Bir başörtüsünden bu kadar korkulur mu? Bir öğretmenin alnındaki iman izinden, bir öğrencinin Allah’ın emrine bağlılığından neden rahatsız olunur?
Azerbaycan’da öğrenciler için uygulanan başörtüsü kısıtlamalarının öğretmenleri de kapsayacak şekilde genişletildiği ve bazı başörtülü öğretmenlerin okullara alınmadığı iddiaları, Türkiye’nin 28 Şubat dönemini hatırlatıyor. Eğer bu haberler doğruysa mesele yalnızca kıyafet değil; din, vicdan ve eğitim özgürlüğüne yönelik ciddi bir müdahaledir.
Türkiye’de başörtülü öğrenciler üniversite kapılarında bekletildi, öğretmenler mesleklerinden uzaklaştırıldı, genç kadınlar inançlarıyla eğitim ve çalışma hakları arasında bırakıldı. O yasakçı anlayış bugün tarihin acı bir hatırası olarak anılıyor. Azerbaycan’ın aynı tecrübeyi yeniden yaşamasına gerek var mı?
Başörtüsü eğitim hakkına engel değildir
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış örtülerini üzerlerine alsınlar.” (Ahzâb, 59)
Müslümanlar için başörtüsü yalnızca bir kumaş parçası değil, inancın ve kulluk bilincinin ifadesidir. Hiç kimse insanların imanını ölçemez; ancak bir kadının dinî inancı doğrultusunda örtünmesi aşağılanmamalı, cezalandırılmamalı ve eğitim hakkına engel yapılmamalıdır.
Başörtülü bir öğretmen hangi bilgiyi eksik öğretir? Başörtülü bir öğrencinin hangi bilimsel gerçeği öğrenmesi engellenir? Bir kadının kıyafeti onun aklını, ahlakını veya mesleki yeterliliğini ortadan kaldırmaz.
Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“İlim öğrenmek her Müslümana farzdır.” (İbn Mâce, Mukaddime, 224)
Öyleyse eğitim hakkını inanç nedeniyle sınırlayan uygulamalar hem ahlaki hem de hukuki açıdan sorgulanmalıdır.
Aliyev’e çağrı: Adalet, ayrım yapmamaktır
Azerbaycan yönetimi önemli bir tercih karşısındadır: İnanç özgürlüğünü güvence altına alan bir hukuk düzeni mi, yoksa dinî görünürlüğü sınırlayan yasaklar mı?
Laiklik, devletin inançlara karşı tarafsız olmasıdır; vatandaşını inancından uzaklaştırmak veya dinî tercihlerini görünmez kılmak değildir. Bir başörtülü öğretmenin sınıfa girmesi laikliğe zarar vermez. Bir öğrencinin başörtüsüyle eğitim alması devletin tarafsızlığını bozmaz. Asıl tarafsızlık, başı örtülü olanla olmayan arasında ayrım yapmamaktır.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder.” (Nahl, 90)
Adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil, okul kapılarında ve öğretmenler odasında da gerekir. İnsanları kıyafetlerinden dolayı değil, hak ve sorumlulukları çerçevesinde değerlendirmek gerekir.
Aliyev yönetimi, Türkiye’nin 28 Şubat tecrübesinden ders çıkarmalı; başörtülü öğrencilerin ve öğretmenlerin haklarını koruyan, ayrımcılığa izin vermeyen bir yaklaşım benimsemelidir. Devletin gücü, insanlara başörtülerini çıkarttırabilmesinde değil, başörtülü ve başı açık herkesin eşit özgürlük ve güven içinde yaşamasını sağlayabilmesindedir.
Makamlar geçer, hesap kalır
İktidarlar ve makamlar geçicidir; fakat alınan kararların doğurduğu mağduriyetler nesiller boyunca hatırlanır. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:
“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer yapmışsa onu görür.” (Zilzâl, 7-8)
Yetki sahibi olanların sorumluluğu daha ağırdır. Bir öğretmeni mesleğinden uzaklaştıran, bir öğrencinin eğitim hakkını zedeleyen ve bir ailenin inanç özgürlüğünü kısıtlayan kararların hesabı yalnızca tarih önünde değil, vicdanlarda ve Allah’ın huzurunda da sorulur.
Hiç kimse insanların kalpleri üzerinde sınırsız tasarruf sahibi değildir. Devlet yönetmek, vatandaşların vicdanlarını baskı altına almak anlamına gelmez.
Son söz: Başörtüsü düşmanlığıyla değil, adaletle anılın!
Azerbaycan yönetimine çağrımız açıktır: 28 Şubat’ın acı tecrübesini tekrarlamayın. Başörtülü öğrencilerin eğitimden, öğretmenlerin mesleklerinden uzaklaştırılmasına yol açabilecek uygulamaları yeniden değerlendirin. Laikliği yasak aracı değil, herkesin inanç özgürlüğünü güvence altına alan bir hukuk ilkesi olarak uygulayın.
Ey makam sahipleri! Başörtüsünden değil, adaletsizlikten korkun. İnsanların inancıyla mücadele etmek yerine haklarını koruyun. Çünkü makamlar geçer, iktidarlar değişir; fakat mazlumun duası ve zalimin hesabı unutulmaz.
Bir ülkenin gerçek büyüklüğü, insanları Allah’ın emirlerinden uzaklaştırmasında değil; adaleti, merhameti ve özgürlüğü yaşatabilmesindedir.