0


" Onlar gittiler…
Giderken ir muştu gibiydiler…
Yaz yağmurları dualı avuçlarına dökülürken onlar gittiler…
Ak güvercinler uçurup göklere, mavi yelkenlerini Akdeniz'in hırçın dalgalarına açıp; merhametin, sevginin, vermenin, erdemin, adaletin destanını yazmak için gittiler…
Giderken bir muştu gibiydiler, Akdeniz'in hırçın dalgalarına kendilerini vurduklarında; yollarına karanfiller, yollarına karanfiller, güller dökmüş beklemenin, yalnızlığın, çaresizliğin, yokluğun o denli de inanmanın, teslimiyetin, direnmenin destanını yazan Gazzeli Müslümanlara gittiler…
Özgürlüğün, merhametin yürekli yolcuları arasında kimler yoktu ki? Neredeyse yüz yaşına yakın ak sakallı hahamlar, bedeni yaşlı olup yüreği genç olanlar, delikanlılar, genç kızlar… Aktivistler, gazeteciler, sivil toplum kuruluş temsilcileri…
Hepsi soylu ve erdemli bir davayı omuzlayan, dünyanın vicdanı olmaya aday, insanlığın kutlu elçileri…
İyilik erleri olarak vermenin şuurunu yaşayan, insanlık onurunu kurtarmanın telaşına düşmüş, kutlu yolcular; yollara döküldüklerinde, ırk, dil, din, mezhep, merhamet ırmağında eriyip akmıştı… 32 ülkenin kardeş insanları tek bir yürek gibi, hami olmaya, dost ve kardeş olmaya doğru yola çıkmışlardı.
Niyetlerin halis, duaları umutlu, sloganları; " Filistin'e yolaçık, yükümüz insanı yardım" idi.
Eşten, destan, evden, ocaktan, yurttan, yuvadan, vatandan ayrılırken, sevda ve esenlik yurduna, cennete gider gibi çehrelerinde güller açarak gittiler…
***
Gecenin koyu karanlığına inat, gözlerimizi ovuşturuyoruz. Ekranlara haberler düşüyor. Bekliyoruz… Gazze'ye sabah ulaşır gemilerimiz, diye içten duaya duruyoruz.
Güvertede toplanmış kalabalığın içinde, sevinçli, umutlu konuşuyor Bülent Yıldırım. Bir dağ gibi, yıllardır iyiliğin sancaktarlığını üstlenip, saçını sakalını bu yolda ağartan sevgili Bülent Yıldırım abimiz konuşurken hep umudu çağrıştırıyor.
Sonra sevgili Ramazan Kayan hocamı görüyorum. Hep öyle mütebessim, elleri önünde biliyorum heyecanlı. Beraber gittiğimiz Kudüs yolculuğundan dönerken: " Benim duama ellerinizi açıp amin deyin!" diye, bu kutlu davada şehit olmak için Rabbime ağlayarak yalvarmıştı, bizleri de ağlatmıştı. Onun o güzel duası geliyor aklıma…
Ahmet Varol, Gülden Sönmez, Ömer Karaoğlu, Hakan Albayrak, Demet Tezcan ve daha adını sayamayacağım bir çok güzel yürekli insan… Sonra Erol Demir kardeşimi görüyorum elinde Filistin bayrağı… İmrenilecek bir yolculuğun yolcusu olarak yola çıkan nice yiğitler sonra.
***
Ekran neden kararıyor böyle? Nereden çıktı kalaşnikoflar, maskeler, kurt köpekleri? Nereden çıktı gaz bombaları?
Kana bulanıyor Mavi Marmara! Kardeşlerim koşuşturuyorlar… Dehşetengiz bir tablo bu… İnanılacak gibi değil. Akdeniz'in hırçın dalgalarına kan damlıyor. Akdeniz kızıla boyanıyor sanki… Çığlıklar geliyor, haykırışlar… Neredeyse bir korku filmi izler gibi olanları gözlerimizi kırpmadan taşkesilmiş halde izliyoruz.
