Suç, toplum düzenini korumak amacıyla hukuk sistemi tarafından yasaklanan ve karşılığında yaptırım yani ceza öngörülen davranışlardır. Suç olgusu, aynı zamanda bireyin içinde yetiştiği çevre, aldığı eğitim ve maruz kaldığı deneyimlerle yakından ilişkili sosyal bir olgudur. Bu noktada çocuk kavramı, suça ilişkin değerlendirmelerde özel bir önem taşır. Çünkü çocuk, henüz gelişim sürecini tamamlamamış; kişilik, değer yargıları ve davranış kalıpları şekillenme aşamasında olan bir ferttir.
Bu sebeple çocukların suça yönelmesi, yetişkinlerden farklı olarak yalnızca bireysel bir tercih olarak değerlendirilemez. Çünkü bu durum; çoğu zaman aile, çevre, eğitim ve toplumsal şartların bir neticesi olarak ortaya çıkar.
Bir çocuğun dünyası, sandığımızdan çok daha sessiz ama bir o kadar da öğreticidir. Zira çocuk, kendisine söylenenlerden ziyade çevresinde olup bitenlerle ilgilenir. Evet çocuk için hayat; öğütlerle değil, görüp yaşadığı örneklerle şekillenir. Bundan dolayı şiddet ve suç, çoğu zaman doğuştan gelen bir eğilim değil; öğrenilen bir davranış olarak karşımıza çıkar.
Bilimsel çalışmalar da bunu açıkça ortaya koyuyor: Çocuklar, suça meyilli olarak doğmazlar. Aksine, içinde bulundukları sosyal çevrede bu davranışları öğrenmek zorunda kalırlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki; “Her çocuk İslâm fıtratı üzere doğar.” (Buhari) Yani yaratılıştaki mahiyeti itibariyle her çocuk; lekesiz, tertemiz ve İslâm’a en müsait bir hüviyette dünyaya gelir. Binaenaleyh şiddet ve suçun öğrenildiği ilk yer, maalesef ailedir. Aile, çocuğun ilk mektebi, ilk muallimi ve en güçlü etkileyicisidir. Başlangıç seviyesinde sevgi de burada öğrenilir, öfke de, şiddet de, suç da…
Şayet bir evde problemler konuşularak değil de bağırarak, kalb kırarak veya güç kullanarak çözülüyorsa, çocuk için bu davranışlar zamanla normal hale gelir ve sıradanlaşır. Kolay kolay kimse, çocuğuna açıkça “şiddet uygula” veya “suç işle”, demez. Ancak o, defalarca izlediği bu sahnelerden kendi sonucunu çıkarıp şöyle bir yargıya varabilir: “Sorunlar güçle çözülür.” Buradaki en kritik nokta: Çocukların söylenenden çok, gösterileni öğrenmeleridir…
Ebeveynler, sabırlı olmayı anlatırken öfkeyle bağırıyorsa, çocuk sabrı değil öfkeyi öğrenir. “Vurma” denilen bir ortamda, sert ve kırıcı davranışlar sergileniyorsa, bu sözlerin bir anlamı kalmaz. Çünkü çocuk için gerçek olan yaşanandır, söylenen değil…
Üstelik şiddet sadece fiziksel de değildir. Sürekli eleştirilen, küçümsenen, kıyaslanan ya da görmezden gelinen bir çocuk da şiddete maruz kalmış sayılır. Bu tür psikolojik şiddet, çocuğun iç dünyasında derin izler bırakır. Değersizlik hissi, bastırılmış öfke ve anlaşılmama duygusu zamanla birikir. Bu birikim, ileriki zamanlarda saldırganlık şeklinde ortaya çıkabilir.
Bilimsel araştırmalar; çocukların suça ve şiddete yönelmesinde aile içi ilişkilerin belirleyici olduğunu göstermektedir. Sevgi eksikliği, ilgisizlik, sağlıksız iletişim, aşırı baskıcı ya da tamamen ilgisiz disiplin anlayışı, çocuğun sosyalleşme sürecini bozar. Bu süreç, sağlıklı işlemediğinde ise, çocuk; doğru ile yanlışı sağlıklı bir şekilde birbirinden ayıramaz. İşte böyle dezavantajlı bir çocuk, bazı durumlarda şiddete başvurmayı normal ve makul bir davranış olarak görebilir.
Bir de şu var ki; ailesiyle sağlıklı bir ilişki kuramayan, sevgi ve güven ortamında büyümeyen bir çocuk, kendisini değersiz hisseder. Bu da onun toplumsal kurallara olan bağlılığını zayıflatır. Çünkü kendini değersiz hisseden çocuk, davranışlarının sonuçlarını önemsememeye başlar. Maalesef böyle bir çocuk, şiddet uygulamaya ve suça karışmaya çok daha açık hale gelir…
Sonuç olarak şiddet, âniden ortaya çıkan birşey değildir. Çoğu zaman evde, fark edilmeden öğrenilir ve hayatın bir parçası haline gelir. Bu döngüyü kırmanın yolu ise, oldukça açıktır: “Çocuklara sadece doğruyu anlatmak yetmez, doğruyu yaşatmak da gerekir...” Çünkü çocuklar, gördüklerini kendi dünyalarında anlamlandırır ve zamanla davranışa dönüştürürler. Bu yüzden “bu çocuk neden böyle oldu?” sorusundan önce, şu soruyu sormak gerekir: “Bu çocuk ne gördü, ne yaşadı ve ne öğrendi?..”
(Devamı haftaya…)