Bugün 30 Ağustos. Masamda tam 1922 yılının aynı gününe ait üç tarihi gazete sayfası duruyor: Vakit, Sabah ve İstanbul yönetiminin resmi bülteni Takvim-i Vekâyi... Bu sararmış sayfalar; Kocatepe’den Dumlupınar’a uzanan o varoluş mücadelesinde Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın kurduğu stratejik aklı ve sahadaki mutlak liderliğini tartışmaya açmak isteyen her türlü sığ yaklaşıma karşı tarihin en yalın şahididir. Zira tarih, sonradan kurgulanan sübjektif yorumlarla değil; dönemin birinci elden vesikalarıyla, arşiv belgeleriyle ve bizzat o meydanda yazılan hakikatlerle konuşur.

Resim1 (3)-4

Bugün 30 Ağustos; Anadolu’nun bağrında Türk milletinin makûs talihinin Afyon-Dumlupınar hattında parçalandığı, bir milletin küllerinden yeniden doğduğu o büyük dönüm noktası. Ne var ki zaman zaman Cumhuriyet’in kurucu iradesini ve o zaferin mimarı olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başkomutanlık rolünü gölgede bırakmaya heveslenen yaklaşımlara şahit oluyoruz. Oysa tarihin arşivi açıktır ve 30 Ağustos 1922 Çarşamba sabahı matbaadan çıkan gazetelerin manşetleri bu gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.

Elimdeki 30 Ağustos 1338 tarihli Vakit Gazetesi’nin birinci sayfası, “Ordumuzun Taarruzu Devam Ediyor, Afyonkarahisarı İstirdad Edilmişdir” (düşmandan kurtarılmıştır) manşetiyle tüm dünyaya Türk ordusunun dirilişini haber vermektedir. Sayfanın orta yerine basılan harekât haritası ve Kocatepe-Dumlupınar hattını gösteren krokiler; taarruzun tesadüflere değil, bizzat Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın aylarca ilmek ilmek ördüğü stratejik kuşatma planına dayandığını kanıtlar. Vakit, cepheden gelen sıcak telgraflarla birlikte Batı basınının itiraflarını da sütunlarına taşımıştır. Nitekim Fransız basınının ve General Townshend’in Londra’daki beyanatlarına yer veren satırlarda, Türk askerinin intizam ve celadeti karşısında hiçbir gücün duramayacağı açıkça ifade edilmektedir. Garp Cephesi Kumandanı İsmet Paşa ile koordinasyon halinde düşmanın gerisine sızan süvari kolordumuzun İzmir demiryolu bağlantısını kesişi ve Başkomutanlık idaresindeki birliklerin Yunan hatlarını dağıtışı, gazetenin askerî tahlillerinde adım adım resmedilmektedir.

Aynı sabah İstanbul’da basılan Sabah (Peyam-ı Sabah) Gazetesi’ne baktığımızda ise manşetin hemen yanında büyük bir panik ve gecikmiş bir itiraf göze çarpar: "Anadolu ile Muhabere ve Muvasala Münkati" yani Anadolu ile haberleşme ve ulaşım tamamen kesilmiştir. Bu kesinti rastlantısal bir aksaklık değildir; Başkomutan Mustafa Kemal’in 26 Ağustos taarruzunu mutlak bir baskına dönüştürmek amacıyla Anadolu’nun dış dünya ile olan tüm iletişimini günlerce önceden karartarak yürüttüğü olağanüstü askeri gizliliğin sonucudur. Hatta Millî Mücadele’ye karşı tutumuyla bilinen Ali Kemal dahi köşesinde Ankara ordusunun durdurulamaz yürüyüşü karşısında duyduğu tedirginliği gizleyememekte; Yunan cephesinin çözüldüğüne dair ajans haberleri gazete sayfalarına çaresizce yansımaktadır.

Ve nihayetinde Osmanlı İstanbul hükümetinin resmi yayın organı olan Takvim-i Vekâyi’nin aynı günkü 4552 numaralı nüshası... Dumlupınar’da on binlerce vatan evladı top sesleri altında ateşe atılırken, Takvim-i Vekayi’de vatan müdafaasına, cepheye ya da Anadolu’nun feryadına dair tek bir kelime dahi yer almamaktadır. Sayfalar tamamen kimin hangi mahkemeye müstantik atandığı, kadı tayinleri ve adliye memurlarının rutin terfileriyle doludur. Bir yanda saray koridorlarında unvan dağıtan derin bir kopukluk, diğer yanda Kocatepe’nin ayazında şafak sökerken çizmeleriyle düşman hattına yürüyen, Dumlupınar’da bizzat ateş hattına girerek muharebeyi sevk ve idare eden Başkomutan Mustafa Kemal vardır.

Dumlupınar; taktik bir mevzi çatışması değil, bir milletin varlık yokluk iradesinin Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın yüksek askerî stratejisiyle taçlandığı nihai hesaplaşma meydanıdır. İngiliz kurmaylarının "Türkler altı ayda aşamaz" dediği tahkimatı günler içinde çökerterek savaşı Çalköy sırtlarında bir imha muharebesine dönüştüren ve ardından bütün bir jeopolitiği Akdeniz yönünde yeniden çizen bu komuta iradesi, hiçbir ideolojik revizyonizmin silemeyeceği kadar derin bir tarihsel gerçekliktir.

Nihayetinde 30 Ağustos, bültenlerdeki bürokratik sessizliğe karşı, milletin süngüsü ve Mustafa Kemal’in sarsılmaz iradesiyle yazılmış ebedi bir bağımsızlık tapusudur. Gazeteler arşivde, belgeler ortada, şehitler Dumlupınar’ın bağrında, zafer ise ebediyen Türk milletinin kalbindedir.

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun; Ebedi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve istiklâl uğruna toprağa düşen tüm kahramanlarımızın aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz.