Yaz tatilini iple çekeriz memlekete gitmek için. Bir yıl boyunca hasreti tüter burnumuzda memleketin. Aslında hiç çıkmamıştır aklımızdan. Doğduğumuz ve çocukluğumuzu yaşadığımız bu topraklar anne gibidir bizim için.

Fıkralarda dinlediğiniz Karadeniz'i biz her yıl yaz tatilinde doya doya yaşarız. Her gün yağmurlu ve nemli havasını, asabi ama mert erkeğini, cefakar lakin vefakar kadınını, gönülleri okşayan lehçesini, sıcak gündüzlerini ve soğuk gecelerini hissederiz iliklerimize kadar.

"Hoş geldin, ne zaman gideceksin" diye karşılanırsınız buralarda. Birden canınız sıkılır bu sözden. Sanki "niye geldin ki" dercesine bir söz gelir size. Bu nasıl 'hoş geldin' diye düşünürsünüz belki ama aslında candandır bu karşılama. Çünkü ne zaman döneceğinizi, dolayısıyla ne kadar kalacağınızı daha ilk geldiğinizde öğrenmek istemeleri sizinle ne kadar zaman geçireceklerinin tespiti içindir. Yoksa sizden ne zaman kurtulacaklarının merakı değildir. Bunu öğrendiğinizde bu soru sorulmadığında sıkılır canınız.

Geldiğimizden beri yağmur yağıyor buralarda. Haberlerde izlediğiniz sel ve heyelan felaketleri bu yüzden hep oluyor. "Bu nasıl memleket, her gün yağmur yağıyor" diye söylendik dostlarla çay içerken kahvehanede. "Hayır yeğenim. Burada hergün yağmur yağmaz" diye karşılık verdi Halim Amca yan masadan "Nasıl yani her gün yağmur yağmaz Halim Amca. Geleli bir hafta oldu ve her gün yağmur yağıyor" dedik. "Hayır" diye karşılık verdi tekrar Halim Amca. "Burada her gün yağmur yağmaz. Haftada iki sefer yağar. Biri üç gün sürer, diğeri dört gün sürer" deyince fıkra hazinemize bir yenisini daha eklemiş olduk.

Sevgiler gibi küskünlüklerde efsanedir buralarda. "Hanıma kızgındım. Akşam eve gidip zile bastım, hanım 'kim o' deyince inadına 'benim' demedim ve hanım da kapıyı açmadı, ben de eve girmedim" dedi Mustafa Amca. "Nasıl yani? Eve girmedin de sabaha kadar ne yaptın dışarıda" diye sordum. "Biraz bekledim ve sonra oğlumun evine gidip yattım" deyince kahvehanede gülüşmeler başladı.

Anlatmakla bitiremezsiniz buraları ve buraların insanlarını. Buralarda aldığınız enerji bir yıl yeter size gurbet ellerde ama her yıl gelmelisiniz tazelenmek için. Geldiğimiz gün evin önünde arabadan valizleri indirirken çocukluk arkadaşım Mustafa karşıladı bizi yolda. Ayaküstü sohbet ediyor, birbirimizin hatırını soruyorduk ki öteden çek sevdiğim ve saydığım bir komşumuz olan Mahmut Ağabey geliyordu. Bir gözüm onda diğeri Mustafa'da, hem sohbet ediyor, hem de Mahmut Ağabeyi karşılamaya hazırlanıyordum. Onun da bana karşı muhabbeti iyiydi aslında. Mustafa ile sohbete devam ederken bize doğru yaklaşan Mahmut Ağabeyin yüzündeki tavrı hiç beğenmedim. Her zaman gülümseyen Mahmut Ağabey bu sefer hem gülümsemiyor, hem de bize bakmıyordu. Adeta duvara sürtünürcesine yolun sağında selamsız sabahsız geçip gitti. Hayret ettim ve sebebini Mustafa'ya sorduğumda Mustafa gülümseyerek "Benimle konuşmuyor, ondandır" dedi. Birazdan Mustafa ayrıldı ve evine doğru gitti. Valizleri indirdik, ben özellikle eve girmedim ve Mahmut Ağabeyin dönüşünü bekledim. Aradan kısa bir zaman geçti ki öteden beri gelen Mahmut Ağabeyi gördüm. Bu sefer yolda yalnızdım. Bana doğru Yaklaşan Mahmut Ağabeyin tavrı değişikti. Bu sefer uzaktan bana bakıyor ve gülümsüyordu. Yaklaştı ve "Selamun aleyküm" dedi, Ellerini kaldırarak "Hoş geldin" diyerek bana sarıldı. "Aleykümselam, sağol Mahmut Ağabey" diye karşılık verdim ve hiç ara vermeden sordum. Mahmut Ağabey. Az önce sen buradan geçmedin mi" "Geçtim" dedi. "Pekala, niye selam vermedin" Mahmut Ağabeyin cevabı da hatıralarımıza bir yenisini ekledi. "Yanında sevmediğim bir adam vardı da ondan"

Siz enteresan söz ve diyalogları fıkralarda okur veya dinlerken biz onları her yaz bu topraklarda yaşıyoruz. Yüzümüzdeki gülümsemenin sebebini şimdi anladınız mı?