0
HER sabah yaşadığımız sıradan günler gibi değildir bayram günleri. Çok güzel olur benim için, bütün dünyayı kapsayan bir heyecanı ortak duygularla yaşamak. Bütün dünyanın aynı anda aynı şarkıyı farklı tınılarda söylemesi gibi bir etki yaratır bende bayramlar. Memleket kokar sokaklar ve çocukluğun aydınlık günlerini yansıtır insanlar. Renk renk, aheste aheste caddelerde, mahallelerde yürürken iz nırakan insanların cıvıltısı, coşkusu her daim etkilemiştir nedense beni.
Bayramların en vaz geçilmezi de büyüklerimizi, akrabalarımızı, dostlarımızı ziyaret etmektir. İnsanların birlik ve beraberlik duygusunu yaşaması, benzer duyguları birbirine aktarabilmesinin bir yoludur aynı zamanda bayramlar. İnsanın yakınlarının olması, ziyaret edebileceği dost ve ahbaplarının olması yaşanabilecek insani duyguların habercisidir de bize. İnsan, insan içinde yoğrulur ve insan içinde var olmayı, yaşamayı öğrenir. Yalnızlık, yoksulluk gibidir. Susuzluğun, açlığın, yoksulluğun hissettirdiği mahrumiyet duygusu ile eş değer bir duygudur yalnızlık hissi.
Franz Kafka; "En büyük yanlızlık patalojik yanlızlıktır" demiştir. Bu sözden yola çıkılarak belki binlerce kitap yazılabilir. Fakat yüzeysel olarak değerlendirildiğinde, insan hayatının dönüşümü ve bu dönüşümün insan ruhuna etkilerinden bahsedilmek istenmiştir. Mesela kentleşen ve hızla modernleşen dünyamızda insanların farklı ihtiyaçları oluşmaya başlar. İnsanlar bir ömür ilişki merkezli bir hayat sürmeye ihtiyaç duyarken, obje merkezli bir hayatın parçası olmaya sürüklenmektedir. İnsan yaşanan bütün olaylarda bir özne iken, modernleşen dünyanın bir bedeli olarak nesneleşmeye başlar. İnsan nesneleştikçe insani ilişkilerdeki rolünü, insani hedeflerini kaybetmeye başlar. Neticede insanların farklı beklentileri ve bu beklentilere yönelik farklı yaşam tarzları oluşur.
Bir bayram güncesi olarak belirlediğim yazı konusunda bayramı farklı bir tarafından ele almak istedim. Kalabalık şehirlerde yaşamamıza rağmen kimse ile diyalog içine giremiyor olamamak ne büyük bir eksiklik. Her gün binlerce insanla karşılaşıp, yanlarından öylece uzaklaşıp geçip gitmek ve kaybolan kalabalığın içinde yok olmak düşüncesi, insanı ruhen hasta eder. İlişkilerin yüzeysel yaşanıyor olması, insanların bayramlarına da yansır elbet. İnsanlar ilişkiyi doyum sağlayarak yaşayamadıkları için, bu doyuma da ihtiyaç duyduklarından dolayı, mutluluğu başka yerlerde aramaya başlarlar.
Mesele bayram günlerinde, tatil seyahatlerine çıkarak vakit geçirmek, bir takım bahaneler üreterek aile içi ilişkilerden uzak durmaya çalışmak, bayramda gelen misafirlerin yanına çıkmayıp arka odada uyumak ve evde yok dedirtmek değildir aslında. Çünkü insan bazen yalnız kalmak isteyebilir. Ya da eve gelen misafirinden hoşlanmıyordur, aile içinde yapılan muhabbetler gündemine girmiyordur belki vs…
Asıl mesele insanın ilişkisel bir varlık olduğunu unutmaya başlaması ve insanlardan değil de kendinden kaçıyor olmasıdır. İnsan olduğunu unutup da bir eşya gibi (nesne) gibi yaşamayı sürdürmek ve hastalıklı bir yalnızlaşmayı zorla benimsemek zorunda kalmak ne acıdır. İşte budur gerçek yalnızlık hem de patalojik yalnızlık…