6 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Orta Vadeli Program (2027-2029), enflasyon patikasında son on yılın en büyük tek seferlik revizyonlarından birini içermektedir: Bir önceki programda 2027 için öngörülen yüzde 9’luk enflasyon yüzde 21’e, 2026 için öngörülen yüzde 16 ise yüzde 28,4’e yükseltilmiştir.

Bu çalışma, Program’ın hedef setini iç tutarlılık, aritmetik uygulanabilirlik ve Türkiye ekonomisinin kronik sorunlarına müdahale kapasitesi açısından değerlendirmektedir.

Programda üç temel bulgu öne çıkmaktadır:

Birincisi, hedefler tek tek makul, gelen bütünsellikte ise gergindir: Yüzde 21’lik 2027 hedefi ortalama yüzde 1,6’lık aylık enflasyon gerektirirken 2026’nın ilk sekiz ayındaki gerçekleşme ortalama yüzde 2,53 olmuştur.

İkincisi, dezenflasyonun en sert adımının atılacağı 2027’de maliye politikası gevşemekte, merkezî yönetim bütçe açığının millî gelire oranı yüzde 3,1’den yüzde 3,5’e çıkmaktadır; deprem harcamalarının büyük ölçüde tamamlandığı dikkate alındığında altta yatan bozulma yaklaşık 1 puandır.

Üçüncüsü, cari açıktaki iyileşme büyük ölçüde politika dışı iki varsayıma — Brent petrolün 88 dolardan 67 dolara gerilemesine ve turizm gelirlerinin yüzde 21 artmasına — dayanmaktadır.

Program, makroekonomik istikrarı koruma kapasitesine sahip bir dengeleme belgesi niteliğindedir; ancak mevcut haliyle enflasyon ataleti, düşük yurt içi tasarruf, enerji bağımlılığı ve düşük işgücüne katılım gibi yapısal sorunları çözecek araç setini içermemektedir. Çalışma, bu boşlukları kapatmaya yönelik sekiz somut politika önerisiyle sonuçlanmaktadır.

Anahtar kelimeler: Orta Vadeli Program, dezenflasyon, mali disiplin, cari denge, enflasyon ataleti, yapısal reform.

1. Giriş

Orta Vadeli Program (OVP), merkezî yönetim bütçe sürecini başlatan ve üç yıllık makroekonomik çerçeveyi ortaya koyan temel politika belgesidir. Belgenin iki işlevi vardır: Kamu kurumlarının bütçe hazırlıklarını yönlendirmek ve özel sektör için öngörülebilir bir beklenti çıpası oluşturmak. Bu iki işlevden ikincisi, hedeflerin güvenilirliğine — yani geçmişte tutturulmuş olmasına — doğrudan bağlıdır. Hedeflerin sistematik olarak aşıldığı bir ortamda OVP, beklenti yönetimi aracı olmaktan çıkıp yalnızca bir bütçe teknik dokümanına dönüşür.

2027-2029 dönemini kapsayan program, olağandışı bir konjonktürde hazırlanmıştır. Belgenin kendi ifadesiyle 2026 yılı Şubat ayı sonunda başlayan ABD/İsrail-İran Savaşı, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve buna bağlı arz şokları, küresel dezenflasyon sürecini kesintiye uğratmış; petrol fiyatları 2026’da yüzde 31,8 artmış; yurt içinde eşel mobil sistemi devreye alınmıştır. Bu dışsal şok, hedef sapmasının bir bölümünü açıklamaktadır. Ancak sapmanın tamamını dışsal şokla açıklamak, aşağıda gösterileceği üzere, OVP hedeflerinde 2021’den bu yana gözlenen tek yönlü ve sistematik iyimserlik eğilimini gözden kaçırmak anlamına gelir.

Bu çalışmanın amacı programı savunmak ya da reddetmek değil, üç soruya cevap aramaktır:

(i) Hedefler kendi içinde tutarlı mıdır?

(ii) Gerçekleşme ihtimali nedir ve hangi koşullara bağlıdır?

