Ayrımcılıkta sınır tanımıyorlar.
Bölücülük küresel bir planlamayla yürütülüyor. Basit gibi görünen alaylar büyük bir planın parçalarıdır aslında. Sokak çeteleri, suça itilen çocukları bu yapının birer hücreleri olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Terörlü Türkiye’yi bu basamakları kura kura oluşturdular. Rüşvet ve yolsuzluk olaylarının faillerinin yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantılı olmaları tesadüfi değildir. Cemaat görünümlü yapılardan nasıl kanlı terör örgütleri oluşturduklarını herkes biliyor. Her farklılığı çatışma vesilesi yapan Siyonazi yapılanma spor kulüplerini de kullandı, kullanıyor. Terör örgütünün kendini feshetmesinden İsrail ve etki ajanları rahatsız. Rehavete kapılmak, ölümcül darbelere maruz kalmaktır. İsrail’in Suriye’de El Hicri’ye bağlı Dürzileri kışkırtması, havalimanını bombalaması terör örgütlerini cesaretlendirme girişimleridir. Bölgenin ateşe atılmasıyla Türkiye’nin de yanacağını iyi bildikleri için Yunanistan’ı da yanlarına alarak Türkiye’yi kuşatmaya çalışıyorlar. Terörsüz Türkiye sürecinde ayak direyenlerin rüşvet ve yolsuzluktan da sabıkalı olmaları ibretlik bir durumdur. Spor kulüpleri üzerinden terör estirildiğini, ülke gündeminin değiştirildiğini hatırlamakta fayda var. 28 Şubat sürecinde… Gezi darbe girişiminde malum bazı spor kulüpleri taraftarlarının sokakları nasıl ateşe verdikleri, İsrail, Uluslararası Yüksek Adalet Divanı’nda soykırımdan yargılanırken Suudi Arabistan’da “Ne mutlu Türk’üm diyene” pankartı açarak malum elemanlarını İstanbul’da Beşiktaş meydanında toplayarak yeni bir kalkışmanın fitilini ateşlemeye teşebbüs ettikleri günlük telaşe arasında unutulmamalı. İstanbul Belediye seçimleri sonrası stadyumlarda “mazbatayı ver” tezahüratı hiçbir şekilde mazur gösterilemez. Bu minvalde terörle mücadele ederken gazi olan kadim dostum, Osman KAYA’nın gönderisini burada aynen paylaşmak istiyorum.
“PKK’nın etnik ayrılıkçı şiddetten vazgeçip kendisini feshetmesi, etnik ayrılıkçılıkçı iddialarından ve amaçlarından -tamamen- vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Aksine, etnik ayrılıkçılık yeni bir boyuta eviriliyor. Bu yeni dönemin mücadele stratejilerinin de, makul, gerçekçi, uygulanabilir ve sürdürülebilir olması, bu minvalde varsa bir stratejinin hemen işe koşulması gerekir. Geçmişin bizi bu noktaya getiren yanlışlarının yenilenmemesi, doğruların ıskalanmaması, gözardı edilip, görmezden gelinmemesi gerekir. Velhasıl bu yeni süreç eskisinden daha zor, daha çetrefilli olacak… Yanılgı, -dolayısıyla endişelerimiz de- PKK terör örgütünü, etnik ayrılıkçılık tarihini, kazanımlarını ve gelecek tasavvurunu kavrayamamaktan kaynaklanıyor. Geçmişte mevcut meseleye sahip çıkmadığımız için zora düştük. Şimdi de mesele -daha ziyade- magazinleştirilmeye, popülizmle sulandırılıp, kendi mecrasından uzaklaştırılıyor. Bu da etnik ayrılıkçıların istediği bir durum… Etnik ayrılıkçıların (geçmişte TAK gibi grupların terör eylemleri gerçekleştirme ihtimali mevcut olsa da) silah/terör yerine tamamen meşru platformları istismar ettiklerini görüyoruz… Tülay Hatimoğulları başta örgütle iltisaklı kişilerin açıklamaları, tavırları, Amed spor üzerinden yapılmak istenilenler hep bu sürecin ayak sesleri. Seçim döneminde daha da görünür hale gelecek… PKK, silahlı dönemde resmi-sivil, doğrudan/planlı ya da rasgele hedeflere terör eylemleri gerçekleştiriyordu. Bu yeni dönemdeki stratejisi, müzahir kitleyi konsolide edebilmek için milletin sabrına saldıracak. Allah korusun bir Türk Soru’nu üretmeye çalışacak. Bu potansiyelin olmadığı iddiası yanıltıcı olur… Türk Milleti’nin her şeye rağmen gösterdiği sabrı ve kardeşlik duygusunu tahrip etmeye çalışacaklar. Bu gelişmelerin vahim sonuçlarından birisi de Cumhur İttifakı’nın belirleyici gücünü zayıflatmak, iktidar zeminini kaydırmak; düşürmek. Bu mesele de kanaatimce ülkemiz için çok ciddi neticeler doğuracak. Hem devlet/hükümet hem de siviller olarak bu ihtimallere karşı mütemmim bir strateji ile mücadeleyi sürdürmek hem mecburiyet hem de aciliyet arzediyor…”