanç özgürlüğünden, dürüstlükten bahsedenler olağanüstü dönemlerin yaşanmasına sebep oldular. Ezanlar sustu. “Bizim dönemimizde ekonomi iyiydi” dedikleri yıllarda ise ekmeği karneyle verdiler.

Sorun sadece bugünün sorunu değil demeye çalışıyorum. İnsanımızın en değerli şeyini çaldılar; itimadını, güveni. Ahlak ve değerlerimize karşı açılan savaş tüm hızıyla devam ediyor.

Milletimizin evladını, namusunu emanet ettiği zamanlardan, emanet etmekten çekindiği, korktuğu zamanlara denk gelmek ‘güvensizlik ve ahlaksızlığın’ bu çağın vebası olduğunun ispatıdır.

Hayat; iyilerle kötülerin mücadelesi şeklinde geçiyor. Hak mutlaka galip gelecektir.