(iii) Program, Türkiye ekonomisinin bugünkü sıkıntılarına müdahale edecek araçları içermekte midir?

Analiz, Program’ın kendi tablolarındaki verilerden ve bu verilerden türetilen basit aritmetik çıkarımlardan hareket etmektedir.

2. Program’ın hedef seti

Tablo 1, Program’ın temel makroekonomik büyüklüklerini özetlemektedir. Genel çerçeve şudur: Enflasyon dört yılda yüzde 28,4’ten yüzde 9’a inerken büyüme yüzde 3,3’ten yüzde 5,0’e hızlanacak, işsizlik yüzde 8,1’den yüzde 7,6’ya gerileyecek, cari açığın millî gelire oranı yüzde 2,6’dan yüzde 1,6’ya düşecek ve kamu kesimi açığı yüzde 3,1’den yüzde 2,4’e inecektir. Kısacası Program, beş temel göstergenin beşinde de eş anlı iyileşme öngörmektedir.

Tablo 1: OVP (2027-2029) Temel Makroekonomik Hedefler

Kaynak: Orta Vadeli Program (2027-2029), Ek 1, Tablo 1.1-1.6. GT: Gerçekleşme tahmini.

3. OVP hedeflerinin geçmiş performans sicili

Bir öngörü setinin güvenilirliği, öncelikle aynı kurumun geçmiş öngörülerinin isabetiyle değerlendirilir. Tablo 2, son altı yılda ilgili OVP’de ilk kez konulan yıl sonu enflasyon hedefi ile gerçekleşmeyi karşılaştırmaktadır.

Tablo 2: OVP enflasyon hedefleri ve gerçekleşmeler

Kaynak: İlgili OVP metinleri ve TÜİK. 2026 satırı gerçekleşme tahminidir. 2021-2023 dönemi hedefleri, ilgili programın ilk kez ilan ettiği hedeflerdir; ara güncellemeler dâhil edilmemiştir.

Tablodan iki sonuç çıkmaktadır. Birincisi, sapma her yıl aynı yöndedir: gerçekleşme hiçbir yıl hedefin altında kalmamıştır. Rastgele bir tahmin hatasında sapmaların işareti yıllara göre değişirdi; buradaki tek yönlülük, hata teriminde sistematik bir iyimserlik bileşeni bulunduğuna işaret eder. İkincisi — ve daha olumlu bir bulgu olarak — sapmanın büyüklüğü 2022’den bu yana düzenli biçimde küçülmektedir: 54,5 puandan 11-13 puan bandına inmiştir. Yani öngörü kalitesi mutlak anlamda kötü ancak yönü iyileşmektedir. Bu sapmaların gerçekleşme sürecinde Covid-19 pandemisi ile ABD/İsrail-İran Savaşı ile Hürmüz Boğazının kapatılmasının etkisi olduğu şüphe götürmez bir durum teşkil etmektedir.

Bu sicil, yeni Program’ın hedeflerini otomatik olarak geçersiz kılmaz; ancak hedeflerin "taahhüt" değil "koşullu senaryo" olarak okunmasını beraberinde getirir. 2027 hedefinin bir önceki programdaki yüzde 9’dan yüzde 21’e, yani 12 puan yukarı çekilmiş olması da bu okumayı desteklemektedir: OVP’nin ikinci ve üçüncü yıl hedefleri, uygulamada bağlayıcı bir çıpa işlevi görmemekte, her yıl yeniden takvimlendirilmektedir.

4. İç tutarlılık analizi

4.1. Dezenflasyon aritmetiği

Enflasyon hedefleri, gerektirdikleri aylık artış hızına çevrildiğinde daha somut hale gelir. 2026’nın Ocak-Ağustos döneminde TÜFE birikimli olarak yüzde 22,1 artmıştır; bu, ortalama yüzde 2,53’lük aylık enflasyona karşılık gelir. Yıl sonu için öngörülen yüzde 28,4’e ulaşmak, Eylül-Aralık döneminde aylık ortalamanın yüzde 1,27’ye — yani son sekiz ayın yarısına — inmesini gerektirmektedir. 2027’de yüzde 21 hedefi ortalama yüzde 1,60’lık, 2028’de yüzde 13,5 hedefi yüzde 1,06’lık, 2029’da yüzde 9 hedefi ise yüzde 0,72’lik aylık enflasyon demektir.

