Hiçbir zaman ve hiçbir işte tedbiri elden bırakmamalıyız! Tedbir, bir konudaki muhtemel tehlike ve riskleri önceden görerek; gerekli önlemleri zamanında almak ve her çeşit ihtimale hazırlıklı olmak, demektir. En güzel tedbir, ileride karşımıza çıkabilecek olumsuzluklara şimdiden çözümler hazırlamak ve daima ihtiyatlı olmaktır. Tedbirli olmak başarının işaretidir.

Allahü Teâlâ azze ve celle, biz insanları zaman zaman çeşitli olaylarla imtihan eder. Bu imtihan, bazan bir deprem olarak karşımıza çıkar. Bazan bir salgın olarak kendini gösterir. Herhangi bir hastalığa düçar olan bir insanın, Rabbine isyan etmeden iyileşme çarelerini araştırması ve meşru bir şekilde tedavi olmaya çalışması esastır. Bunun için sağlıklı insanlar, bulaşıcı bir hastalığa yakalanmış kimselerle yakın olmamaya, özellikle onların kullandığı eşya ve araç gereçleri kullanmamaya gayret gösterirler. Ayrıca hastalığa yakalanan insanların bir süre karantinaya alınarak diğer sağlıklı insanlarla temaslarının kesilmesi de yüce Dinimizin bir emridir.

Allahü Teâlâ, kâinatı hassas bir denge, mükemmel bir ahenk ve şaşmaz bir nizam içinde yaratmıştır. Meydana gelen herşey, İlahî kanun ve kurallar çerçevesinde meydana gelmektedir. Dolayısıyla her zaman ve her konuda, kâinatta câri olan fıtrî kanunlara riayet etmek, en akıllıca bir tedbirdir.

Yüce Dinimiz’in hayatıın her alanına yansıtmamızı emrettiği prensiplerden biri de tevekküldür. Tevekkül; müslümanın, sorumluluklarını hakkıyla yerine getirip Allahü Teâlânın rahmet ve merhametine sığınmasıdır. Üzerine düşen tedbirleri alıp Rabbi’nin takdirini beklemesidir. Kimi zaman tevekkül; bir tüccarın, ölçüyü ve tartıyı eksiksiz yaptıktan sonra Rabbinden hayırlı kazanç dilemesi olarak karşımıza çıkar. Kimi zaman da tevekkül; bir çiftçinin toprağı doğru işleyip, hasadın bereketini Allah’a havale etmesi olarak hayatamıza yansır.

Dinimizin müsaade ettiği meşru tedbirleri almak, asla tevekküle mâni ve engel değildir. Çünkü mümin, tedbir almakla beraber muvaffakiyeti sadece ve sadece Allahü Teâlâdan bekler ve öyle inanır. Evet tedbir bizden, takdir Allahü Teâlâdandır. Yani tedbir alsak da almasak da Allahü Teâlânın dediği olur. Çok kullandığımız “inşaallah” kavramının manası da budur. Yani Allahü Teâlânın istediği olur, istemediği ise hiç olmaz. Fakat tedbir alma sorumluluğumuz var.

Aklın öngördüğü şekilde tedbirini almadan tevekkül etmek ise, genellikle tembel ve vurdumduymaz insanların işidir! Hakikî tevekkül, sebepler dairesinde tedbirini aldıktan sonra, netice hususunda Allahü Teâlâya tevekkül edip güvenmektir. Çünkü, tedbir alındığı halde tersi olabilir. Mesela, sabah namazını kaçırmamak için saat kurmak, akıllıca bir tedbirdir. Fakat bazan saat çaldığı halde kalkamayabiliyoruz.

Atalarımız ne güzel söylemişler: “Tedbirde kusuru olan, takdire bahane bulur.” Yani yapılan her işte, önceden gereken tedbiri amak lazımdır. Gereken önlemi almakta kusur eden kimseler ise, bunun sonuçlarını kadere yüklerler. Tabii ki, iş işten geçmiş oluyor. Bunun içindir ki beklenmedik bir olayla karşılaştığımızda, suçu başka yerlerde aramak yerine; nerede ihmalkâr davrandığımıza bakmamız, aklın ve ilmin gereğidir.

“Allah’ın dediği olur,” kanaatiyle tedbiri elden bırakmak, “kaderde ne varsa o gelir başa” anlayışıyla sorumlulukları ihmal etmek, “nasıl olsa Allah rızkımı verir” düşüncesiyle çalışmayı terk etmek, İslam’ın tevekkül anlayışında yoktur. Müslümana düşen; “tedbir kuldan, takdir Allah’tan” şuuruyla gecesini gündüzüne katarak çalışmaktır. Yüce Rabbimizin bu husustaki uyarısı gayet açıktır: “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır ve çalışmasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir.” (Nacm 39-40)

Kalplerimizin huzur bulabilmesi için hayatımızın her alanında; okurken, çalışırken, ailemizin rızkını temin ederken, zorluklara karşı mücadele verirken tevekküle ihtiyacımız vardır. Zaman, kendimize gelme ve tevekkül anlayışımızı gözden geçirme zamanıdır. Vakit, çalışmayı, üretmeyi ve mücadeleyi hayatımızın vazgeçilmez bir parçası kılma vaktidir. Tevekkül, tembelliğin sığınağı, miskinliğin bahanesi değil; uyanışın ve kendine gelmenin vesilesidir. Allah’ın yardımını ümit ederek fiili duada bulunmak; zamanın gereklerine uygun bilgi ve teknoloji üretmektir. Zaferlerin emeksiz elde edilemeyeceği bilincinde olmak gerekir, vesselam…