Yüce dinimiz İslam; yaratılmışların en şereflisi ve en mükemmeli olan insana çok büyük değer ve önem vermiştir. Allahü Teâlâ; insanı en güzel şekilde yaratmıştır. Âyet-i kerimede buyuruldu ki: “Muhakkak ki Biz, insanı en güzel surette yarattık.” (Tin 4) Bunun için insan hayatı çok kıymetlidir ve can güvenliği daha anne karnında iken başlayan fıtrî bir haktır.

Yüce Dinimiz bu âli bakış açısıyla câhiliye döneminde sınırlı olarak bilinen ve sadece haram aylarda uygulanan dokunulmazlık mefhumunu her zaman ve mekâna naklederek umumileştirmiştir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Yedi helâk edici (günahtan) sakının! Sahâbîler: Ey Allahın Resûlü! Bunlar nelerdir, diye sorunca, Efendimiz aleyhisselam şöyle buyurdu: (Onlar;) Allah’a ortak koşmak, büyü yapmak, Allah’ın haram kıldığı bir nefsi haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaş meydanından kaçmak, evli, namuslu ve hiçbir şeyden haberi olmayan kadınlara zina isnadında bulunmaktır.” (Buhari)

“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona hiyânet etmez, yalan söylemez ve yardımı terketmez. Her müslümanın diğer müslümana; ırzı, malı ve kanı haramdır. (Eliyle kalbine işaret ederek) takvâ buradadır. Bir kimseye şer olarak müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi yeter.” (Tirmizi)

“Allah katında dünyanın yok olması, bir müslümanın öldürülmesinden daha hafiftir.” (Tirmizi)

“Gökte ve yerde olanların tümü, bir mümini öldürmek için işbirliği yapsalar, Allah onların hepsini yüz üstü cehenneme yollar.” (Tirmizi)

Binaenaleyh herkes kendi hayatını korumaya çalıştığı gibi başkalarının hayatlarını da korumaya ve can güvenliğini sağlamaya yardım etmek durumundadır. Çünkü bir başkasının canına kast edildiğinde, sadece maktule zulmedilmiş olmaz. Aynı zamanda insan hayatının önemi ve dokunulmazlığı gibi toplumda hâkim olması gereken mühim bir prensip çiğnenmiş ve çok muhtaç olduğumuz merhamet gibi yüksek bir ahlakî fazilet zedelenmiş olur.

Allahü Teâlâ’nın insanlığa son mesajı olan Kuran-ı kerimde, hataen bile olsa bir hayata son vermenin yani bir insanı öldürmenin “diyet” ve “köle azat etmek” gibi maddî cezaları, “oruç” gibi bedenî cezaları yer alır.

Dinimiz, temelde bütün insanların hayat hakkını güvence altına almış ve uygulamada gerçekleştirilmesi için çeşitli tedbirler öngörmüştür. Yüce dinimizin insan hayatına verdiği değeri anlayabilmek için Kuran-ı kerimin şu âyet-i kerimelerine kulak vermek kâfidir:

“Kim, katil olmayan ve yeryüzünde fesat çıkarmayan bir kişiyi öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir kişinin hayatını kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” (Mâide 32)

“Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın. Bir kimse haksızlıkla öldürülürse velisine yetki verdik; ancak o da öldürme hususunda sınırı aşmasın; çünkü o, yeterince yardıma mazhar olmuştur.” (İsra 33)

İslam’da insan hayatı o kadar dokunulmaz ki, başkasının canına kıymak nasıl günah ve yasak ise, kişinin kendi canına kıyması da aynı şekilde büyük bir günahtır. Efendimiz aleyhisselam; intihar edenin karşılaşacağı ceza ile alakalı şöyle buyurmuştur:

“Her kim kendini bir dağdan aşağı atıp intihar ederse, bu kimse cehennem ateşi içinde ebedî olarak kendisini yüksekten aşağıya bırakır olacaktır. Her kim zehir yudumlar da kendisini öldürürse, o kimse de zehri elinde, cehennem ateşi içinde ebedî o zehri içer olacaktır. Her kim de kendisini kesici ve delici bir âletle öldürürse, o da kullandığı âleti kendi karnına vurur ve yarar hâlde ebedî olarak cehennem ateşinde kalacaktır.” (Buhari)

Binaenaleyh âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerden de anlaşıldığı gibi; insan hayatı çok kıymetlidir. Dolayısıyla haksız yere bir insanın canına kıymak veya intihar etmek, büyük bir cürümdür. Dinimize göre şirkten sonra en büyük günah adam öldürmektir. Adam öldürmenin, Allah’a ortak koşmaktan sonra en büyük günah sayılması, İslam dininin insan hayatına vermiş olduğu değeri açıkça göstermektedir, vesselam…