Bu patikanın kritik halkası 2026’nın son çeyreğidir. Yılın kalanında aylık enflasyonun aniden yarıya inmesi, enerji fiyatlarındaki normalleşmenin hızlı ve kesintisiz olmasına, gıda arzında yeni bir şok yaşanmamasına ve hizmet enflasyonundaki ataletin kırılmasına bağlıdır. Program bu üç koşulun üçünü de varsaymaktadır. Bunlardan yalnızca üçüncüsü kısmen politika kontrolündedir.

Hizmet enflasyonu burada belirleyicidir. Program’ın kendi teşhisine göre kira ve eğitim başta olmak üzere geriye dönük endeksleme eğiliminin güçlü olduğu kalemler, hizmet enflasyonunun manşetin üzerinde seyretmesine yol açmaktadır. Geriye dönük endeksleme, tanımı gereği geçmiş enflasyonu geleceğe taşır: 2026’yı yüzde 28,4 ile kapatan bir ekonomide 2027 kira ve ücret ayarlamaları bu orana yakın yapılırsa, yüzde 21 hedefi daha yılın başında büyük ölçüde kaybedilir. Program bu riski teşhis etmekte, ancak çözüm olarak yalnızca "gelirler politikasının eş güdümü" ifadesini kullanmakta; bağlayıcı bir ücret-fiyat koordinasyon mekanizması ya da ileriye dönük endeksleme kuralı önermemektedir. Programın en belirgin araç boşluğu buradadır.

4.2. Büyüme ile dezenflasyonun eş anlılığı

Program, enflasyonun yüzde 28,4’ten yüzde 9’a indiği dönemde büyümenin yüzde 3,3’ten yüzde 5,0’e hızlanmasını öngörmektedir. Büyümenin bileşimi bu öngörünün gerginliğini artırmaktadır: net mal ve hizmet ihracatının büyümeye katkısı 2027-2029 döneminde sırasıyla 0,0; 0,1 ve 0,2 puandır. Yani hızlanan büyümenin tamamına yakını “yurt içi talepten” geleceği öngörülmüştür; toplam nihai yurt içi talep artışı yüzde 4,0’tan yüzde 4,6’ya çıkmaktadır.

Talep kaynaklı hızlanma ile hızlı dezenflasyonun bir arada gerçekleşmesi, ancak arz tarafının aynı hızda genişlemesiyle mümkündür. Program bu yükü açıkça toplam faktör verimliliğine yüklemektedir; 2026’daki yüzde 3,3’lük büyümeye sermaye stokunun 2,1, toplam faktör verimliliğinin 1,2 puan katkı verdiği belirtilmektedir.

Ancak verimlilik artışı, kısa vadede politika ile hızlandırılabilen bir değişken değildir; Ar-Ge, beceri ve teknoloji yatırımlarının etkileri yıllar içinde birikir. Dolayısıyla Program’ın 2027-2028 dezenflasyonu, pratikte para politikasının sıkılığına ve kredi büyümesinin sınırlanmasına dayanacaktır — bu ise aynı Program’ın öngördüğü yatırım artışıyla doğrudan çelişmektedir.

Ki, şuanda sanayi işletmelerinin yaşadığı sıkıntıların “doğrudan veya zımni” programda kendine yer bulmaması ve çözüm yollarının geliştirilmemesi Türkiye Ekonomisini dezenflasyon sürecinden sonra mücadele edeceği bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Başka bir ifadeyle; OVP’nin odaklandığı dezenflasyon süreci, başka bir makro ekonomik sorunu ortaya çıkarmak üzere olduğunu söylemek gerekir.

