7 Ekim’de başlayan soykırım, sessiz dünyanın gözü önünde maalesef üç yılını doldurdu. 74 bin şehidin şahitliğinde Müslümanlar hiç iyi bir imtihan vermediler. İlk günlerde; mazlumu terörist yerine koyup katil Siyonistleri mağdur gibi gösterenlere destek verdiler. Hamas için “İyi ama, durup dururken niye saldırdılar?” suçlamasına hemen inandılar.
Daha önce yazdıklarımdan bazı bölümleri hatırlatmak istiyorum. Zira her zaman olduğu gibi yine Gazze’yi de, Kudüs’ü de Filistin’i de unutmaya başladık. Güya Gazze’de ateşkes olmuş ve barış görüşmeleri yapılıyormuş diye içimiz ferahladı. Artık zulüm bitti. Filistinliler sapasağlam evlerine döndü. İnsanlar işine, çocuklar okuluna gitmeye başladı. Mutfaklarında üç öğün yemekleri pişiyor. Rahat ve huzur içinde hayatlarını devam ettiriyorlar(!)
Lütfen kendimizi kandırmayalım. Müslümanların derleriyle dertlenelim. Film seyreder gibi yapmacık tavırlardan kendimizi kurtaralım. Emperyalistlerin ve Siyonistlerin istediği duyarsız Müslümanlardan olmayalım!
Üç yıl önce şöyle yazmıştım:
“Siyonist işgalcilerin, 75 yıldır Filistinlilere yaptığı zulüm, sürgün ve katliam yetmezmiş gibi, Gazze’yi ablukaya alıp açıkhava hapishanesine çevirmesi buradaki insanların sabrını taşırdı. Ülkesini, toprağını korumak ve istiklaline kavuşmak için Gazze’deki kahramanların başlattığı “Aksa Tufanı” tam anlamıyla “vatan savunması” olarak ifade edilmelidir.
Çünkü, bu topraklarda yüzyıllardır Filistinliler yaşamaktadır. Yasa dışı yollarla dünyanın çeşitli ülkelerinden gelerek burayı işgal eden Siyonistlerdir. Sonra en acımasız terörist yöntemlerle bu yurdun asıl sahiplerinin bir kısmını öldürmüş, kalanları da evlerinden zorla çıkarıp sürgüne göndermişlerdir.
Şimdi insaf ve vicdan sahibi insanlara soralım. Bunların hangisi saldırgan ve terörist, hangisi kendini savunan kahraman? Hamas, ülkesini savunan Filistin’in Kuva-yı Milliyesi’dir. İşgalci İsrail ise, devlet bile olamamış bir terör örgütüdür. Sivil ve masum insanların üzerine hergün tonlarca bomba yağdırıp binlerce çocuk ve kadını şehit eden bu katil teröristler, bugün de yarın da lanetle anılacaklardır.”
İşgalcilerin hiçbir zaman “kendini savunma hakkı” olamaz. Yurdunu, toprağını korumaya çalışan insanlar asla “saldırgan” olarak nitelendirilemez. Kaldı ki Siyonist terörizminin herhangi bir saldırıya karşılık vermek gibi bir bahaneye de ihtiyacı yoktur. Hiçbir sebep yokken Gazze’de masum insanlara saldırıp yüzlerce, binlerce Müslümanı şehit ettiği çok iyi bilinmektedir.
Filistin için onurlu direniş ve milli mücadele olan, İsrail için insanlık dışı bir vahşeti ifade eden bu katliamın sonunda, Siyonizmin her yönden çöküşe geçtiğini görmekteyiz. “Kendini savunma hakkı” yalanıyla ve Hamas’ı terör örgütü gösterme iddiasıyla tüm dünyayı arkasına aldığını zanneden çocuk katili zalim Siyonistler, desteklerini bir bir kaybettiler. Vicdan sahibi milyonlar, mazlum Filistin’in sesi oldu. Şehit ettikleri her bir masumun kanı, onları boğacak bir tufana dönüştü.
Gazze’de devam eden katliam ve zulüm, Siyonizmin gerçek yüzünü bütün dünyaya gösterdi. Fakat unutulmasın ki, Siyonist terörünün 1948’de Nekbe sırasında gerçekleştirdiği acımasız eylemler bugünü zaten işaret ediyordu. Aslında Filistin’deki zulüm 1917 İngiliz işgaliyle başladı. Birinci Dünya Savaşı sonunda arkasına Haçlıları almış olan İngiltere, başta Kudüs olmak üzere kutsal beldeleri işgal etti. Sonra da Filistin’i Siyonistlere hediye etti.
Filistin’de bir asrı aşan zulüm ve adaletsizlik, bugün artık İslam ümmetinin boyunu aşmış, bütün insanlığın vicdanını kanatmaya başlamıştır. Elbette bu tahammülü güç gaddarlık, zalim ve katillerin sonunu hazırlayacaktır. Uluslararası kuruluşlarda İsrail’in soykırımcı, Netenyahu’nun da çocuk katili ilan edilmesi daha başlangıçtır. Ömrümüz varsa bu Siyonist teröristlerin mahkemelerde yargılandığını da göreceğiz.
Dünya kamuoyunda sürekli protesto edilen bu katil Siyonistlere; ABD, İngiltere ve Fransa desteğini azaltmaya başladı. Artık Müslüman ülkeler de cesaretle bu soykırımcılara dur diyebilmelidir.