0
Bir sabah uyandırıldınız ve terörist olarak götürüldünüz.
Havaalanında pasaportunuza el kondu ve terörist olmakla suçlandınız.
Sakalınız var, İslami bilince sahipsiniz, bir sohbette cihad ayetlerinden bahsettiniz, eşiniz İslami manada tesettürlü, bazı arkadaşlarınız muhalif, küresel emperyalizmin entrikalarının şuurundasınız… Öyleyse bunlardan biri yahut bir kaçından dolayı şu damgayı yemeniz muhtemeldir: İslami terörist!
Çok mu zor veya zorlama bir yorum mu?
Hiç te değil.
Şu an başta Batı dünyası olmak üzere pek çok ülkede bu ve benzeri özelliklere sahip herkes potansiyel olarak bu iddiayla yaftalanmaya adaydır. Tıpkı Murat Kurnaz gibi.
…
Murat Kurnaz Almanya Bremen'de yaşayan bir Türk. Spora olan ilgisi, bar gibi mekanlarda güvenlik görevlisi olarak gayrı İslami yaşadığı ilk gençlik yıllarının sonunda tevbe eder, evlenir ve Tebliğ Cemaatiyle tanışması sonucu Pakistan'a giderek İslami bir eğitim almak ister. İki ay kadar kaldıktan sonra da Almanya'ya dönmek için yola çıkmışken tutulur ve hayatından çalınan beş yıl başlar.
Önce Kandahar sonra da Guantanamo'da, köpeklerin bile yasal olarak konulması gereken standartları belirlenmiş kafeslerden daha küçük, tel örgülerle çevrili hücrelerde aşağılanma ve tacizlerle başlayan acılı günler, akıl almaz psikolojik, bedensel ve cinsel işkencelerle dolu yıllar devam eder. İnsanların ne ölçüde vahşileşebileceğini, devletlerin ne ölçüde hukuk dışı davranabileceğini yaşayarak görür.
"Almanlar Yahudilere neler yaptıysa, biz de aynını size yapacağız" diyen İslam düşmanlarınca sorgulanır. 14 yaşından, 96 yaşına kadar değişik yaşlarda insanları, bacakları kesilen, kırılanları, ağrıyan dişi için gidenlerin beş altı dişini kaybederek geldiğini, bir parmağı işkenceden moraranların üç parmağı kesilerek tedavi (?) edildiğini, hapiste kaldığı yıllar boyunca ellerin ve ayakların hep zincirli olarak tutulduğunu, en doğal ihtiyaçların bile çoğu zaman karşılanmayıp imkan verilmediğini, güneşte, soğuk hava depolarında haftalarca bekletilenleri, Kur'an'ın ayaklar altına alınıp parçalandığını, haftalarca uykusuz bırakılanları, her gün tükürülerek verilen yemekleri, baba-oğul ve kardeşlerin birbirlerinin gözü önünde işkencelere uğratılışını, çırıl çıplak ihtiyaç görmek zorunda bırakılışları, yan hücredeki mahpusla tek kelime konuştuğu için daha ağır ortamlara götürüldüğünü, hücreye gelen böceklere ekmek verdiği için cezalandırıldığını, aylarca yıkanma imkanından mahrum bırakıldıktan sonra sabunlanırken suyun kesilmesiyle o halde bırakıldığını, ziyarete gelen gazetecilere nasıl sahte alanlar hazırlandığını, battaniyeden mahrum bırakılarak aylarca aşırı soğuk hücrelerde tutulduğunu, her öğün askeri polis ekiplerince sorgu ve işkencelere maruz kaldıklarını görür, yaşar.
Ama yılmaz, duruşunu bozmaz, suçlamaları kabullenmez, beş yıl sonra da olsa özgürlüğüne kavuşur. Bir gardiyanın ifadesiyle, "Dua ediyorsunuz ve Tanrı size yardım ediyor. Yoksa çıldırmanız gerekirdi." (sh.173) Kamuoyunda "Almanyalı Taliban" diye tanıtılsa da kendini başarıyla savunur. Hapisten çıktıktan sonra da hak mücadelesini verir, yaşadıklarını kamuoyuyla paylaşır, anılarını bir kitapta toplar. "Hayatımın Beş Yılı" adını verdiği kitap* film olarak da beyaz perdeye aktarılır.
…
Kahır ve lanetle okunacak ve her sayfasında, "Zalimler için yaşasın cehennem" sözünü sıkça söyleyeceğiniz kitabı tavsiye ederim.
*Merkez Yay. Çev. Ali Cevat Akkoyunlu, İst