Bugüne kadar olanlar üzerinden OLACAKLARI TAHMİN ETMEK, biraz kafa yoranlar için hiç te zor sayılmaz. Nitekim olayların giriş ve gelişme bölümleri, mevcudun hangi iklime doğru evirileceği hakkında bazı ipuçları vermektedir. Hele ki hadiselere Türkiye'den bakıldığında; onca yaşanmışlığın, gözlerimizdeki perdeleri araladığı ölçüde, muhakeme yapma yetimizi de güçlendirdiğini söyleyebiliriz. Bu hususun öylesine geçiştirilecek bir şey olmadığı elbette ki yadsınamaz. Zira gelişmelere karşı rota belirlemenin, sağlıklı durum tespiti yapmaktan geçtiği değişmez bir kuraldır.

O sebeple GÜNÜMÜZE YÖNELİK bir yorumlama yaparsak; "Rusya'nın, Doğu Akdeniz'de tutunması ve Avrupa'ya uzanan enerji planlarını sürdürmesi, Türkiye ile Almanya'ya yakın durmasını bir bakıma zorunlu kılıyor" diyerek söze başlamalıyız. Devamında ise; "ABD'den ekonomik baskı yiyen, çeşitli nedenlerle Doğu Akdeniz'de varlık gösteremeyen, dolayısıyla da bölgeden dışlanan Almanya'nın, çözümü Rusya ve Türkiye'ye yakınlaşmakta aradığını" belirtmek mümkün.

Diğer tarafta "para- silah" ikilemine giren Buckingham Sarayının, ilk tercihini silahtan yani Pentagon'dan yana kullandığını görüyoruz. Periferisinde birçok konuda AB ile zıtlıklar yaşayan Fransa, Yunanistan ve G. Kıbrıs'ın da yer aldığı malumunuz. İsrail'i sorarsanız, öncelikleri ve çıkarları itibariyle bu oluşumun doğal müttefiki konumunda… Belli körfez ülkelinin finansör, PKK/YPG gibi örgütlerin ise saha elemanları olduğu zaten inkar edilmez gerçek.

Bu hengame içerisinde Atlantik tarafından bilinçli uzaklaştırılmak istenen Türkiye'nin; kur manipülasyonuna ilaveten, K.Irak ve Fırat'ın Doğusu kartlarıyla sıkıştırıldığı bir atmosfer mevzu bahis. Kısacası İran hududuna kadar olan güney sınırlarımızda, de facto bir bölge hayali kurduklarını, yakın bir tarihte de bunlara Kıbrıs'ın ekleneceğini ifade edersek yanılmamış oluruz. Keza bu şekilde D.Akdeniz kaynaklarına yekten çökecekleri gibi inşa edecekleri koridorla, bölge ülkelerin mahkûm olacağı bir hesap yaptıklarını bugün çocuklar dahi biliyor.

***

Hal böyleyken Devletimizin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonuna ek olarak, son İdlib başarısıyla çizdiği eksenin, BATI KAPILARINI KAPATTIĞI kesinlikle tartışılmaz. Bu açıdan geçenlerde düşürülen Rus uçağı ile VERİLEN MESAJIN, sağlanan mutabakatı bozamaması da aynı ölçüde önem arz ediyor. Zira Kremlin' in; "uçağın düşürülmesi, Rusya ve Türkiye Devlet Başkanları'nın Soçi'de yaptıkları Suriye anlaşmasını etkilemeyecek" açıklaması, ABD, İsrail ve diğerlerini mutsuz ettiği muhakkak.

Anlayacağınız bugüne dek istediklerini tam manasıyla elde edemeyenlerin, İdlib üzerinden Astana uyumunu dinamitleme girişimleri ŞİMDİLİK son bulmuştur. Fakat yaptığımız durum tespiti ışığında, Pandora'nın kutusunu açacaklarını kestirebilmek te güç değil. Öyle ki ABD ve müttefiklerinin, Fırat'ın doğusunda bir otonom devlet için hamleler yapacakları artık sır olmaktan çıkmıştır. PKK/YPG'ye verdikleri uçaklar dolusu silah ve Türkiye'yi Münbiç'te zaman kazanma niyetiyle oyalama çabaları, benzer saiklerle eş değer seyretmektedir.

İşte genel hatlarıyla değindiğimiz bu ahval ve şerait, Devletimizin şimdiye kadar izlediği PROAKTİF siyaseti, FIRAT'IN DOĞUSUNDA da izlemesini kaçınılmaz hale getiriyor. Şayet bunu bir cümlede özetlemek gerekirse; "Türkiye'nin tüm bölgeyi (özellikle Astana üçlüsünü) bu konu hakkında harekete geçirmesi gibi belli bölgelere operasyon gerçekleştirilmesi" şeklinde bir değerlendirme yapabiliriz. Kaldı ki Sn. Cumhurbaşkanımızın NEW YORK'ta "Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarına benzer bir adımın, önümüzdeki dönemde Fırat'ın doğusu içinde de atılacağını" söylemesi, tam anlamıyla bu demektir.

Hülasa Devletimizin TÜM İHTİMALLERİ MASADA TUTUĞU, buradan en bariz şekilde anlaşılıyor. O cihetle bizlere düşen görev; hangi siyasi düşünce de olursa olsun, her Türk vatandaşının bu hususta Devletinin yanında kenetlenmesidir. Çünkü hesap büyük, oyun çok sinsidir. Yoksa bunun bir bahanesi olmayacağı gibi faturası da ağır olacaktır.

Vesselam…