Yüzyılın büyük deprem afeti, hepimizi can evinden vurdu. Büyük acılar yaşıyoruz. Ama Devlet-Millet olarak seferberiz ve yaralarımızı sarıyoruz.
KİMİSİNE göre yüzyılın, kimisine göre ise insanlık tarihinin
en büyük depremini yaşadık. 10 Temmuz 1894’te İstanbul’da meydana gelen yer
sarsıntısında İstanbul sınırları dâhilinde toplam 474 kişi vefat etmiş, 482
kişi de yaralanmıştı. 387 büyük yapı, 1087 ev, 299 dükkân hasar görmüştü. İşte o
zelzeleye halk ‘küçük kıyamet’ anlamında “kıyamet-i süğra” ismini vermişti. Bazıları
da büyük deprem anlamında “zelzele-i azime” diye adlandırmıştı. Acaba on
şehrimizi harap eden depreme “Kıyamet-i Kübra” mı demek gerekiyor? İsimler bir
yana, Türkiye’yi sarsan depremin verdiği hasar ile büyük acılar yaşıyoruz.
Tahminlerin fevkinde, ölçülerin dışında ve hayallerin ötesinde kederler
içindeyiz. Evlatlarımız, kardeşlerimiz, büyüklerimiz ebedî âleme doğru
yolculuğa çıktı. Kadınlarımız erkeklerimiz, gençlerimiz, yaşlılarımız ve
çocuklarımız enkaz altında. Kimi yaralı olarak kurtarıldı, kimi de hayata veda
ettiği için ebedî âleme yolcu ediliyor. Peygamber Efendimiz, göçük altında
kalanların “şehit” olduğunu müjdelemiştir. Yitiklerimiz, şehadet şerbetini
içti.
TEDEV’DE HÜZÜN
Türkiye’nin güzide hizmet kuruluşları, bazı mensuplarıyla
birlikte deprem bölgesinde canla başla çalışıyor. Başta AFAD ve Kızılay olmak
üzere İHH, Deniz Feneri, Birlik Vakfı, Yeni Dünya Vakfı, Hüdai Vakfi, MÜSİAD,
birçok belediye, vakıf, dernek gönüllüsü on ilimizde ya enkazın başında veya
yardım dağıtım bölümünde hizmet veriyor. Kahramanmaraş’ta, Malatya’da,
Adıyaman’da, Hatay’da, Gaziantep’te, Şanlıurfa’da, Diyarbakır’da, Kilis’te,
Adana’da, Osmaniye’de yaralar sarılırken millî birlik ve beraberlik ruhu
sergileniyor. Sevinçte bir olduğumuz gibi tasada da beraber olduğumuz
ispatlanıyor. Birçok kuruluş faaliyetlerini iptal etti, tamamen depreme
odaklandı. Bazıları ise düzenledikleri programlarda depremi konuştular, dualar
ettiler. Türk Edebiyatı Vakfı’nın düzenlediği “Çarşamba Sohbetleri”nde bu
hafta, vefatının 22. yılında Şeyhülmuharririn Ahmet Kabaklı Hoca yâd edildi. Toplantıda
deprem acısı da ağırlıklı olarak konuşuldu ve bölgedeki bütün vatandaşlarımıza
dualar edildi. TEDEV Başkanı Serhat Kabaklı, konuşmasında depremde vefat eden
vatandaşlarımız için Fatiha okuttu. Prof. Dr. Mehdi Ergüzel’in yönettiği
toplantıda konuşanlar, Kabaklı Hocanın hatırasını yâd ederken depreme dair
yaşadıklarını, duygu ve düşüncelerini de dile getirdiler. İsa Kocakaplan, Erol
Ülgen, İmdat Avşar, Esat Kabaklı, Ömer Balıbey, Ahmet Maranki, Nur Artıran, Ahmet
Yabuloğlu, Harun Yöndem, Dursun Gürlek, Aysel Akay ve Mehmet Nuri Yardım da
kısa konuşmalar yaptılar.
------------------
NİFAKÇILAR
İŞBAŞINDA
Bu
çetin imtihanı imkânlar ölçüsünde başarıyla vermeye çalışıyoruz. Topluma moral
vermesi gereken bazı konuşmacılar, kuruldukları televizyon ekranlarında milletin
asabını bozmaya çalıştılar. Basının yüz karası bazı sözde gazeteciler, AFAD ve
Kızılay aleyhinde zehir zemberek laflar ettiler, yalanlar uydurdular. Meslek
haysiyetlerini bir tarafa bırakarak içlerindeki zehri hayâsızca kustular. Sonra
da utanmadan, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin helikopterlerine muhabirlerini
bindirerek deprem bölgesindeki köylere AFAD ve Kızılay’ın yardım kolilerinin
nasıl dağıtıldığını haberleştirdiler. Bu yaman çelişki ve ahlaksız yayıncılık tarzı,
herkese ‘doğrusu pes’ dedirtti. Basının meslek kuruluşları, bölgede cansiperane
çalışan bu kıymetli kuruluşlarımıza haksız yere saldıran ve yalan haber üreten
gazetecileri derhâl uyarmalıdır. Genç gazetecilere kötü örnek olup basın
mesleğinin seviyesini düşürenler cezalandırılmalıdır.
