0
Dün öldü, bugünü zaten sayma geçiyor işte, yarın ise umut dolu bir gelecek. Yarın henüz ne ölmüştür ne de can cekişmektedir. Öyle ise yarını şekillendirmek için önümüzde inanılmaz fırsatlar vardır.
Yarını şekillendirme umudundan yoksun isek ya dünde yada bugünde kalırız, bu ise bütün bir yaşamımızın can çekişmelerle geçiyor olduğunu da hatırlatır.
Yarına odaklanmak, yarının bize sunacağı nimetleri bugünden görebilmek için beyin kıvrımlarımızda bekleyen umutları yeşertmek gerekir. Yarını bugünden görebilene ve gördüklerine göre bugünden hazırlık yapana ne mutlu!
Ne diyor Hz. Mevlana "İşin sonunu gören gözlere ne mutlu. Onlar, bedenin bozulup çürüyüşünü görürler. Ahmed'in gözü de onu görmüş, cehennemi buradayken kıldan kıla seyretmişti. Arşı, kürsüyü, cennetleri görmüş, gaflet perdelerini yırtmıştı. (Mesnevi: 6/1357-1359)
İnsanın sadece bakıyor olması gerçek manada görüyor olduğunu ifade etmez. Kimi gözler vardır ki fezaları arşınlar, kimi gözler de vardırki iki metre ötesini göremezler.
İşte fezaları arşınlayan gözlere biz feraset diyoruz. İnsan ferasetle önüne çıkan fırsatları değerlendirebilirse hem yaşamı hem de ölümü layık olduğu şekilde karşılar, kendini ona göre hazırlar. Başına gelebilecek hiçbir olaydan da endişeye kapılıp keşkeler sıralamaz.
Bu yüzden insanoğlu işin sonuna odaklanmalı, başına değil. Sona odaklanan başı da zaten görüyordur. Baş ile son arasındaki sağlam bağı ahenk içerisinde sürdürebilir böylece. Zarardan halas olmak için bir yıl sonrasına hatta ta ötelere odaklanılmalıdır.
Zaman sürekli bünyesinde öğüttüğü varlıkları kendine göre şekilendirirken insanoğlunun değişimden uzak, yekdüze bir yaşam için mücadeleye girmesi ne kadar acı. Oysa her gün yeni şeylere gebe, her an yeni şeylere muştu. Yenilik insan ruhunun ezelden aşık olduğu maşuk.
Yaşamboyu bizi sürekli takip eden yenilikleri bize bir umut olarak sunacak olan değişim rüzgarlarının getireceği sürprizleri kucaklamalı ve onları yarınları sağlıklı okuyabilmek için umut kayanağı olarak görebilmeliyiz.
Geleceği şekillendirenler, yenilgi üstüne yenilgilerle karşılaşsalar bile yeniden ayağa kalkma iradesini gösterebilecek olanlardır.
Hz. Mevlana'da bizi değişime zorluyor, geleceğin muştularını değişimle birlikte yakalayabilir, yeni oluşumlar yenilerle inşa edilebilir, çünkü durağan olan, yerinde sayan paslanmaya, faydasızlaşmaya ve sonra da yokolmaya mahkumdur.
"Her gün bir yerden göçmek ne iyi,
Her gün bir yere konmak ne güzel,
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş,
Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım,"
Herşeyin bir gün en sonuna geleceğimiz gibi, şimdi bir yılın sonuna daha geldik. Neler yaptık, neler kazandık, neler harcadık. Kimine göre kazançlı, kimine göre zararlı bir yıl. Oysa hakikat göründüğü gibi değildir. Karlı gibi görünen zararlı, zararlı gibi görünen karlı da olabilir. Bakış açısına, görme yetisine göre bu değişebilir. Uzağı gören göze can kurban. Maddeden halas olmuş, manaya odaklanmış göz aşkın tadına varabilir.
Her yaratılmışın bir başı olduğu gibi sonu da vardır. Yüce Yaratıcı'dan başka herşey başlı ve sonludur. Öyle ise başı ve sonu olanlara değil de başsız ve sonsuzlara yönümüzü çevirmeli. Sonsuz kalabilmek, ebedileşebilmek ancak içtiğimiz ırmağın kaynağına bağlıdır.
Eğer yaşam bizi değerlerimizi yaşama fırsatından mahrum bırakırsa bir yerden bir yere göçülmeli. Yenileşerek, yeniden doğarak bu sağlanabilir, sonra da hep yeni kalınabilir. İçinde bulunulan zaman tünelinin kontrolü ele alınmalı, akıntıya kapılmış bir odun sıfatından kurtulup gemiye yön veren kaptan olunmalıdır.
Değerlerimizin iğdiş edilmesine asla müsaade edilmeden yolumuza devam edilmeli, bulanmadan akmalı. Hikmetin rehber olacağı ortamları oluşturuncaya kadar akmaya devametmeli. Kendi öz değerlerimiz ikame oluncaya kadar erdemlilerle beraber olmalı.
İşte bu yüzden her gün yeniden doğabilmek için yarını görebilen gözlerle yaşamımızı yeniden dizayn etmeliyiz. Erdemsiz bir yaşamdan erdemli bir yaşama doğru göçe koyulmalı.