4.3. Maliye politikasının duruşu

Programın en dikkat çekici iç gerilimi maliye politikasındadır. Dezenflasyonun en sert adımının (28,4’ten 21’e, 7,4 puan) atılacağı 2027 yılında merkezî yönetim bütçe açığının millî gelire oranı yüzde 3,1’den yüzde 3,5’e yükselmekte, faiz dışı fazla yüzde 0,2’den yüzde 0,1’e gerilemektedir. Yani maliye politikası, en çok destek vermesi gereken yılda gevşemektedir.

Bu bozulmanın gerçek boyutu, deprem harcamaları dikkate alındığında daha nettir. Program, 2026’da deprem bölgesine 681,5 milyar TL (millî gelirin yaklaşık yüzde 0,8’i) harcanacağını, deprem harcamaları hariç bütçe açığının yüzde 2,3 olacağını belirtmekte; ayrıca yeniden imar harcamalarının "büyük ölçüde tamamlandığını" ifade etmektedir. Bu iki bilgi birlikte okunduğunda, 2027’de deprem kaleminden mekanik olarak boşalan yaklaşık 0,8 puanlık mali alana rağmen açığın 0,4 puan artması, altta yatan yapısal duruşta yaklaşık 1,1 puanlık bir gevşemeye işaret etmektedir. Bir başka ifadeyle, deprem harcamalarının sona ermesiyle açılan alan açığı kapatmak için değil, yeni harcamalara kaynak yaratmak için kullanılmaktadır.

Faiz yükü bu tabloyu ağırlaştırmaktadır. Merkezî yönetim faiz giderleri 2027’de 3.975 milyar TL’ye, millî gelirin yüzde 3,6’sına çıkmakta; genel bütçe vergi gelirlerinin yüzde 20’sine ulaşmaktadır. Faiz dışı fazlanın yüzde 0,1’de kaldığı bir yapıda, borç stokunun millî gelire oranı düşük olmasına rağmen (2027’de yüzde 21,7) Program dönemi sonunda yeniden yükselmeye başlamakta ve 2029’da yüzde 23,9’a çıkmaktadır. Yüzde 5’e yaklaşan büyüme ve çift haneli deflatöre rağmen borç oranının artıyor olması, açığın borcu istikrara kavuşturan seviyenin üzerinde seyrettiğini göstermektedir.

Tablo 3: Maliye politikasının yönü (GSYH’ya oran, %)

Kaynak: OVP (2027-2029) Tablo 1.4 ve 1.6; deprem hariç açık satırı, Program’ın 2026 için verdiği yüzde 2,3 rakamı ve yeniden imar harcamalarının tamamlandığı beyanı esas alınarak yazar tarafından hesaplanmıştır.

4.4. Dış denge, petrol varsayımı ve reel kur

Cari açığın millî gelire oranının yüzde 2,6’dan yüzde 1,6’ya gerilemesi, Program’ın en olumlu görünen hedefi durumundadır. Ancak bu iyileşmenin kaynağı incelendiğinde, ağırlığın politika değişkenlerinde değil dışsal varsayımlarda olduğu görülmektedir.

Dış ticaret açığı nominal olarak daralmamakta, aksine 105 milyar dolardan 110 milyar dolara genişlemektedir. İyileşme iki kalemden gelmektedir: Brent petrolün 88 dolardan 67 dolara inmesiyle enerji ithalatının 71 milyar dolardan 61 milyar dolara gerilemesi ve turizm gelirlerinin 65 milyar dolardan 78,5 milyar dolara çıkması.

Petrol varsayımı Program’ın en hassas kaldıracı niteliğindedir. Belgenin kendisi, ateşkes sürecindeki belirsizliklerin kalıcılaştığını ve Hürmüz Boğazı’nın tam olarak açılmasına ilişkin takvimin zamana yayıldığını kabul etmektedir. Bu koşullarda petrol fiyatının üç yılda yüzde 24 gerilemesini varsaymak iyimserdir. Kaba bir duyarlılık hesabıyla, varil başına 10 dolarlık kalıcı bir sapma enerji faturasını yıllık 4-5 milyar dolar, yani millî gelirin yaklaşık yüzde 0,2’si kadar değiştirmekte; buna maliyet kanalıyla enflasyona geçiş eklenmektedir. Program’da resmî bir duyarlılık analizi ya da alternatif senaryo tablosu bulunmaması önemli bir şeffaflık eksiği olduğunu ifade etmek gerekir.

