0

İslam nüzul olduğu ilk andan ta bugüne kadar bir kişinin bile zorla İslam'a dahil edildiği görülmemiştir. Tek bir sebebi vardır: İslam tebliğ dinidir. Kalplerin de İslam'a ısınmasıyla o şerefli dine kalben, ruhen girilmiş olur. Tebliğ ve İslam yaşanılarak en güzel gönüllere referans olunur. İşte bizler bu aziz bilinç ile ülkemizin hudutları arasında yer alan her canlıya gönül fermanıyla ulaşarak ulusumuzu yeniden inşa etmeliyiz. ( Devletimiz, merhamet imparatorluğu vasfını kazanmalı… Büyük, büyük daha da büyük düşünmeliyiz, bu devleti ve milleti taşımamız gereken noktayla ilgili…)

Ulusumuzun tahayyül dünyasını yeniden süslemesini ilke edinmeliyiz. İnsanımızın sahip olduğu o en aziz duygu ile akıl dünyasına hitap edecek konseptlerle gençliğimize, çocuklarımıza, yarınlarımıza yeni ve yapıcı bir dille hitap etmeliyiz.

Ahlak ve kardeşlikle süslenen adalet ve hizmet duygusuyla baktığımız o ırklar ve ayrıcalıklar üstü ulus bilincinin kodlarına ümit sunmalıyız…

Asıl mükellefiyetimiz burada başlamaktadır, tartışmasız ve istisnasız hepimiz, bu ülkeyi, bu ülkenin yarınlarına güvenen ve bu ülkenin yarınlarına inanan herkes bu bilinçle muvazzaftır…

Yeni bir devlet kurmayı, milletimize kıblegah, secdegah, nazargah, olabilecek kuşatıcı, kapsayıcı umdelerle yönelmenin o engin tabirini kullanabilmeliyiz…

Günlük kısır çekişmelerden bizleri kurtaracak bir birlik ve beraberlik nişanesiyle donanmış üslubu tesis etmenin hizmeti ve gayreti içinde olmalıyız…

Tüm farklılık ve ayrıcalıkların zengin zarafetini muhafaza ederek bunların oluşturduğu koreografinin harmonisinde bir gelecek inşa etmeliyiz…

Yıllardır Anadolu ve Mezopotamya'yı onaran, bu coğrafyaya ruh veren his veren birlikte beraber bir arada yaşama formüllerinin derununda kendimizi yeniden görmeliyiz… ( BU FORMÜL: İslam hakikatlerini ve İslam Peygamberini tanımaktan başka hiçbir şey değildir… O'nu tanımayan, bırakın bir devlet kurmayı, kendi varlığından şüpheye düşse yeridir…)

Yeni, büyük ve adil bir ülke için birbirimize, yekdiğerimize gönül hoşnutluğu içerisinde hürmet duyarak, kalbimizin safi seyrinde saygı duyarak, yaşam tarzımıza, hayat mantalitemize, dini farklılığımıza, bölgesel ve yöresel ayrıcalıklarımızı tümleyen zenginliklerimize kardeşçe sevgi besleyerek bir birimize tahammül etmeyi başarabildiğimiz o lahza işte dirilişin meşalesinin ateşini yaktığımız andır…

O kutlu ikbal ufkunu hayatla vücuda ulaştırdığımız andır…

Ben bir söylüyorsam siz bin anlıyorsunuz, zahmetin rahmetine erenlersiniz, eziyetin meziyetini bilenlersiniz… Asil aslımızdaki kodlarımıza dönmenin, kendi ruh frekanslarımıza dönmenin şerefiyle buluşabilmeliyiz…

Madem Müslümanız, madem kafirden farkımız olmalı bu yüzden ve farklı yüzlerden İslam'ın kalplerde yeşerttiği o barış ve huzur nüvesini yeniden gönüllere serpmeliyiz…

Sahip olduğumuz bu manevi misyonun oluşturduğu enerjiyi sinerjiye dönüştürmenin her zaman olduğu gibi şimdi de tam zamanıdır…

Bambaşka yepyeni bir dil, yapıcı onarıcı bir üslup kurmalıyız...

Merhamet dininin dilini yeniden keşfetmenin rabıtalarına bağlanmalıyız…

Yeni bir devlet kuracağız, devletler üstü bir olgu, tüzel kişiliğini adaletin tüm rabıtalarıyla sağlamış, düşmanın bile aşkın coşkusuna hitap edebilecek, onlarca asırdır bu aziz toprağın kendilerine mihmandarlık yaptığı boyların-kabilelerin-toplumların-uygarlıkların-medeniyetlerin-imparatorlukların hepsini birden kuşatan, hepsini birden temsil eden, hepsinin şanlı tarihini gün yüzüne çıkaracak olan ve en önemlisi insanlığa ahlakın tüm nişanelerini tebarüz edecek bir devlet… Kimse inançsızlığa kapılmasın bu asla ama asla bir ütopya değildir… Bu mümkündür… O kutlu devletin sancısına inanmalıyız…

Bu uğurda, bu hayale inanan, bu inancın şerefini gönlünün ılıman ikliminde yeşertmek isteyenlerle gerçekleşecek bu umut, bu irfan ve ancak böyle gelir o devran…

Bu inancın nabzını yaşayanların temelini atabileceği bir hakikattir bu…

O yüzden her birimiz bu çarpıcı gerçeğin alın teri ili muvazzaftır…

(Devam edeceğim bu Rabbani coşkuya…)