----------------
“DEPREM YARDIMLAŞMASI”
Deprem
şer güruha rağmen kenetlenmemizi sağladı. Herkes elinden geleni yapmaya
çalışıyor. Vatandaşlarımızın ihtiyaç duyduğu malzemeler ilan edilirken, halkın
hizmetine açılan tesisler de duyuruluyor. Bu arada yazar Tarık Tufan,
“Edebiyatçıların Deprem Yardımlaşması” adına bir sosyal medya grubu kurdu.
Grubun kuruluş amacı açıklanırken şöyle denildi: “Arkadaşlar bu grubu deprem
bölgesindeki edebiyatçı kardeşlerimizin yanında olmak için bir süreliğine
kurduk. Bu süre içinde deprem bölgesindeki arkadaşlarımızın acil ihtiyaçlarını gücümüz
nispetinde karşılamak niyetindeyiz. Deprem bölgesindeki arkadaşlarımız bu
minvalde doğan ihtiyaçları bize bildirsinler. Kardeşlik hukukumuz gereği
yanlarında olacağız. Allah hepimizin yardımcısı olsun.” Bu anlamlı çağrı
üzerine Türkiye’nin birçok şair, yazar, sanatçı, gazeteci ve yayıncısı gruba
katılıp depremle ilgili önemli ve faydalı paylaşımlarda bulundu.
--------------------
CAN’LARIN KURTARILMASI
Deprem bölgelerinde enkaz başlarındaki kurtarma ekipleri, herkes için
umut kaynağı oldu. Diyarbakır’da 8 yaşındaki “Bekir”in kurtarılması herkesi
sevindirirken “Masal Bebek” hepimizin yüreğini ağzına getirdi. Çocuklarımız,
gençlerimiz kurtarma ekiplerinin fedakâr ve olağanüstü çalışmaları sonucu
hayata kazandırıldı. Hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmadık, gözümüz ve gönlümüz
depremzedelerle birlikte. Milletimiz, devletimiz, ordumuz var gücüyle felâket
bölgesinde. Yardımlar ise bölgeye yağmur gibi yağıyor. Herkes imkânı ölçüsünde
bu iyilik yarışının içinde. Birçok ülke yüzyılın dramına sessiz kalmadı. Teknik
eleman gönderenler de var, giyim eşyası yollayan da. Başlarına bir afet veya
felaket geldiğinde ilk yetişen ülkenin Türkiye olduğunun idrakinde olan ülkeler,
buna karşılık vererek yanımızda yer aldılar. Sanatçıları acımızı paylaştı,
geçmiş olsun dileklerini iletti. Şüphesiz bu olumlu yaklaşımlar insanlık adına
sevindiricidir. Can Azerbaycan’dan bir soydaşımızın eski arabasına yardım
malzemesini yükleyerek yola çıkması insanı duygulandırırken, yaşlı annelerin
sırtlarına alıp taşıdıkları yardım malzemeleriyle göründükleri fotoğraf
kareleri, hepimizi hüzünlendirdi. Türkiye’mizde esen ahlak, fazilet, erdem, doğruluk,
barış, iyilik rüzgârları herkesi etkilemeye başladı.
------------------
DUAMIZ
VE ÜMİDİMİZ
Şüphesiz her zaman ve
şartta ümitvarız. Allah’ın inayetiyle bu zorlukları aşacağımıza inancımız tamdır.
Karamsar olmaya kötümser durmaya hakkımız yok. Millet olarak yılmıyor, asla yıkılmıyoruz.
Çanakkale’deki direniş, İstiklal Harbi’ndeki iman, 15 Temmuz’daki şahlanış gibi
6 Şubat Depremi’nde de pes etmedik, etmeyeceğiz. Şairlerimiz bu destanı gelecek
nesiller için yazıyor, ressamlarımız felâketin resmini kalıcı hâle getiriyor. Müzisyenlerimizin
besteleri çağın depremi için. Bu eserleri seslendirecek sanatçılarımız da yürek
yangınlarımızı bir nebze söndürecek, hislerimize tercüman olacaklar. Ve ille de
dualarımız… “Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var?” buyurulmuş. Dualarımızı hiç
eksik etmeyeceğiz.
------------------
UNUTMAYACAĞIZ
Bugün gün batımında
“millî yas”ımız bitiyor. Ama biz kaybettiğimiz canlarımızı hiç unutmayacağız.
Onları her zaman rahmetle, sevgiyle yâd edeceğiz, dualarımızdan mahrum
bırakmayacağız. Türkiye Yüzyılı’na dair olan inancımız hiç sarsılmayacak.
Deprem felâketindeki kahramanlarımızı ve gönüllülerimizi de unutmayacağız, bu
zorlu günlerde fesat şebekeliği yapan, felâket tellalı bozguncu hainleri de… Önce
Allah’a sonra da aziz milletimizin imanına güveniyoruz. Tabii ki kudretli
devletimize de… Bütün zorlukların üstesinden geleceğimize, acıların açtığı
yaraları süratle saracağımıza inancımız sonsuz. Depremde vefat eden bütün vatandaşlarımıza
Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Güzel ülkemiz
Türkiye’mizin başı sağ olsun. Rabbim bizi her türlü felâketten, afetten,
ihanetten ve bütün kötülüklerden korusun, âmin.