İkinci bir gözlem de reel kura ilişkindir. Dolar cinsinden GSYH 2026-2029 arasında yüzde 22,2 artarken kümülatif reel büyüme yüzde 14,4’tür; aradaki yüzde 6,8’lik fark, ABD’nin öngörülen yüzde 7,4’lük kümülatif enflasyonuyla neredeyse birebir örtüşmektedir. Yani Program, üç yıl boyunca reel efektif kurda kayda değer bir değişiklik öngörmemekte; birikmiş reel değerlenmenin düzeltilmesini planlamamaktadır.

Bu tercih veya öngörü dezenflasyon açısından tutarlıdır — güçlü TL enflasyonu düşürür — ancak Program’ın "ilk yıldan itibaren temel odak noktası" ilan ettiği imalat sanayii rekabetçiliği ile çelişmektedir. Nitekim ihracatın millî gelire oranı yüzde 15,5’ten yüzde 14,2’ye, dış ticaret hacminin millî gelire oranı ise yüzde 36,7’den yüzde 33,3’e gerilemektedir. Rekabetçilik hedefi ile dışa açıklık oranının düşmesi aynı belgede yan yana durmaktadır; farkı kapatacak tek değişken verimlilik olarak ortaya çıkmaktadır.

4.5. Yatırım ve istihdam

Program dönemi boyunca toplam sabit sermaye yatırımı 2027, 2028, 2029 için sırasıyla yüzde 4,0, 4,7 ve 5,1 oranlarında artmaktadır; yani büyüme oranlarıyla hemen hemen aynı hızda. Bu, yatırımın millî gelir içindeki payının sabit kalması demektir. Aynı dönemde kamu yatırımlarının millî gelire oranı yüzde 3,8’den yüzde 3,2’ye gerilemektedir. Buna karşılık Program; HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı, enerji arz güvenliği, sulama yatırımları, Orta Koridor ve Kalkınma Yolu lojistik bağlantıları gibi sermaye yoğun bir gündem ilan etmektedir. Daralan kamu yatırım oranıyla genişleyen bir dönüşüm gündemini finanse etmek, özel sektör ve doğrudan yabancı yatırım seferberliği gerektirir; ancak OVP’deki temel gösterge tablosunda doğrudan yabancı yatırım için herhangi bir hedef veya tahmin yer almamaktadır. Yatırım-tasarruf açığının kamu kanadının 2027-2028’de yüzde 2,6-2,7 seviyesinde kalması da bu boşluğu teyit etmektedir.

İstihdam tarafında hedefler ilk bakışta ulaşılabilir görünmektedir: işsizlik yüzde 8,1’den yüzde 7,6’ya inerken istihdamın yıllık ortalama 711 bin kişi artması öngörülmektedir. Ancak 2026’da istihdam artışının yalnızca 13 bin kişi olacağı tahmin edilmektedir; 2027’de 657 bin kişilik artışa geçiş, elli katlık bir ivmelenme demektir. Gerekli istihdam esnekliği yaklaşık 0,46-0,48’dir; bu, tarihsel olarak makul bir değerdir.

Asıl mesele başka yerdedir: işsizlik oranının düşüklüğü, işgücüne katılma oranının yüzde 52,9 gibi OECD ortalamasının çok altında bir seviyede bulunmasından kaynaklanmaktadır. Program katılım oranını yüzde 54,7’ye çıkarmayı hedeflemekte ve "atıl işgücü" kavramını doğru biçimde gündeme getirmektedir; ancak kadın istihdamı, çocuk bakımı altyapısı ve kayıt dışılık için sayısallaştırılmış bir hedef koymamaktadır.

5. Gerçekleşme İhtimali: Koşullu Bir Değerlendirme

Yukarıdaki analiz, hedeflerin gerçekleşme olasılığının göstergeler arasında belirgin biçimde farklılaştığını göstermektedir. Tablo 4, her bir hedefi bağlı olduğu koşullarla birlikte değerlendirmektedir.

