0

Aşkla başladı her şey; aşka adandı… Maddenin istila ettiği bir dünyada, manaya sefer düzenleyen gönüllerdik her birimiz… Yorgunduk. Özlediğimiz halde kokusunu hatırlamadığımız bir diyarın yolcusuyduk. Teselli durağında bekleyen, "derdim var!" bilincini ince bir işçilikle hayata arz etme gayretine giren bağrı yanık bir gayeydi söz. Mevla'nın "anlama", "anlatma" ve "adlandırma" aşkına kuluna ikramıydı. Fikrin meali, hissin ifadesi, hayat simgesi.

Yazmak ise sözün tesirli güzelliğini kalıcı kılmak duası… Aklınla görüp kalbinle işittiğin bir dünyayı kağıtlara aktarma telaşı… Amacını kaybetmiş kainat koşusunun çetin arayışı yazmak… "İsar" diyorum ben; Kalbinden koparmak ve kopardığını avuç içlerine alarak hayata sunmak… Vermek yani, kendini katarak, alarak yanına kendini, kendinle yola çıkmak. Yolda buldukların karşılığında biraz daha vermek kendinden, bir parça daha azalmak… Azalmak mı, Azaltmak evet; her adımda daha çok dolabilmek için azalmak.

Su ile dolu bir bardak yeni lezzetleri alır mı içine? Biraz vermesi gerekmez mi –yeniden alabilmesi için- bağrından? Kulun varlığı da böyle… Vermeden almaz, boşaltmadan dolmaz… Eksilmezse artmaz…

Yazmak soylu bir serüven… Mahcup rüya, dingin ağrı, kardelen faslı… Ötelerden kopmuş bir vakte benzetirim onu. Sırrını edepten alan sıra dışı bir rüyaya… İnsanı başkalaştıran, farklılık katan bir uzağa… Dünyadan değildir gönül, dünyayı yazsa da dünyada değildir. Ne sevgili bir iklimi yoklar eksikliğini göre göre… Dingin ağrı yazmak… Kalemini vaktin kollarına teslim ederken, ellerini, kalbinde yeşerecek kelimelerin kaderine sunmak. Ne gelirse, neyi, ne şekilde düşürürse bahtına, tıkayarak dışarıya kulaklarını, içini ona açmak… Her hal u karda çilenin yükünü omuzlarında duymak, kanamak… Kardelen faslı. Özümüzdeki toprağı uyandırmak… Uyanan toprak uykusundan bir çiçek çıkarmak… Ortaya çıkan tabloya tebessümle bakmak… İşin hülasası diriliş tercümesi, yazmak…

Yazmak; önce kendini okumak… Kendinle çelişerek, çatışarak, hesaplaşarak hatalarını bulmak… Seslenmeden evvel kainata kendinde olmayanı bulup çıkarmak… Öze eleştiri yapmak.

Kelimeleri doludizgin kağıtlara düşürürken başımı kaldırdım ve anma ihtiyacıyla yeniden hatırladım iki gün önce kıymetli yayıncım, kardeşim, dostum Emel Demirezen'in ortaokul-lise çağlarında adımladığı okul koridorlarını seneler sonra birlikte yürüyor olmanın farklı ve haklı gururunu… İşaret ettiğim kurum, Talas Anadolu Lisesi… Okul Müdürü Yusuf Özkara, sanatı ruhuna o denli hapsetmiş, ruhunu sanatın inceliği ile öyle güzel beslemiş ki öğretmen ve öğrencilerinin bundan etkilenmemesi mümkün olmamış. "Engellemek/"yapma" demek/yasaklamak çözüm değil, çocuğa onu yaptığı zaman rahatsızlık hissedecek şuur verilmeli" sözleri ile hatıralarımda kalacak Değerli Yusuf Bey'in "yazmak, haykırmaktır." anlaşılmadığını duyurmaktır." "anlaşılma çabasıdır.", "sancıdır." diyen öğrencilerini ve nezaketini sıra dışı disiplin anlayışıyla bütünleştiren Edebiyat Öğretmenleri Zahide Hanım'ı tatlı bir tebessüm gibi taşıyacağım içerimde…

…ve yeni bir tebessümle değinmeliyim ziyaret ettiğim bir diğer okul olan MELİKGAZİ - Nuh Mehmet Baldöktü Anadolu Lisesi'nin ışıl ışıl gençlerine… Okul müdürü Osman Ayhan Beyefendi'ye alacağım cevaptan emin, "eğitim sistemi" hakkındaki düşüncelerini sorduğumda munis bir edayla "sistemden şikayet edemem, onu belirleyen de insanlardır… Bizleriz." Demesinin sadrıma bıraktığı latif saygıya…

Aynı coşku ile değinmeliyim sıra dışı ve aykırı kişiliğiyle çocukları üzerinde derin muhabbet hisleri husule getiren ve koşulsuz sevmeyi bilen ve kainatın tamamını aşk ile seyreden ve hayatın anlamını bu üç harfli kelimeye hapseden Edebiyat Öğretmeni Ahmet Gürses'e…

Düşündürmesine sonra;

Yaratanın ve kainatın ruhuna emanet ettiği aşkın yanında deli olmak kolaydır. Zor olan, deli bir aşkı kalbinde taşıyarak yolcu kalmaktır.

Selam ile