"Para bugün vardır yarın yok. Bugün yoktur yarın var. Sen kendini bozma oğlum, yeter ki yolunu istikametini şaşırma, dinini vicdanını kaybetme. "derdi anam.

Geçmişte bizi yıkan yokluk da değildi, ekonomik yoksulluk da, savaş da...

İlmiyle amel etmeyen alimler, terazisini mezata çıkarmış kadılar, aklını kiraya vermiş aydınlar, vicdanına duvar örmüş zenginler ve ruhunu pazara çıkartmış politikacılar eliyle şekillenen siyasi arena ve bu halin topluma yukarıdan aşağı sirayet edişiyle gelen manevi yıkımdır koca imparatorluğu son haline getiren. Son yüz yılda nesiller, bu idraksizlik ikliminde yetiştirilmeye çalışıldı. Ve nihayet, yolumuzu aydınlatan öncülerin her türlü bedeli de ödeyerek açtıkları yolda, karanlık tünelin ucundaki ışık göründü. Fakat bir yandan hedefe varmamızı engellemek isteyen düşman kuvvetler diğer yanda bu idraksiz zihnin yapısıyla yetişmiş unsurlar eliyle tekrar karanlığa mahkum edilmek isteniyoruz.

"Zor zamanlar sarrafın mihenk taşı gibidir… Sarraf cevherin hasını mihenk taşına vurur da seçer. Zor zamanlarda da insanın hası ile çürüğü belli olur" demişti güngörmüş bir ağabey.

Ekonomik bozulmanın mevcutta var olan ama 'rahat zamanlarda' görülmeyen arazları ortaya çıkardığı bugünlerde, sorunları, günlük hadiselere reaksiyoner tavır göstererek çözemezsiniz. Değerler bütünü içinde "kıymet" verilen -verilmesi gereken- şey; her mukaddese maddi bir karşılık biçildiği bir zamanda, öncelikle üstü küllenmiş ve dünyevi arzuların parlak ışıklarıyla körleşmiş bakışın, baktığı yerdeki cevherin kıymetini idrak edecek anlayışın ve ruhun isteklerini nefsin süzgecinden geçirmek gibi garabete düşmeyecek selim aklın diriltilmesi gereken zamanlardayız.

"Vicdanıyla cüzdanı arasına sıkışmış hakimler" sözü girmişti siyaset literatürüne bir dönem. Toplumların ihyası, belirli insan kadrosunun öncülüğünde ve az'ın doğruyu, çok olana sirayetiyle gerçekleşir. Bu hep böyle olmuştur. Kalabalıklar sırtlarında taşıdıkları yükü, en basit ifadeyle dizleri titremeye başladığında bırakır yere. Ama ardında yürüdükleri öncüler, o yükün altında kalma pahası yürümeye azmetmiş ise, yükün altında olduğunu göstermiş, vazgeçmeyeceğini ispatlamış ve gerekirse o yükün altında can vermeyi göze aldıysa, milyonlar da arkasında yürüyecektir.

15 Temmuz bu milletin üzerindeki ölü toprağından silkeleniş miladıdır. Yüz yıldır kazurat çukuruna gömülmek istenen milletin diriliş miladı. Fakat bir milletin dirilişi hiç de öyle kolay olmaz. Bunu engellemek isteyen dışımızdaki yedi düvel emperyalist güruhun yanında belki de daha da tehlikeli olan, ruhu iğdiş olmuş içimizdeki güruhtur. Kimi zaten inancı ve yaşam tarzıyla bu topraklara hiçbir aidiyeti kalmamış ve ilk fırsatta John adını seçecek tiplerin yanında, kendi ikbal derdine düşmüş krizi fırsata çevirmeye kalkan tamahkar tipler, mahalle yansa saçını tarama derdindeki müptezeller ve daha neleriyle ayıklanmadıkları için toplum yapısını ifsat etmeye devam eden bir dolu haşerat.

Zor zamanlar zora talip olmuş ve kendinden aziz mukaddes değerlere sahip insanlarla geçilir. Devlet mekanizmasında yetki sahibi olanlar başta, sadece kendi geleceğini dert edinen insanlardan ne bu millete ne de vatana bir hayır gelmez

Bozulmanın başladığı noktaya dönüp o noktaların yanlışları doğruya irca edilerek başlanılması gereken bir ihya hareketi gerekli. Maddi olanın bir şekilde yerine konulabileceği şuuruyla, aslolanın maneviyat, ahlakî temele dayanan yaşam tarzı, aslına sadık gelenek ve adalet terazisini incitmeyecek vicdanın olduğunu hatırlatacak ihya hareketi.

Asıl bozulmanın anlayışta başladığını ve anlayışları düzeltmeden yaşayışların düzelmeyeceğinin farkında olmak. Anlayışının temelini inancı, inancından süzülme bir devlet ideali ve bu ideale uygun yaşam tarzı olan, İlahi nizama tam teslim olmuş fertlerin oluşturacağı toplum.

Bizi yıkan da, tekrar ayağa kaldıracak olan da sadece maddeye bakan tarafıyla ekonomi değil. İnancımız, yaşam tarzımız ve ideallerimize olan sadakatimizdir. Tahkim etmemiz gereken asıl şey budur.