Tablo 4: Hedeflerin değerlendirilmesi

Değerlendirme yazara aittir; Program’ın kendi verileri ve türetilen aritmetik çıkarımlar esas alınmıştır.

Toparlamak gerekirse, Program’ın reel ekonomiye ilişkin hedefleri (büyüme, istihdam, bütçe) muhtemelen tutturulacak; nominal çıpası (enflasyon) ise en kırılgan halkadır. Bu, önceki altı programın sicilinde gözlenen örüntünün de tekrarı özelliğini taşımaktadır.

2027 için makul bir baz senaryo, yüzde 21 hedefinin bir miktar üzerinde — yüzde 23-27 bandında — bir gerçekleşmedir; hedefin tutturulması, aşağıdaki bölümde önerilen ilave araçların devreye alınmasına bağlı olduğunu düşünüyoruz.

6. Program mevcut sıkıntılara müdahale edebilir mi?

Bu sorunun cevabı, hangi sıkıntıdan söz edildiğine göre değişmektedir. Program’ın araç setini, ele aldığı sorunlara göre üç kategoriye ayırmak mümkündür.

6.1. Program’ın gerçekten müdahale edebildiği alanlar

Koşullu yükümlülüklerin azaltılması: Kur Korumalı Mevduat uygulamasından çıkış tamamlanmış, yeni hesap açılışı ve yenileme sonlandırılmıştır. Kamu bilançosundaki en büyük örtük risklerden biri kapatılmıştır ve bu, Program döneminin en somut kazanımıdır.

Finansal istikrar araçları: TL mevduatın toplam mevduat içindeki payının yüzde 61,5’e çıkması, rezervlerin 188,2 milyar dolara ulaşması ve CDS priminin 220 baz puanın altında seyretmesi, makro ihtiyati araç setinin işlediğini göstermektedir.

Düşük kamu borcu: AB tanımlı borç stokunun millî gelire oranının yüzde 22 civarında olması, gelişmekte olan ülkelerin çoğuna kıyasla önemli bir mali alan ve şok emici kapasite sağlamaktadır.

Takvimlendirilmiş arz yönlü gündem: Programın Ek 3’teki düzenleme listesi — HIT-30, Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile uyumu, mesleki eğitim ve dijital dönüşüm düzenlemeleri — çeyrek bazında takvime bağlanmıştır. Bu, izlenebilirlik açısından önceki programlara göre bir ilerlemedir.

6.2. Teşhis edilen ancak araçla desteklenmeyen alanlar

Enflasyon ataleti ve endeksleme: Program kira, eğitim ve hizmet kalemlerindeki geriye dönük endeksleme sorununu açıkça teşhis etmekte, ancak bunu kıracak bağlayıcı bir mekanizma önermemektedir.

Kayıt dışılık ve vergi tabanı: Vergi yükünün yüzde 24,3’ten yüzde 25,1’e çıkması öngörülmekte, ancak artışın dolaylı vergilerden mi yoksa taban genişlemesinden mi geleceği belirtilmemektedir. Kayıt dışılıkla mücadele yirmi yıldır her programda yer almakta, hiçbirinde sayısal hedefe bağlanmamaktadır.

Gıda ve konut arzı: Program planlı üretim, sulama yatırımları ve sosyal konut projelerinden söz etmektedir; ancak depolama kapasitesi, soğuk zincir yatırımı veya yıllık konut teslim sayısı gibi ölçülebilir bir çıktı hedefi içermemektedir. Oysa gıda ve kira, hizmet enflasyonundaki ataletin iki ana kaynağıdır.

Doğrudan yabancı yatırım: Temel gösterge tablosunda hedef bulunmamaktadır. Yatırım ortamının iyileştirileceği taahhüt edilmekte, fakat sonucu ölçecek gösterge tanımlanmamaktadır.

