0

İlham kaynağı olan ilginç bir cümle ile başlamak istiyorum bugünkü yazıma. Hem bu ilham kaynağı olan cümleye değinmek,hem de cümlenin hakikatini ortaya koyarak gündeme dair notlar düşmek istiyorum.

"Türk olmak zordur dünyayla savaşırsın, Türk olmamak daha zordur çünkü Türklerle savaşırsın" dediği söyleniyorFatih Sultan Mehmet Han'ın. Bu hakikati ben "Müslüman olmak zordur dünyayla savaşırsın, Müslüman olmamak daha zordur çünkü Müslümanlarla savaşırsın" şeklinde yeniden şekillendirmek istiyorum. Bu söyleyiş bana daha uygun geliyor çünkü tarih boyunca bunun hakikatini yaşayarak bugünlere kadar geldik.

HerMüslüman'ın asıl varlık gayelerinden biri "emri bilma'ruf ve nehyi anilmünker" dir, yani iyiliği emredip, kötülüğü ortadan kaldırmak, bu ister Türk olsun, ister Kürt olsun, ister Arap, ister Asyalı, ister Avrupalı, isterse Afrikalı hiç fark etmezMüslüman kimliğini taşıdıktan sonra. Dünyanın neresinde olursa olsun bir haksızlık, bir zulüm, bir cinayet Müslümanım diyen her bir ferdi harekete geçirir o haksızlığı, o zulmü, o cinayeti durdurmak için.

Dün bir başka yerde, bugün de Myanmar'da aynı zulüm yapılıyor... İşte yukarda doğru versiyonunu söylemek istediğim cümlenin hakikati tam da burada kendini gösteriyor. ArakanlıMüslümanlar sadece Müslüman oldukları için yurtlarından çıkarılmak isteniyor, evleri ateşe veriliyor, çocuklar boğazlanıyor, kadınlara tecavüz ediliyor ve cesetleri geride delil kalmasın diye yakılıyor. Doğu Türkistan'da Müslüman Uygurların başına gelenler gibi, Suriye'de Müslüman Arapların başına gelenler gibi, Müslüman Kürtlerin başına gelenler gibi...

Yapılması gereken Müslüman kimliğinde birleşip asıl düşman için hedef belirlemek. Irki farklılığımızı ailevi mesele görüp mahrem duvarlar içine hapsetmeli, Türkler'in, Araplar'ın ve Kürtler'inMüslüman kimliği ile adaletin tesisi, zulmün ortadan kalkması için birlikte hareket etmelerinin vaktidir. Bunu yapabilirsek Myanmar'da emperyalist devletlerin gizli emellerine ulaşmak için oynamak istedikleri oyunlar otraya çıkartılacak, mazlumların haksız yere dökülmek istenen kanları durdurulacaktır.

Yeri gelmişken, İsmet Özel'in anlam yüklediği Türk olgusunun temelinde yatan da aslında aynı Türk kimliği ile Müslüman kimliğinin Batılılarca özdeşleştirilmiş olmasından kaynaklanmakta. Batılıların yada genel bir tabirle emperyalistlerin ruhlarında oluşturmuş olduğu travmanın, korkulu rüyaların asıl nedeni Müslüman kimliğidir. Hernekadar İsmet Özel'in Türklük tanımlamasını doğru anlıyor ve biliyor olsak da , toplumun anlayış seviyesine uygun düşecek şekilde kavramlara anlam yükleyerek tanımlamalar yapmanın şimdilik daha uygun olacağı kanaatindeyim.

Batılıların asırlardır emperyal hırslarına ket vuran bir millet olma şerefine ermiş olmamız Türk olmamızdan değil, İslam'ı yaşam gayemiz, varlık sebebimiz haline getirmiş olmamızdandır. Çöl bedevilerini medeniyetler kuran hikmet ehli haline getiren, bozkırların göçebe halkını ordular idare eden korkusuz savaşçılar kılan, birbirleriyle kavga etmekten etrafını göremeyen Arap toplumunu okyanuslar aşarak fetihler gerçekleştiren, Kudüs'ü Haçlıların elinden alıp inananlara özgürlük bağışlayan Kürtleri sonsuzluk arayışcısı haline getiren ne onların ırkıydı, ne de onların ayrıcalıklı bir kavim olmalarındandı. İslam'ı kim benimser, yaşam gayesi haline getirirse Allah da o milleti insanların önderi kılar. Hz. Adem'den (as) beri bunun hakikatini hep biliyoruz.

Bu yüzden derin sulara dalıp anlaşılması zor düşüncelere girmeden toplumun anlayacağı bir dil ile söyleyebiliriz ki Türk olmak hiçbir anlam ifade etmez Müslüman ol(a)madıktan sonra.

Bu söylemin hakikatini son bir asırdır çok daha iyi gözlemleyebiliyoruz. Nezaman ki olmamız gereken Müslümanlığı bir kenara bıraktık ne dünyayla savaşır olduk, ne de gayri Müslümler Türklerle savaşmayı sürdürdüler. İşin kötüsü biz kendi kendimizle savaşır olduk. Türkler Türklerle, Araplar Araplarla, Kürtler Kürtlerle, hatta bir adım daha ileri götürelim MüslümanlarMüslümanlarla savaşır hale geldiler.

Hemen sorulması gereken doğru soruyu soralım o zaman. Bize ne oldu da bu hale geldik? Bu sorunun tek bir cevabı var, o da yön sapmasına uğramış, gerçek kimliğimizi kaybetmiş olmamızdır.