Yıllardır, Müslümanları, Filistinlileri öldürmeyi refleks haline getirmiş; adeta ölüm makinasına dönüşmüş Siyonist İsrail, artık dünya insanlığına el atıyor. Dünyanın kanını dökmeye hevesli… Eline kan bulaşmış İsrail, yine uzanıyor mazluma. Gözü kararmış halde, neyle muhatap olduğunu bilmeden, yaramaz bir çocuk gibi; dünyanın şımarık çocuğu psikolojisiyle saldırıyor. Misketlere, tahta sapanlara, sopalara, neredeyse yüz yaşındaki ihtiyarlara, bir yaşındaki bebeklere saldırıyor…
Bu oyunu hep oynuyor… Oysa İsrail bunu hep yapıyor… Asker ve din devleti olmanın tüm olumsuzluklarını omuzlayıp, vicdansız ve insafsız bir misyonla savunmasız, sivil, masum halka hep saldırıyor. Bir kabus gibi çöküyor dünyanın gecesine, gündüzüne. Kana susamış, bir savaş makinası gibi doğrultuyor silahlarını insanlığa.
Nereden bilecek; merhametin kutlu yolcuları Tarık Bin Ziyad gibi gemileri çoktan yakmaya hazırlar…
Merhamet, iyilik ve erdem seferinin soylu yolcuları; ulaşan, kazanan, tarih yazan, coşkun yaşayan, dengeleri altüst eden onlardır. Binlerce sessiz çığlığın sesi olarak, hırçın dalgaların koynuna Rablerine güvenerek gidenler yine onlar.
Onlar İbrahimi bir imanla " Vekilimiz Allah'tır" diyerek yola çıkanlardır. Her biri, bir iman bombası yüreğiyle, topsuz, tüfeksiz, savunmasız, silahsız sadece Rablerine dayananlardır.
Tarih nasıl da tekerrür ediyor! Nasıl da zamanın Firavunları, zamanın Musalarını katlediyorlar… Hani Peygamber Musa'nın beyaz eli, Hani Musa'nın ejderhası, hani Kızıl Deniz'i yaran yollar açan asası? Musa Peygamber nasıl vurduysa asasını denizlere, geçit vermez hırçın dalgalar yol olduysa, müminlerin duaları, yetimlerin gözyaşları, çocukların sapanları, kopan bacakları, kollarıyla, akan kanlarıyla, Akdeniz'den bir yol açıldı, tüm insanlığın yüreğine…
Zamanın Musaları beyaz ellerini gösterince çağdaş insanlığın görmeyen kör gözlerine, dualı yollar açıldı; barikatların, ambargolar, esaretler kalktı mazlumun üzerinden…
***
Onlar bir muştu gibi alnı ak… Gidenler destanlar yazarak, seçilmiş şehitler olarak, yollar açarak gittiler… Kalanlar gazi, kalanlar kutlu davanın neferleri, artık bizim kahramanlarımız olarak döndüler…
Zaman artık şahittir. Fecr şahittir. Fecr vaktinin aydınlığı ve karanlığı, kana susamış, direk kan dökmek için masumiyet gemisini basan, Siyonistler 'in katliamına şahittirler.
Onlar avuçlarında yağmurlu duaları daha kurumadan, ak alınları, aksakalları, ak güvercinleri, zeytinlikleri, Kudüs'ü, Mescid-i Aksa'yı, Muhammed Aleyhi Selam'ın yetimlerini vurdular…
Gidenlere selam olsun… Nuh Peygamber'in gemisi gibi, Mavi Marmara'ya ve tüm gemilere cesur duruşlarıyla binenlere selam olsun…
Milatları başlatanlara, ambargoları kaldıranlara, sınır tellerini koparanlara selam olsun…
Artık adalet, zulme galiptir. Artık, " Galip sayılır bu yolda mağlup olan".
Taş kesilmiş yüreklere inat, biriktirenlere inat, gününü gün edenlere inat, rahatlarını bozmayanlara inat, Mavi Marmara ile, özgürlüğe ve cennete yelken açanlara selam olsun…"
( 31 Mayıs 2010 Hızırla Yolculuk )
Sevgili okur Mayıs mağrur serin yağmurlarla geçiriyor günlerimizden. Geçip giden ömrümüze dönüp bakıyoruz. Geçmişimizdir bizi an an inşa eder. Mavi Marmara'yı beklerken ki ruh halimle yazdığım yazıyı sizinle paylaşıyorum ve şehitlerimiz: Siirtli Ali Haydar Bengi'ye, Diyarbakırlı Cevdet Kılıçlar'a, İstanbullu Çetin Topçuoğlu'na, Adanalı, Necdet Yıldırım'a, Kayserili Furkan Doğan'a, Adıyamanlı Fahri Yaldız'a, İzmirli Cengiz Songür'e ve İskenderunlu Cengiz Akyüz'e Rabbimden Rahmet diliyorum…
Selvigül Kandoğmuş Şahin / MİLAT


Mayıs nemli, ılık ilkyaz serinğiyle akıp gidiyor günlerimizden…