6.3. Programın kapsamı dışında kalan alanlar

Enerji arz güvenliği ve jeopolitik risk, tanımı gereği ulusal politikanın kontrolü dışındadır ve Program bunu açıkça kabul etmektedir. Aynı şekilde küresel finansal koşullar, tarife politikaları ve iklim kaynaklı tarımsal arz şokları da dışsaldır.

Bu alanlarda Program’dan beklenebilecek olan sorunu çözmesi değil, tampon oluşturmasıdır: Rezerv birikimi, düşük borçluluk, çeşitlendirilmiş tedarik zincirleri ve eşel mobil benzeri geçici amortisörler bu işlevi görmektedir. Ancak eşel mobilin de bir maliyeti vardır: fiyat şokunu bugünden yarına ötelemekte, mali yükü bütçeye aktarmaktadır. Programda bu uygulamadan çıkış takvimi de tanımlanmamıştır.

Genel değerlendirme şu şekilde özetlenebilir: Program, bir istikrar ve dayanıklılık belgesi olarak yeterlidir; bir dönüşüm belgesi olarak eksiktir. Mevcut kazanımların korunması, borç dinamiğinin kontrol altında tutulması ve dışsal şokların etkisinin sınırlanması bakımından tutarlı bir çerçeve sunmaktadır.

Buna karşılık enflasyonun kalıcı olarak tek haneye indirilmesi, yurt içi tasarrufun artırılması, enerji bağımlılığının azaltılması ve işgücüne katılımın yükseltilmesi gibi kronik sorunlarda, teşhis ile araç arasında sistematik bir boşluk bulunmaktadır.

7. Politika önerileri

Aşağıdaki öneriler, Program’ın çerçevesini değiştirmeyi değil, ilan edilen hedeflerin tutturulma olasılığını artırmayı amaçlamaktadır. Hepsinin mevcut kurumsal yapı içinde uygulanabilir nitelikte olduğunu ifade etmek gerekir.

1. Gelirler politikası hedefe bağlanmalı: Asgari ücret, kamu ücretleri ve kira artış üst sınırı için ileriye dönük endeksleme kuralı ilan edilmelidir: ayarlamalar hedef enflasyon üzerinden yapılmalı, gerçekleşme hedefi aşarsa yıl sonunda telafi edici bir düzeltme uygulanmalıdır. Kural açıklandığı anda beklenti kanalından etki eder ve para politikasının yükünü hafifletir.

2. 2027 faiz dışı fazla hedefinin yükseltilmesi: Deprem harcamalarının sona ermesiyle boşalan yaklaşık 0,8 puanlık alanın en az yarısı açığın kapatılmasına ayrılmalı, faiz dışı fazla hedefi yüzde 0,1’den yüzde 0,5-0,75 aralığına çıkarılmalıdır. Bu, dezenflasyonun yükünü yalnızca faize yıkmayı önleyecek ve reel faizin daha erken düşmesine imkân verecektir.

3. Kamu yatırımına taban koymak ve bileşimini değiştirmek: Kamu yatırımlarının millî gelire oranı için yüzde 3,5’lik bir alt sınır tanımlanmalı; kompozisyon inşaattan sulama, enerji şebekesi, depolama ve lojistik gibi arz kapasitesini doğrudan artıran — dolayısıyla enflasyon düşürücü etkisi olan — kalemlere kaydırılmalıdır.

4. Gösterge tablosunu tamamlamak: Program Ek 1’e doğrudan yabancı yatırım hedefi, reel efektif kur varsayımı, kamu-özel yatırım ayrımı ve petrol fiyatı duyarlılık analizi eklenmelidir. Enflasyon hedefi nokta tahmin yerine olasılık aralığı (yelpaze grafiği) olarak sunulduğunda, sapma durumunda programın güvenilirliği daha az zedeleneceğini düşünüyorum.

5. Mali şeffaflığı artırılması: Kamu kesimi genel dengesinde Sosyal Güvenlik Kuruluşları fazlasının Genel Sağlık Sigortası açığıyla birebir netleştirilmesi, emeklilik sisteminin yapısal açığını görünmez kılmaktadır. Bu iki kalem ayrı raporlanmalı; kamu-özel iş birliği projelerinden doğan koşullu yükümlülükler yıllık bir ekte kamuoyuna açıklanmalıdır.

