0
Medeniyetler mevsimlerin oluşumuna benzerler. Farklı zamanlarda farklı mevsimlerin oluşması gibi dünya üzerinde de şartların olgunlaşması ile farklı medeniyetler zuhur ederler. Medeniyetlerin zuhur etmesi insan faktöründen ayrı düşünülemeyeceği için insan ile varlık kazanır. İnsan ile tezahür edecek ilahi kaynak da Medeniyet mefkuresinin ruhudur. Manevi dinamikleri olmayan hiçbir oluşum medeniyet inşasını gerçekleştiremez.
Her medeniyet için, ilahi kaynaklı olsun yada olmasın bir ruh lazım gelir. Ruhsuz bir insanın varlığından söz edilemez ise, ruhsuz bir medeniyetin varlığından da söz edilemez. Her varlığın kendi yapısına göre bir ruhu vardır.
Dünyanın kendi ekseninde yavaş yavaş dönerken ısı kaynağı Güneş'in etrafında dönüşünü tamamlaması sonucu oluşur bu mevsimler. Dünyanın ekseninin yörünge düzlemi arasında eğimli yaratılmış olması, zaman içerisinde hayat kaynağının farklı açılardan gelmesi, hareket halinde olup sarsıntılarla yüzleşileceğini, eğimin aslında yenibir yaşama geçiş olduğunun da habercisidir. Bu hareketlilik insan oğluna bir işarettir bir bakıma. Zahmet olmadan rahmetin olmayacağı gibi, sıkıntı çekilmeden de rahat gelmez.
Farklı yarım kürelerde farklı mevsimlerin olduğu gibi, farklı bölgelerde de farklı medeniyetler oluşabilir. Bu insanın birbiri ile iletişiminin ve etkileşiminin gücüne bağlıdır. Günümüzde bu gücün sınırlarının kaldırıldığını düşündüğümüzde artık farklı yarım kürelerde farklı medeniyetlerin zuhuru kabul edilemez. Etkileşim ve iletişimin sınırlarının kaldırmasından dolayı dünya üzerinde hakim olacak tek bir medeniyet zuhuru olacaktır.
Uzunca bir süredir kış mevsimini yaşayan İslam medeniyeti toprağın altına gömdüğü 14 asırlık mirasını ilkbaharla birlikte yeniden yeryüzüne çıkartacaktır. Zorunluluk kanunu gereği buna hiçbir kuvvet dur diyemeyecektir. Artık İslam medeniyetinin ilkbaharı başladı. Bütün dünya üzerindeki kıpırdanışlar, tabiatın kıştan sonra ilkbahara uyanışı gibi dünya da İslam medeniyetine uyanmaya başladı.
Ortadoğu'un çalkantılı oluşu, Amerika'nın keşfinin hakikat tartışmalarının başlaması, Osta Asya'nın medeniyet inşa eden unsurlarının diriliş sancılarını yeniden başlatmaları, Afrika'nın derinliklerinden gelen varoluş çırpınışı, iki kıbleden ilkinin asırlık yaşam mücadelesi, Avrupa'lıların yavaş yavaş hizaya gelmeye başlaması, Güneydoğu Asya'daki kıpırdanış, Doğu Türkistan'ın varoluş mücadelesi, Mora İslam Kırallığı'nın varlık şuuruna yavaş yavaş erişi, durduk yere olacak gelişmeler olamaz. Kış mevsiminde böylesi bir hareketlenme olamaz. Bunlar olsa olsa "zorunluluk kanunu" gereği ortaya çıkabilecek gelişmelerdir. Sancısız hiçbir doğumun olduğu görülmemişken, insanlığın geleceğini tayin edecek İslam medeniyetinin doğuşunun daha sağlıklı bir ifade ile yeniden dirilişinin sancısız olacağını düşünmek hiç akıl karı değildir.
Davutoğlu ve Erdoğan liderliğindeki Yeni Türkiye'nin dünyanın her yerinde uyanışları tetiklemesi de basit bir dış politika misyonuna indirgenemez. Bu yeniden uyanışın, tabiatın ilkbahar'a gebe oluşu gibi dünyanın İslam medeniyetine yeniden kavuşuşunun habercisidir.
Dünyanın önde gelen topluluklarından biri olan Gurup 20 (G20) 1 Aralık'tan itibaren başkanlığını Davutoğlu'na bırakacak. Bunu D8 ve diğer ortak kuruluşlar takip edecek.
Türkiye'nin başkanlığında ciddi oluşumlara da kapı aralayacağına inanıyoruz bu gelişmelerin. Küresel ticaretin yüzde 75'inin ve dünya üretiminin yüzde 80'inin, bu ülkeler tarafından yapıldığını göz önünde bulundurursak G20'nin ciddi etki sahasının olduğunu görürüz. Bu ülkelerden Türkiye, Japonya, Rusya, Avustralya, Hindistan, Çin, Endonezya, Güney Kore'nin Aysa ülkelerinden olması da medeniyet zuhurunun Asya eksenli olacağının da bir işaretidir. Zaten dünya düfusunun yüzde 75'inin de bu bölgede olduğunu düşünürsek medeniyet inşasında "insan" temel faktör olduğuna göre, geleceğin medeniyet damarlarına taze kan burada pompalanacaktır.
Başbakan Davutoğlu'nun, Avustralya'nın Brisbane kentindeki G20 toplantısı sonrası Filipinler'i, kadim adı ile Moro İslam Krallığı'nı ziyaret etmesinin medeniyet perspektifi açısından derin anlamları vardır. Moro İslami Kurtuluş Cephesi ile Filipinler hükümeti arasında arabuluculuğu üstlenmesi bölge için çok önemli. Mindanao bölgesinde Malezya'nın toplam nüfusuna denk bir Müslüman topluluğu yaşamaktadır.
Bu bölge Endonezya, Maleyza, Filipinler, Brunei ve Tayland olmak üzere yaklaşık 350 milyonluk bir Müslüman topluluğu ifade etmektedir. Endülüs İslam İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra Endonezya'da yeşeren İslami gelişme Asyan'nın İslam damarını oluşturur.
Yeni Türkiye'nin Asya uzantılı Rusya ile dengeli bir siyaset yapması kaçınılmaz görünüyor. Hem tarih sahnesinden silinmek üzere olan bir ABD'ye karşı alternatif olarak yeniden yükselişi, hem de Çin'e komşu oluşu bu dengenin kurulmasını zorunlu kılmaktadır.
Putin'in 1 Aralık günü Yeni Türkiye'yi ziyaret edecek olması, ilişkilerimizin sadece ekonomi, nükleer santral ve enerji alanlarında sınırlı kalmayacağının da göstergesi diye düşünüyorum.
Bu ilişkiler çerçevsinde Çin faktörü de ciddi anlamda göz önünde bulundurulmalıdır. Çin yalnız bırakılmamalıdır, aksi halde Yahudi'nin oyuncağı olabilir. Filistin sorunu Doğu Türkistan sorunu olarak Çin'e kayabilir. Yahudi'nin çoktandır yatırımlarını ve altın rezervlerini Çin'e kaydırmış olması düşündürücüdür.
Yeni Türkiye'nin medeniyet damarlarından birinin Asya kökenli olduğunu hatırlarsak diriliş için bu damarın beslenmesinin ne denli önemli olduğunu görürüz.
Doç Dr. Saim KAYADİBİ