6. Arz yönlü tedbirleri ölçülebilir hale getirilmelidir: Planlı tarımsal üretimin kapsadığı ekili alan oranı, lisanslı depo kapasitesi ve yıllık sosyal konut/kiralık konut teslim sayısı için sayısal hedefler konulmalı ve çeyrek bazında raporlanmalıdır.

7. Vergi artışının kaynağı taahhüt edilmelidir: Vergi yükündeki 0,8 puanlık artışın dolaylı vergilerden değil, taban genişlemesi ve doğrudan vergilerden geleceği, usul olarak nasıl gerçekleştirileceği açıkça taahhüt edilmelidir. Kayıt dışılıkla mücadele için kayıtlı istihdam oranı gibi ölçülebilir bir anahtar performans göstergesi tanımlanmalıdır.

8. Hesap verebilirlik mekanizması kurulmalıdır: Enflasyon hedeften belirli bir eşiğin ötesinde saptığında, sapmanın nedenlerini ve telafi takvimini açıklayan yazılı bir raporlama yükümlülüğü getirilmelidir. OVP hedeflerinin güvenilirliği, ancak sapmanın kurumsal bir sonucu olduğunda tesis edilebilir.

8. Sonuç

Orta Vadeli Program (2027-2029), önceki programa kıyasla daha ihtiyatlı ve daha dürüst bir belge olduğunu ifade etmek gerekir: 2026 için yüzde 16’lık hedefte ısrar etmek yerine tahmini yüzde 28,4’e çıkarmış, 2027 hedefini yüzde 9’dan yüzde 21’e revize etmiştir. Bu, beklenti yönetimi açısından kısa vadede maliyetli ancak orta vadede doğru bir tercihtir; gerçekçi hedef, tutturulamayan iddialı hedeften daha güçlü bir çıpadır ve güven ile basireti artırır.

Buna karşılık Program, kendi teşhislerinin gerektirdiği araçları tam olarak içermemektedir. Enflasyon ataleti teşhis edilmiş ancak endeksleme kuralına bağlanmamış; imalat sanayii rekabetçiliği öncelik ilan edilmiş ancak reel kur varsayımı bu önceliğe alan bırakmamış; dönüşüm gündemi genişletilmiş ancak kamu yatırım oranı daraltılmıştır. En kritik gerilim ise yük paylaşımındadır: dezenflasyonun en sert adımının atılacağı 2027’de maliye politikası gevşemekte, yükün tamamı para politikasına bırakılmaktadır. Bu, yüksek reel faizin daha uzun süre korunması, dolayısıyla özel yatırımın baskılanması anlamına gelir — ki bu da Program’ın büyüme ve verimlilik hedefleriyle çelişmektedir. Ki, şuanda can çekişen sanayi işletmelerini yaşayamaz hale getirmek anlamına gelmektedir.

Sonuç olarak Program, Türkiye ekonomisinin bugünkü sıkıntılarını yönetme kapasitesine sahiptir; ancak mevcut haliyle bu sıkıntıları tam anlamıyla çözme kapasitesine sahip olduğu söylenemez. Aradaki farkı kapatacak olan, hedeflerin kendisi değil, hedefleri destekleyecek araçların — özellikle gelirler politikası kuralının, daha güçlü bir faiz dışı fazlanın ve ölçülebilir arz yönlü tedbirlerin — Program dönemi içinde devreye alınmasıdır.

Program dezenflasyon sürecine doğru bir şekilde odaklanmış, ancak dezenflasyon süreci sonrasına basireti çalıştıramamış; sıkılaştırma politikasının sebep olduğu ve olacağı makro ekonomik sorunları ortadan kaldırmak için risk unsurlarını tespit edememiş ve çözüm yolları geliştirememiştir. Zira dezenflasyon sürecindeyken şimdiden bu büyük sorunu teşhis etmek ve şimdiden önlemlerini, çözüm yollarını geliştirmek, uygulamak gerekir.